Her sabah, televizyonlardaki ana haber bültenlerinin ardından yapılan ekonomi sohbetlerine kulak kabartıyorum. Malzeme bol; her gün ekonominin daralmasıyla ilgili birbirinden dehşet verici rakamlar açıklanıyor. Borsalar iniyor çıkıyor, piyasa analizleri yapılıyor ve hilafsız her gün, uzmanlara yöneltilen şu klişe soru yöneltiliyor:
'Efendim, krizin dibini gördük mü?'
Bekliyorum ki biri patlayıp 'Hayır güzelim, bırak dibini görmeyi, daha her şeyin başında olduğumuzun farkında bile değiliz' desin. Alın işsizlik rakamlarını: TÜİK'e göre yüzde 15, TÜRK-İŞ'e göre yüzde 24'lerde...
Bundan büyük kriz olur mu yahu?
Memleketin çalışan kesiminin önemli bir bölümünün kayıtdışı istihdam edildiğini düşünürsek, facia tablosu herhalde biraz daha netleşir. Küçük iş sahipleri peş peşe dükkanlarını kapatıyor, piyasada kimse ödeme yapmıyor, zaten yasalar da ödeyeni ödüllendirmek değil cezalandırmak üzere kurulu, iş bulamayan genç erkekler 'şu günler geçene kadar bari askere gideyim' diyor. İyi de dönünce ne olacak? Şalteri kapatıp herkes askere mi gitsin? Çalışan kadınlar n'apsın? Böyle bir ülke var mı?
BEDELLİ ASKERLİK Mİ? HAŞA!
Kaba hesapla her dört kişiden biri işsiz olduğuna ve dünya işsizlik ortalamasında ikinciliğe oturduğumuza göre, siyasilerin artık saçma sapan tartışmaları bir kenara bırakıp ekonomiyi kurtarmak için bir araya gelip acil önlem planları üretmeleri gerekiyor. Hatta TSK, her ne kadar anayasa değişiklikleriyle daha çok ilgilense de, bedelli askerlik konusunu tekrar gündeme alabilir. Affedersiniz, size akıl öğretiyor değilim elbet, ama bu ortamda iş güç sahibi kalabilen birkaç bin insan, bu şekilde Türkiye'nin üretimsizliğine az da olsa çare olabilemez mi? Ama nedense bedelli konusu neredeyse vatan hainliği gibi algılanan meselelerden biri olmayı sürdürüyor. Neden? Memleket, silah altına alınacak genç erkekten geçilmiyor ki!
Ekonomi gurusu olmaya gerek yok: Bu kadar derin bir ekonomik kriz, beraberinde suç patlamasını da getirir, büyük sosyal bunalımları da... Bir sonraki seçimde -ki iki yıl göz açıp kapayana kadar geçer- en çok iktidardakini yıpratır, ama muhalefette olanı da teğet geçmez.
Kendi meselelerimize gömülüp, 'bize bi'şey olmaz' felsefesiyle yaşamaya devam ediyoruz. İyi de nereye kadar? Cem Yılmaz'ın pek komik reklamında dediği gibi 'Sky is the limiiit!' (sınır gökyüzüdür) diye bağırası geliyor insanın. Pazar pazar.
Dink davasının takipçisiyiz
Hrant Dink suikastı sanıklarının yargılandığı davanın 9. duruşması, yarın yapılacak. Erhan Tuncel'in sorgulanmasının bu celsede tamamlanması bekleniyor. Ayrıca Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan ve cinayet hakkında tanıklık etmek için başvuran altı kişinin dinlenmesi de söz konusu.
Cinayetin tasarlanması, işlenmesi ve cinayet sonrası delillerin saklanmasıyla ilgili olan tüm kişiler yargı önüne çıkarılmadığı sürece devletin bu utançtan kurtulması mümkün değil. Eğer gerçekten bir 'hukuk devleti'nde yaşamak istiyorsanız, her şeyden önce bu davanın takipçisi olun.