Kendisi için hayati bir maç ama o Fransa sokaklarında tek başına elinde kitapla dolaşıyordu...
Maça konsantre olmadığı belliydi? Acaba neyi okuyurdu? Stres mi atıyordu?
Yoksa nasıl olsa 'Her an ipim çekilebilir' diye işi boşmu vermiş, bilemiyorum...
O insan Teknik direktör Skibbe'di...
Bordeaux sokaklarını tek başına karışlayan Skibbe kendi dünyasında neyi yaşıyordu acaba?
Çünkü o elinde kitaplarla gezerken, Başkan Polat ve bir numaralı futbol danışmanı Kalli başbaşaydı.
İşte böyle bir ortamda takımı açıkladı...
Bordeaux maçı herkes için bir dönüm noktasıydı belli ki...
Yol ayrımında olanlar, yolun başına gelenler, kendi savunmasını hazırlayanlar, yani fırtına öncesi sessizlik yaşanıyordu. Hiç kuşkusuz herkes birbirinden gözlerini kaçırıyordu... Çünkü herkes gergindi...
Bu oyunun ilk dakikalarında açıkca hissedildi... Ama De Sanctis hem becerikli hem de şanslıydı...Takımın istekli oluşu, Milan Baros'un kazanmayı bu kadar çok istemesi artılardı...
Bence Baros'un ceza alanı içinde (23. dakikada) düşürülmesi penaltıydı, ama sarı kartla cezalandırıldı...
Hele Kewell'ın 'Ben daha ölmedim' mesajı vermesi net bir durumdu... Hele 17. dakikada gole bir karış yaklaşmışken rakip kaleci bu kez şanslıydı... Arda bu kez tempoluydu... Torpilli Lincoln'den bir şeyler yapması beklenip duruldu koca 45 dakika boyunca...Ama nerdeeee. İkinci yarıda Skibbe'nin kazanmayı en çok isteyen Milan Baros'u çıkarması uçuk bir karardı...
Stres, öfke ve günlerin getirdiği gerginlik...Ve bu ruh hali içinde futbol oynamaya çalışan oyuncular... Bence bu yükün altından iyi kalktılar... Sert, oyunu bozan, çok koşan bir ekip karşısında iyi direndiler, pozisyonlar da buldular. Fransa'da alınan bu beraberlik fırtınalı günleri az da olsa dindirdi. Ama fırtına asla geçmedi...
Skibbe'nin okuduğu kitabın finali nasıl bitti bilmiyorum ama Galatasaray'daki 'Son belli...'
Başkan Polat çizgiyi çekti...Ya olacak, ya olacak...Ya da tak sepeti koluna herkes kendi yoluna diyecek...