AKŞAM
Dünkü yazımızda ABD'de başlayan ve küresel düzeye yayılan krizin ortalama 20-24 ay zamanda bitebileceğini yazmış ve neden 20-24 ay sorusunu sormuştuk. Dün de belirttiğimiz üzere, Amerikan Ulusal Araştırmalar Merkezi'ne (NBER'e) göre ABD'de ekonomi tepe noktasını Aralık 2007'de gördü ve düşüş hala devam ediyor. Krizin ne zaman bittiğini, yani ekonomide artık dip seviyelerin ne zaman görüldüğünü de yine NBER açıklayacaktır. Dün yazı dizisinin ilk bölümünde Eylül-Ekim 2009 itibarıyla ABD'deki krizin bitebileceği tahminini yapmıştım...
Şimdi öncelikle bu tahminin ne anlama geldiğini açıklayalım. 'Kriz bitecek' dediğiniz zaman, sizi dinleyen veya okuyan biri, sanki eylül-ekim itibarıyla öyle bir şey olacak ki; tekrar hemen kriz öncesine dönecekmiş hissine kapılıyor. Yani eğer kişi şu an işten çıkarılmışsa, bu söylediğimizi şöyle algılıyor; 'Demek ki; eylül-ekim aylarında iş bulacağım' ya da aldığı evin fiyatı çok düşmüşse, sanki kriz bittiği anda evi kriz öncesindeki fiyata hemen ulaşacakmış algılamasına giriyor. Şunu net bir şekilde vurgulayalım ki, biz burada krizin dibi eylül-ekim ayları gibi görülür derken, küresel ekonomilerde ve bizim ekonomimizdeki, ekonomik verilerin o döneme kadar kötüleşmeye devam edebileceğini ama bu kötüleşmenin belirttiğimiz dönemlerde sona erebileceğini söylüyoruz.
Piyasalar insan kalbi gibi çalışır
SORU: Bazı yazarlar ABD'deki finansal krizin bittiğini bile söylemeye başladılar. Bankaların da artık daha fazla zarar yazmayacağı söyleniyor. Hangi ekonomik verilerde kötüleşme bekleniyor? Finansal kriz bittiyse, ekonomi niçin daha fazla kötüleşsin ki?
CEVAP: Finansal piyasalarda ortaya çıkan kriz ile reel ekonomik krizi birbirinden ayırmak gerekiyor. Dünyada yaşanmış olan geçmiş krizlere baktığımızda, genellikle birçok kriz, finansal piyasalarda yaşanan çok büyük ve dev dalgaların başlamasıyla ortaya çıkar. Finansal piyasalar bir insanın kalbi gibi çalışır. Ekonomide tasarruf edenlerden fonları toplar ve ihtiyacı olan kesimlere aktarır. İhtiyacı olan kesim, devlet olacağı gibi, yatırım yapmakta olan işletmeler de olabilir. 'Finansal piyasalarda kriz başladı' dediğimiz zaman, ekonominin kalbi durmuş demektir. Yani finansal piyasalar yapması gereken görevi yapamıyor demektir. Vücudun birçok bölgesine kan ulaşmayacaktır. İşte bu aşamada fon dediğimiz şey nakit paradır ve para benzeri varlıklardır. Nakit ulaşmayan işletmeler, hızla tasarrufa gitmeye karar verirler ve en kolay yol işçi çıkarmaktır. Aynı zamanda işletmeler stoklarını hızla azaltırlar. Çünkü satamayacaklarını bilirler. Bu sırada harcayan yani tüketici kesim de finansal piyasalardaki dalgalanmalardan ve kan akışının aniden durmasından korkmuştur. Üstelik etrafına baktığında işsiz kalanları görünce, daha az harcama yapmaya başladığında, reel sektör daha fazla nakit sıkıntısına girer. 'Volatilitiy Endeks' olarak adlandırılan ve benim 'korku endeksi' olarak tanımladığım ve piyasalardaki dev dalgaları gösteren endeks, bunu net bir şekilde ortaya koyar. Daha önceki krizlerde 45 seviyesinin üzerine çıkmayan dalgalar, bu krizde 90 seviyesine ulaşmış ve tsunamiye dönüşmüştür. Fakat bu endeksin şu an 45 seviyelerine gerilemiş olması, finansal piyasalardaki en kötünün bittiğini göstermektedir.
Reel sektörün daha fazla nakit sıkıntısına girmesi ve eğer krize girildiği sırada yüksek borç oranına da sahipse, bankalardan kaynak bulmakta zorlanır ve kaynak bulma maliyeti hızla artar. Bu da işsizliği daha da yukarı çekerken, bütçe gelirleri düşmeye ve bütçe açıkları hızla artmaya başlar. Çünkü hem karlar düşmeye başladığı için reel sektör daha az vergi öder ve hem direkt vergiler hem de harcamalar iyice kısıldığı için dolaylı vergiler (KDV, ÖTV vs) azalır.
Krizin miladı
Amerika'da krizin başlangıç miladı olarak Ekim 2008 dönemini alıyorum. Çünkü o dönemde Lehman Borthers isimli dünyanın en büyük yatırım bankalarından birinin batmasına göz yumulmasıyla birlikte kalp durmuş ve kimse kimseye elindeki nakdi vermek istememiştir. Yani finansal piyasalar işlevini yitirmiş ve kendinden beklenen görevi yerine getirememiştir. Bu sırada ABD merkez Bankası (FED) piyasaya para sürerek bu nakit ihtiyacını karşılamaya çalışmıştır. Fakat ortaya çıkan depremin yarattığı hasarın büyüklüğünün tespitinin yapılması zaman almıştır. Kriz ilk başladığında hasar (finansal kesimin zararının boyutu) 1 trilyon dolar olarak tahmin edilmiş olsa da, zamanın ilerlemesiyle birlikte piyasa görmüştür ki; zararın boyutu 3.6 trilyon dolara kadar çıkacaktır. İşte bu aşamada, 'Şimdi sırada kim var ve kim batacak?' sorusu gündeme gelmiştir. Şubat ayında Citigroup isimli dev yatırım bankasının da zor durma düştüğü ve devlet yardımına ihtiyaç duyduğu görülmüştür. Yani piyasaların en sağlıklı şekilde işlemesini sağlayan ve can damarı olan NET BİLGİ'ye kimse ulaşamamıştır. Eğer ortada yeterli ve net bilgi yoksa en iyi çözüm kimseye paranızı kaptırmamak ve likit kalmaktır. Bu yüzden kriz zamanlarında 'cash is king (nakit kraldır)' sözü ortaya çıkmıştır.
Şimdi geldiğimiz noktada ise, FED bankalara yaptığı stres testleriyle bunların net durumunu ortaya çıkarmaya çalışmıştır. Önceki akşam ise FED faiz kararını açıklayarak yüzde 0.25 olan faizleri değiştirmemiş ama çok çarpıcı açıklamalar yapmıştır.
FED, yaklaşık 40 yılın ardından ilk defa uzun vadeli ABD Hazinesi tahvili alınacağını duyurmuştur. Bu da piyasalarda önemli değişiklikler yarattı. Buna göre FED, 750 milyar dolarlık mortgage, 100 milyar dolarlık Fannie-Freddie ve 300 milyar dolar uzun vadeli hazine tahvili alımı gerçekleştirecektir. Daha önceki toplantı tutanaklarında, ekonomik krizin 2010 başlarında son bulacağını söyleyen FED, bu toplantıda bu cümleyi son tutanaklarda kullanmamıştır. Bir bakıma piyasaya resmen şu mesajı vermiştir. 'Şu ana kadar para bastım ama yetmedi ve gerekirse karşılıksız da para basacağım ve kimsenin almadığı mortgage kağıtlarını alacağım.' İşte FED'in bu söylemi, piyasaların istediği mesajdır. Bu nedenle piyasalar, bu açıklamalar çok olumlu reaksiyon vermiş ve tüm dünyada dolar talebi düşünce (nasıl olsa dolar bollaşacak), dolar değer kaybetmiş, euro değer kazanmıştır.
Sonuç olarak finansal sistemin krizini bitireceğini ve gerektikçe nakit sağlayacağını FED kendisi söylemiştir. Fakat bu durum reel sektöre de hemen kan akışının hızla başlayacağını asla garanti etmez. Çünkü ABD'de işsizlik yüzde 5 seviyelerinden yüzde 8.1 seviyelerine kadar yükselmiş ve insanların hem harcama gücü hem de kredi bulma gücü zayıflamıştır. İrili ufaklı binlerce firma kapanmaya devam etmektedir.
Türkiye'de işsizlik oranı yüzde 18'lere çıkabilir
Yaptığım kriz çalışmaları göstermiştir ki, krizin finansal piyasalarda başladığı tarihleri 'başlangıç noktası' olarak alırsak, reel sektörün kötüleşmeye başlaması ve işsizlik, büyüme, bütçe açıkları, dış ticaret hacmi gibi temel ekonomik göstergelerin dibe vurması en az 6 ay en fazla da 11 ay süreyi bulmaktadır. Eğer Ekim 2008'i milat olarak alırsak, reel ekonomiye ait verilerin dibe vurması için en az 9 ay geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü ABD'deki finansal kriz, diğer ülkelerde ortaya çıkan finansal krizlerde olduğu gibi 1 ay gibi kısa bir süre devam etmek yerine, neredeyse 3-4 ay sürmüştür. Bu durumda Ekim 2008'e
9 ay eklersek, en iyimser tahminle temmuz, ağustos aylarının reel ekonominin verilerinin kötüleşmesinin duracağı aylar olarak yorumlayabiliriz. Amerika'da işsizliğin yüzde 10'u geçtiğini, ABD ekonomisinin büyümesinin yüzde 3-4 seviyelerine kadar düştüğünü ve bütçe açıklarının da GSYİH'ya oranının yüzde 13 seviyelerine çıktığını göreceğiz. Türkiye için ise işsizlik yüzde 18'lere kadar çıkabilecekken, bu yıl büyüme rakamının yüzde -5 veya -6 olması kimseyi şaşırtmamalıdır. Ama şunu bilmelisiniz ki; veriler dip olduktan sonra tekrar eski günlere dönmek de en az 9-12 aylık bir süreyi gerektirmektedir. Bugünkü yazımızda krizin dibinin ne zaman görülebileceğini ve 'dip' kelimesinin anlamını açıkladık.
Yarın: Kriz nasıl fırsata çevrilir, yatırım stratejileri neler olmalı?
Dr. Yaşar Erdinç