AKŞAM | CUMARTESI | 25 NİSAN 2009, CUMARTESİ
Ayten Soykök, pek çok kişinin izlediği 'Dudaktan Kalbe' dizisinin oyuncularından. Ama bunun yanında pek çok özelliği var. Çocuk oyunları yazıyor, yakında yeni kitabı çıkacak ve hastaların iyileştirilmesinde sanatın tedavi edici gücünden yararlanılması için çalışıyor.

Oyuncu Ayten Soykök, 'Dudaktan Kalbe' dizisinde dedikoducu bir kadın karakter olan Enise'yi canlandırıyor. Ama o tüm bunlara rağmen karakteri sevdiğini, çünkü onu anlamaya çalıştığını söylüyor. Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde oyunculuk eğitimi alan Soykök, hocalarının verdiği bir ödevi yaparken yazabilme becerisini fark etmiş. 'Temizlik Ülkesi' adını verdiği oyunu Şehir Tiyatroları'nda sahneleniyor. Yeni yazdığı bir başka oyun ise kitap olmak üzere; yayınevinde son hazırlıkları tamamlanıyor. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nde 'sanatın psikoterapideki gücü'nden yola çıkılarak hastaları müzik, dans ve resimle tedavi etmeyle ilgilenen bir grup hekimle çalışıyor. Ayten Soykök'le çalışmalarını ve oyunculuğa bakışını konuştuk.
Tiyatroya ilginiz nasıl başladı?
Ankara'da bir kız arkadaşım tiyatro seçmelerine girecekti. Onunla beraber, ben de eğlencesine girdim sınava. Keçiören Halk Eğitim Merkezi'nde 'Yeniçeltek' diye bir oyunda başrol verdiler bana. Tiyatro ne kadar kolay bir şeymiş, hemen bana başrol verdiler dediysem de işin içine girince öyle olmadığını anladım. Konservatuar sınavlarını bir türlü kazanamadım. Hep son aşamada eleniyordum. Üç yılın sonunda Müjdat Gezen Sanat Merkezi sınavına girdim ve İstanbul'a geldim. 'Atları da Vururlar' filminde ufak bir rolüm vardı. Bahçelievler Belediye Tiyatrosu'nda 'Şaşkın Koca'da oynadığım başrolden sonra tiyatro hayatıma son verdim. Çünkü benim anladığım tiyatro bakışına çok uzaktı.
Televizyon projeleri oldu mu bu arada?
'Halide Edip Adıvar', 'Baba Evi', 'Sıdıka', 'Hürrem Sultan' dizilerinde ayrıca 'Kayıp Cennetin İnsanları' filminde oynadım. Bir de 'Giz' diye bir film çektik. Ama gösterime girmedi. 'Kayıp Cennetin İnsanları' Antalya Altın Portakal'a aday oldu. Hiner Saleem'in 'Sıfır Kilometre' adlı filminde Saddam'ın hareminden kaçan Rus bir kadını oynadım. Berlin'de ve Fransa'da vizyona girdi ama burada girmedi.
Sinema filmlerinden yana bir şanssızlığınız var galiba?
Evet, üç sinema filmi yaptık ama ne ben izleyebildim ne de başkaları.
Aynı zamanda yazar yönünüzde var...
Okulda çocuk tiyatrosu dersimiz vardı ve öğretmenimiz bize bir çocuk oyunu yazmamız için ödev vermişti. Oyun şimdi Şehir Tiyatroları'nda oynuyor. İlk izlemeye gittiğimde en az çocuklar kadar heyecanlandım.
Hiç aklınızda yokken 'Yazar olarak bir şeyler üretebiliyorum' demek keyifli olsa gerek...
Tabii ki çok güzel. Sonra 'Sağır Sultan' diye bir çocuk oyunu yazdım. Onu da yeni bitirdim. 'Okuldan sadece oyuncu olarak çıkman gerekmiyor, neticede belki de yazar olacaksın' derlerdi. Bana bu kapıyı açtılar. Demek yazabiliyorum dedim kendi kendime. Bir oyuncu olarak kendimi yalnız hissediyordum. Yazabiliyor olmak beni iyileştirdi.
Kitap projesi nasıl şekillendi?
'Sağır Sultan' adlı hikayeyi bitirdim ama hikayenin bende bitmediğini hissettim. Bunu fark ettiğimde aynı hikayeyi farklı bir şekilde yazmaya karar verdim. Dolayısıyla çocuk oyunu büyüklere masal haline dönüştü. Ve kitabın adı 'Yanık Yüzler Ülkesi' oldu.
GAZETECİ OLMAK İSTERDİM
Peki, tesadüfen tiyatro seçmelerine katılmasaydınız ne olmak isterdiniz?
Gazeteci olmak istiyordum. Çantaları, kameraları, maceracı ruhları ilgimi çekiyordu. Yine bir keşif var aslında. Sistemin gizlediği şeyi ortaya çıkarmak isteği. Yaptığın işin önemi yok. Sana bunu yaptıran şey neyse bu his çok ilginç ve güzel. Kendini iyileştirirken dünyayı da iyileştirmek istiyorsun. Hayal kuruyorsun.
İstanbul Tıp Fakültesi'nde gerçekleştirdiğiniz projeden bahseder misiniz?
Orada Sanat ve Psikoterapi Birimi diye bir oluşum var. Dr. Nurhan Eren sanatın tedavi yönüyle ilgileniyor. Hastaları müzik, dans ve resim ile tedavi ediyorlar. Ben henüz hastalara girmiyorum. Biz sadece psikologlar, hemşireler ve pedagoglarla birlikte karakteri nasıl iyileştirebiliriz diye çalışıyoruz. Hastalığı hastada aramıyorsun. Hastalığı hastaya soruyorsun. Bu çok deneysel bir proje. Buradan nereye gideceğimizi bilmiyoruz. Belki ikinci aşamada hastalarla oyun hazırlayabiliriz. Mesela şizofren birine, şizofreniyle ilgili bir şey oynattığında o hastalığın dışına çıkacağı için kendindeki meseleyi görebilecek.
SIRADAN OLMAK CESARET İSTER
'İster istemez herkesİi analiz ediyorsun. Ve bunu farkında olmadan yapıyorsun. Pilates dersine gidiyorum; eski şöhretlerden biri geldi bir derse. Mesela, onu gözlemledim. Mavi toplar arasında sadece 1 beyaz top vardı ve onu seçti, sınıfın en sonuna geçti. Farklı olduğunu göstermeye çalışıyor. Nitekim başaramadı ve beyaz topu da bırakıp gitti. Kendi kendine acı çektiriyor o kişi. Sıradanlıktan korkmak insanı mutsuz eder. Hepimiz sıradan olmayı başarabilecek kadar cesur olmalıyız. Herkes farklı olma, farklı giyinme peşinde. Aslında kimse farklı değil. Duygularınla barışık, cesur olacaksın. Neysen osun işte!'
EKİN TÜRKANTOS