AKÅžAM 08 MART 2009, PAZAR
AÅŸk, elime geçtiÄŸinde akÅŸamüstüydü. Sabaha kadar okudum, uyuyamadım bitirmeden. O kadar çok aÄŸladım ki, gecenin bir vakti kalkıp yemek piÅŸirdim; kafam dağılsın diye. Tıpkı kitaptaki baÅŸkarakter Ella gibi ve tıpkı Rumi'nin karısı Kerra Hatun gibi....
ELİF AKTUĞ
'AÅŸk'ı okurken aÄŸlamak sadece hüzünlenmek deÄŸil ya da aÅŸk yaÅŸayamamaktan-aramaktan-bulmamaktan-kaybetmekten deÄŸil. AÅŸk içinizi temizliyor dip köÅŸe. Gerçek aÅŸka ÅŸahit olunca kendi kaybettikleriniz, kavuÅŸamadıklarınız zaten ne kadar da sığ kalıyor hayret ediyorsunuz. 'AÅŸk' bittiÄŸi zaman da aslında ne kadar içinizde olduÄŸunu ve hala içinizde olduÄŸu için ne kadar ÅŸanslı olduÄŸunuzu düÅŸünüyorsunuz.
Elif Åžafak'la (kendisi beni bütün gece aÄŸlatsa da kimi zaman ben onu güldürerek) kuru pasta ve çay eÅŸliÄŸinde 'AÅŸk'ı konuÅŸtuk. Åžafak için 'AÅŸk' ne ifade ediyor anlamak istedim. 'Sizin için ödül almak ne kadar önemli' diye sorunca, 'Ben okuyucudan öyle tepkiler alıyorum ki, benim için asıl ödül onlar' dedi. Bir romancı Nobel hayali kurmaz mı? Elif Åžafak kurmuyor. Yurtdışına bir Türk romancı olarak davet edildiÄŸi zaman kendini Türkiye'yi temsil ediyor hissediyor mu diye soruyorum, sadece kendini temsil edebileceÄŸini söylüyor. 'Ben' demeyi de, 'ben yazdım' demeyi de ayıp sayıyor. 'AÅŸk' aslında sensin, aslında aÅŸk kendimiziz ama bunu söylemeye korkuyoruz demek istiyorum ama diyemiyorum...
'AÅŸk'ı okurken çok aÄŸladım. Siz de yazarken aynı ÅŸekilde etkilendiniz mi?
Ben de bazı bölümlerini aÄŸlayarak yazdım. Hakikaten öyle bir ÅŸey oldu, hatta düzeltmelerini yaparken de aÄŸladım.
'Aşk'ı yazmaya nasıl karar verdiniz?
Uzun zaman önce aÅŸkla ilgili bir roman yazmak için yola çıktım. Son bir yıldır da kapandım, deli gibi hızla yazdım. Ama ben Åžems veya Mevlana hakkında yazayım diye yola çıkmadım, aÅŸkın yolu Åžems'ten ve Mevlana'dan geçti. Çıkış noktam aÅŸktı.
AÅŸk çok kutsal ama artık öyle yaÅŸanmıyor ve algılanmıyor ama kitapta her türlü aÅŸk var, aslolduÄŸu haliyle...
Zaten öyle baktığınızda aÅŸk her yerde, aÅŸkın dönüÅŸtürücü gücü belki evrenin görünmeyen ama her yerde olan sırrı. Ben de o ÅŸekilde inanarak yazdım. Bu yüzden de kitabın adını yalın haliyle 'AÅŸk' koydum. İnsanlar aÅŸkı hep bir tamlamayla kullanmak gereÄŸi duyuyor, sanki bir baÅŸka kelimeye ihtiyacı varmış gibi.
AŞKIN SIFATA İHTİYACI YOK
Büyük aÅŸk, yüce aÅŸk gibi deÄŸil mi?
Ya da efsanevi aÅŸk gibi. O sıfatlara gerek yok... Sadece aÅŸk, tek başına o kadar güçlü bir kelime ki! Ama biz onu tükettiÄŸimizi zannediyoruz. Halbuki bir yerden bakınca da aÅŸkın tükenmesi mümkün deÄŸil. O duyguları vermek için önünde arkasında bir ÅŸey olsun istemedim. Sadece 'AÅŸk'.
Kitapta beÅŸeri aÅŸkı ilahi aÅŸkla bir arada anlatıyorsunuz. Bunları kıyaslamak, bir araya getirmek mümkün mü?
Kıyaslamıyorum tabii ki birbirlerinden farklılar ama ortak damarları olduÄŸunu da düÅŸünüyorum. 'Yaratılanı severim Yaradan'dan ötürü' der ya Yunus, aslında bu bir çember. Her ÅŸey her ÅŸeyle, herkes herkesle baÄŸlantılı... Kucaklayıcı, kapsayıcı bir yerden bakıp yazmaya çalıştım.
Kitaptaki karakterler tamamen kurgu mu, duyup gördüÄŸünüz hikayeleri katıyor musunuz romanlarınıza?
Tabii ki duyduÄŸum ÅŸeyler etkiliyor beni. Amerika'da yaÅŸarken dikkat etmiÅŸtim, orada inanılmaz bir ilgi var Mevlana'ya. ÇoÄŸu da tam olarak neden ilgi duyduklarını bilmeden etkileniyorlar. Sanki manyetik bir ÅŸey var, çekiyor onları. Kimi kalkıp Konya'ya geliyor kimi Pakistan'a gidiyor. Böyle çok insan tanıdım. Kendi içimde yaÅŸadığım yolculuklar da oldu. Gözlemlerimden beslenmiÅŸimdir ama sonunda hepsi bir kurgu. Ella da Aziz de hatta Åžems ve Mevlana da kurgu.
Ben de bunu soracaktım, bu biryarı biyografidir-belgeseldir diyebilir miyiz?
Hayır, yarı belgeseldir diyemem, bu bir hata olur. Çünkü bu bir tarih kitabı deÄŸil, biyografi deÄŸil, akademik çalışma deÄŸil sadece bir roman. Ben o karakterleri öyle konuÅŸturdum. Tabii kendi okumalarımdan, Mesnevi'den etkilendim. Onları damıtarak bir imbikten geçiriyorsunuz, sonra ben bende kalan algıyı yazıyorum. Hepsi kurgu. Hatta Åžems'in kuralları da öyle. Benim bulduÄŸum ÅŸeyler.
Mevlana nasıl kavrıyor tüm insanları?
Mevlana herkesi cezbediyor, tarifsiz bir biçimde. Hem de sadece sözleriyle yapıyor bunu. Son 5 senede Amerika'nın en çok okunan ÅŸairi mesela.
'Aşk'ta Aziz karakterinin dediği gibi; Mevlana'yı sadece dindarlar mı anlar?
Bizim çok önyargılarımız var. Din söz konusu olduÄŸu zaman daha ÅŸehirli modern insanların kopuk olduÄŸu, bilmediÄŸi bir külliyat var. Bu da bana çok üzücü geliyor. Dinle, din felsefesiyle ilgilenmek illa baÄŸnaz olmak, yobaz olmak anlamına gelmiyor. Hatta illa dindar olmak anlamına da gelmiyor. Ruhaniyet diye, maneviyat diye, inanç diye bir ÅŸey daha var. Onu biz çok konuÅŸmuyoruz Türkiye'de. Çünkü çok çabuk kızıyoruz birbirimize, çok çabuk kutuplaşıyoruz. O yüzden üçüncü boyutu atladığımızı düÅŸünüyorum.
SUFİZMLE EL YORDAMIYLA TANIŞTIM
32. Gün'e katılmıştım ve Mehmet Ali Birand benim modernizmi ve baÅŸörtülü Elif Çakır'ın da muhafazakarlığı temsil ettiÄŸini söylemiÅŸti. Kim bunu nasıl anlar dış görünüÅŸe bakarak?
Çok haklısınız, dış görünüÅŸe bakıp deÄŸerlendiriyor, fazla kisvelere kapılıyoruz. Özellikle de türban tüm bu tartışmaların ortasında duruyor. Hiçbirimiz o kisveleri geçip ortak noktalarımızı konuÅŸamıyoruz. Halbuki öyle baksak belki de bu kategoriler havada kalacak.
Kitabı yazma sürecinizi ve Sufizm'le tanışma aÅŸamanızı merak ediyorum. Aziz karakteri gibi 's-u-f-i' harfleriyle adım adım mı tanıştınız?
Hiç bu sorulmamıştı bana, ben de merak ettim aslında tanışma mevsimlerim oldu mu diye. Tasavvufla tanışmam 14-15 sene önce oldu. Çok el yordamıyla, kendi başıma, ilgi duyarak oldu, garip bir ÅŸey. Bir ÅŸey çağırıyor sizi, siz o çaÄŸrıyı duyuyorsunuz aslında. Benim için tamamen bireysel bir deneyimdi. Böyle bir ailede, böyle bir çevrede yetiÅŸmedim. Etrafımda tasavvufla ilgilenen kimse yoktu. Daha çok kiÅŸisel ve entelektüel bir meraktı, inanç üzerine bir merak deÄŸildi. Okudukça sevdim, okudukça ilgilendim. Aslında her romanımda tasavvuf benimle bir alt akıntı olarak geliyordu. Bu defa ana akım oldu.
'AÅŸk'ta eski kitaplarınıza nazaran çok daha yumuÅŸak ve büyüleyici anlatmışsınız duyguları!
Ben bu kitabı aÅŸkla yazdım. Severek yazdım o karakterlerle bir ruhdaÅŸlık var. Arama mesafe koyarak yazmadım. İnÅŸallah okur da aÅŸkla okur. Yargılayarak, bir ÅŸeyleri tartışmaya çalışarak yazmadım. SevdiÄŸim bir ÅŸeyi, anladığım kadarıyla yazdım.
Ne kadar sürdü yazma aÅŸaması?
Bir sene sürdü ama çok yoÄŸun... Eskisi kadar inzivaya çekilerek yazmıyorum; annelikle beraber yazmak çok zor. Çok ÅŸükür bu anlamda beslendim de bambaÅŸka bir motivasyon oldu bana. Çocuklar uyuduktan sonra yazdım hep, baykuÅŸluk yaparak. Zannediyorum bu kitap benim içimde piÅŸiyordu zaten. Senelerce birikiyor sonra bir noktada yazmaya baÅŸlıyorsunuz.
EÅŸiniz Eyüp Can anlayışlı mıdır?
Etkileniyor tabii. Onu çok ihmal ediyorum, acayip bakımsız oluyorum, evin içinde aklım baÅŸka yerde dolaşıyorum. Bir ayağım bu dünyada, öteki romanın içindeki dünyada oluyor.
Bitince mi okuyor yazdıklarınızı?
Eskiden kendime saklar, bittikten sonra etrafımdaki daha az insanla paylaşırdım. Bu defa adeta her aÅŸamasında hem Eyüp'le çok konuÅŸtuk hem de yakın dost meclisiyle. O yüzden de kitap yakın dost meclisine ithaf edildi. Etrafımdan bilgi alarak, paylaÅŸarak yazdım. Bu da beni çok besledi.
Kendi kendinizden etkilenir misiniz?
Etkilenmem ve kitap bitince hemen uzaklaşırım. Belki size tuhaf gelecek ama ben yazdığım kitapları unutuyorum. Bir kitaptaki ayrıntıyı biri hatırlatırsa hatırlıyorum, yoksa aklıma gelmiyor. 9. kitabım bu ve hepsi bir diğerinden farklı. Kendini tekrar eden bir yazar değilim.
Her kitapta meselenizi anlatıp bitiriyorsunuz, galiba ondan.
Olabilir. Bir de yüzyıllardır yazarlar, sanatçılar, hepi topu beÅŸ-altı konu üzerinde dolaşıp duruyoruz. YaÅŸam, ölüm, aÅŸk, ayrılık, hüzün, hüsran. Belki bizi farklı kılan ne anlattığımız deÄŸil nasıl anlattığımız.
Kitabı kendilerine sırdaÅŸ görüyorlar
Mevlana ve Åžems'i kurgularken eleÅŸtirilirim kaygısı yaÅŸadınız mı? Sizi sevenler de çok eleÅŸtirenler de.
Bizde romanın tamamen hayal gücü ürünü olduÄŸu gerçeÄŸi bazen unutuluyor. Oysa dünya edebiyatına bakın. Her romanda farklı karakterler olur, farklı sözler söylerler. Tabii beÄŸenilir mi beÄŸenilmez mi diye düÅŸündüm. Her yazar sevilmek, okunmak ister. Ama yazarken bunu düÅŸünürseniz hiçbir ÅŸey yapamazsınız. Ben okurlardan o kadar sevgi görüyorum ki, bu beni çok besliyor. Türkiye'de çok iyi bir edebiyat okuru olduÄŸunu düÅŸünüyorum.
Gazete okumuyorlar, edebiyatla mı ilgileniyorlar?
Gerçekten de edebiyata çok meraklılar. İşin ilginç yanı bunların çoÄŸu çok farklı yaÅŸ gruplarından kadınlar. Kitabı sevdikleri zaman onu hayatlarının içine alıyorlar. Onu sırdaÅŸ gibi görüyorlar. Kitap elden ele geziyor; yengesine, ablasına, annesine okutuyor. Bu anlamda sıkı bir okuyucumuz var diye düÅŸünüyorum. Yazarı da kendine sırdaÅŸ görüyorlar.
Kız kardeÅŸ olmayı öÄŸrenmeliyiz
Nasıl deÄŸerlendiriyorsunuz Türk kadınını, sizce en temel sorunumuz ne?
Türkiye'de farklı kesimlerden kadınları bir araya getiren ve onların kadın olmaktan kaynaklanan sorunlarını konuÅŸtukları bağımsız platformların olmasını çok önemsiyorum. Fazla bölünmüÅŸüz biz; türbanlılar, modernler, gelenekseller gibi ayrımlar var. Aslında hepimizin kadın olmaktan doÄŸan sorunlarımız var. Bu demek deÄŸil ki sadece erkekler kadınları eziyor, kadınlar da kadınları eziyor. Kadınlar da ataerkilliÄŸin sürmesinde pay sahibi. Bunun biraz daha bilincinde olmak ve birbirimize destek olmak zorundayız. Daha eÄŸitimli olan kadınların birbirlerine çelme takmaları, köstek olmaları kabul edilemez. Bütün bunları kırmak ve kız kardeÅŸlik kavramını geliÅŸtirmek gerekli. BaÅŸka kadınlara kız kardeÅŸ olarak bakmak, desteklemek lazım. Mutlu olmalarını, baÅŸarılı olmalarını istemek lazım. Bunu Türkiye'de eksik olduÄŸunu düÅŸünüyorum. Zaman geçtikçe kız kardeÅŸ gözüyle bakmanın daha önemli olduÄŸunu görüyorum.