AKŞAM GAZETESİ | Ali Ulusoy | 2009-04-17

kategori2

Yeni Anayasa efsanesi

Halen yürürlükteki 1982 Anayasası'nın bütünüyle lağvedilip yerine yeni bir Anayasa yapılmasına acil ve zorunlu ihtiyaç var mı?
Yeni bir Anayasa yapılmasına önümüzdeki yerel seçimlerden sonra tekrar start verileceği anlaşılıyor. Geçtiğimiz yıl AK Parti'nin siparişi üzerine Özbudun Komisyonu tarafından hazırlanan yeni Anayasa taslağı kamuoyunda yoğun eleştirilerle karşılanmıştı. Bu eleştirilere göğüs germekte zorlandığından, bizzat sipariş veren parti bile bu taslağı sahiplenmedi. İşin doğrusu, adına 'Yeni Anayasa' denilse de, bu taslak mevcut Anayasa'nın -biraz da 'elyordamıyla'- genel rötuşlamaya tabi tutulmasından başka bir şey olamamıştı. Gerçekte yeni bir Anayasa değil, mevcut Anayasa'nın kapsamlı bir değişikliğinden ibaret taslak, bazı konularda olumlu yenilikler içermesine karşın, geneline bakıldığında tatminkar olmaktan uzaktı.
Aslında Türkiye'de mevcut Anayasa'nın bütünüyle 'çöpe' atılarak, tamamen yeni bir Anayasa'ya acil ihtiyaç bulunduğuna dair elde hiçbir somut ve rasyonel veri yok. Sokaktaki halktan, yani 'dipten gelen' bu yönde bir talep olmadığı gibi, siyaset ve hukuk kamuoyunun rasyonel kesimleri de böyle bir zorunlu ihtiyaç bildirmiyor. Ancak bir süredir belli bir kesimin bu konuyu sürekli gündemde tutmaya çalıştığı ve kamuoyunu yepyeni bir Anayasa fikrine hazırlama misyonu edindiği görülüyor. Bu 'psikolojik harekat'ın etkisiyle yepyeni bir Anayasa yapılmasına taraftar olanlar iki gruba ayrılıyor: Romantikler ve kurnazlar.
Romantikler, gayet iyiniyetle ancak safça, 'sihirli bir değnek' olarak gördükleri yepyeni bir Anayasa'nın ülkenin çoğu sorununu kendiliğinden çözeceğini sanıyorlar. Kurnazlar ise esas olarak statükonun laik ve üniter yapısıyla temelde sorunu olanlar. Asıl dertleri mevcut Anayasa'nın değiştirilemez nitelikteki ilk üç maddesini yepyeni bir Anayasa yaparak bertaraf etmeye veya sulandırmaya çalışmak. Hele Anayasa Mahkemesi'nin ilk üç maddeye ilişkin son içtihadından sonra, tamamıyla yeni bir Anayasa yapmadan ilk üç maddeyi başkalaştırmanın başka yolu olmadığını biliyorlar. Anayasa Mahkemesi bu son içtihadında, mevcut Anayasada yapılacak her türlü değişikliği ilk üç maddeye uygunluk -laiklik ve üniter yapı- yönünden denetime tabi tutacağını deklare etti.
Başka bir ilginç nokta, mevcut Anayasa'nın tamamen yeni bir anayasa yapmayı öngörmeyip, sadece bu Anayasa'da değişiklik yapılmasına izin vermesi. Yani zaten teknik olarak yepyeni bir Anayasa yapmak mümkün değil. Bunun için öncelikle bir Anayasa değişikliği yapıp, yepyeni bir Anayasa yapmaya bu Anayasa'da izin vermek gerekiyor. Böyle bir değişiklik ise yine Anayasa Mahkemesi'nin ilk üç madde denetimine tabi.
Mevcut Anayasada birçok sorun bulunduğu ne kadar gerçek ise, yepyeni bir Anayasaya ihtiyaç olmadığı da diğer bir gerçek. Ön yargılardan uzak ve titiz hazırlanmış kapsamlı bir Anayasa değişikliği ile bu sorun rahatlıkla çözülebilir. Ana muhalefet partisinin desteğini alamayan bir kapsamlı değişikliğin ise yargısal onay mekanizmasını aşamayacağı aşikar. Bunun ötesinde kimsenin kimseyi kandırmasına gerek yok.
Zaten bir şeyi bütünüyle yıkıp yeniden inşa etmek Batılı değil Doğulu anlayışını temsil eder. Doğulu sürekli yıkmayı ve bu yıkımdan kendisine kurnazlıkla pay çıkarmayı düşünür. Batılı ise gemileri yakıp yıkmadan ilerlemenin hesabını yapar.  Ey 'ortak akıl', şu ülkeye sadece turist olarak değil, yerleşmeye gel artık!