Çarşamba akşamı, Çeşme-Alaçatı'daki evinde solunum yetmezliği sonucu hayatını kaybetti. Gazeteler haberi, "Adnan Menderes'n yasak aşkı öldü" diye geçti. Bazıları da 'metres'i diye...
Son yıllarını astım krizlerinin yorgunluğu ve yoksulluk içinde geçirdi. 85 yaşındaydı ve birkaç dostunun gizli yardımıyla ayakta duruyordu.
Oysa o, 1950'li yılların en önemli kadını, bazı solcu ahmakların 'devrim' diye kodladığı '60 darbesinin en trajik figürlerinden biriydi.
Ayhan Aydan...
Ankara Devlet Konservatuvarı'ndan mezun olduktan sonra Alman müzik adamı Carl Ebert'in keşfiyle hızla yükselmiş ve 'Figaro'nun Düğünü'ndeki Susanna rolüyle rüştünü ispat etmişti.
19'unda dönemin saygın orkestra şefi Ferit Alnar ile evlendi.
Ama hayatına yön veren asıl macera, 1951 yılının sıcak bir yaz gecesi, bir akrabasının evindeki davette başladı. Çubuklu Barajı yakınındaki sayfiye evinde verilen davete, tek parti rejimini yerle bir eden Adnan Menderes de katıldı.
Başbakan bir ara operacıların oturduğu masaya yöneldi.
Ve galiba, kalbine isabet eden ilk kurşunu da o anda yedi.
Sanatçılara eşlik etmeye karar veren Adnan Bey, Ayhan Hanım'ın sandalyesini çekince, 20'li yaşlarını henüz ortalamış o kadından 'Koltuğumda gözünüz var galiba' karşılığını aldı.
Bir hafta sonra Adnan Bey'in 'yemek' ricasıyla buluştular. İkisi de evliydi. Üstelik Adnan Bey, kendisini hayranlıkla seyreden o genç kadına tam 25 yıl uzaktan bakıyordu.
Ayhan Hanım, birkaç ay sonra kocasından boşandı.
Gerisi... 27 Mayıs 1960'a, yani Adnan Bey'i idam sehpasına götüren darbeye kadar süren fırtınalı ve tutkulu bir aşk hikayesi...
Ve tabii bir de cunta rejimine direnen, sevdiği adamın aşağılanmasına seyirci kalmayan cesur bir kadının inanılmaz macerası...
Galiba Ayhan Hanım'ın Cumhuriyet tarihindeki çok önemli ve zarif rolü de buydu.
O, Yassıada'dan yayılan korku çemberi her yeri kuşatmışken askeri mahkemelerde 'yasak' diye incitilen aşkına sahip çıkan, sanık sandalyesinde aşağılanan sevgilisiyle gurur duyan ve onun için her tehlikeye meydan okuyan bir kadındı.
Türk siyaset tarihine kara bir leke olarak geçen Bebek Davası'nda çocuğunu öldürmekle suçlanınca güzel gözlerini mahkeme heyetine dikerek şunları söyledi:
"Adnan Menderes'i 1951'de tanıdım. Bütün emelim ondan bir çocuk sahibi olmaktı. Bunu başaramadım. Ancak hangi vicdansız ana üzerine titrediği bebeğinin öldürülmesine razı olabilir.
Ve bir de şunu: Ben bu adamı çok sevdim.
Bunlar Ayhan Hanım'ın kendisini 'Tatarım' diye seven Menderes için söylediği son sözlerdi. Aradan geçen 49 yıl boyunca bu aşk hakkında hiç kimseye bir tek söz söylemedi. Aşkını satmadı, magazine pazarlamadı, rantını yemedi. Çarşamba günü son nefesini verirken başucunda yine Adnan Menderes'in fotoğrafı vardı.
Bence, üç beş aklı evvelin beş para etmez darbesi bir gün doğru ve cesur sözcüklerle yazılırsa, o metinde bir tek güzel ses olacak.
Ayhan Hanım'ın cunta mahkemesine 'aşk'ın gücüyle attığı ve 'Ben o adamı sevdim' cümlesiyme şaklayan o tokatın sesi!
HASTALIK
KARİYERLE UÇKURUN ÇAKIŞMASI SENDROMU
KARİYER hırsı ile uçkur hırsının çakışması sendromu. Sık rastlanan ve şaşırtıcı olmayan hastalığın özeti şu: Paranın ve gücün getirdiği iktidar, mecazi iktidarı tetikliyor. İki iktidar birbirini teğet geçerse sorun yok. Ama çakışırsa... Ortaya Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok'un acıklı hali çıkıyor: Çek-senet tahsilatçı bir dostunun ikram ettiği bir hanımla uzun bir gece geçiren Başkan, sabah masasında yatak kaydını buluyor. Sus payı olarak 1 milyon dolar veriyor. Tam 'sıyırdım' derken kasedin ikinci kopyası geliyor. Soluğu 'akrabası' olan polis şefinin yanında alan Başkan, şantajcıyı yakalatıyor. Ama gece uzun(du) ya... Bu kez de piyasaya kasedin orijinali çıkıyor.
Kıssadan hisse: Başbakan boşuna 'teğet' demiyor!
Meçhul hisse: Bir ilçe belediye başkan ha deyince 1 milyon doları nereden buluyor?
ŞUURSUZ
KADINI İZ BIRAKMADAN DÖVMEK İÇİN NERESİNE VURMAK LAZIM HOCAM?
Hamdi Döndüren bir hoca. Ama öyle üfürükçü falan değil. Uludağ Üniversite'sinde profesör. Yani üfürükçü + boru değil. Hocaefendinin genç çiftler için yazdığı bir de kitabı var; adı "Delilleriyle Aile İlmihali"... Döndüren hoca kitapta faydalı öğütlerde bulunuyor. Mesela bekar zinasına 100, içki içene 80 değnek öneriyor. 9 yaşındaki kızlar evlenebilir buyuruyor. Ve 'Kadını yatakta yalnız bırakma cezası işe yaramazsa iz bırakmadan dövebilirsiniz' diyor.
Örnekle anlatırsak: Diyelim bir sevgiliniz var. Akşam iki kadeh içtiniz, hoop 100 değnek cepte... Eve geldiniz, ateşle barut yan yana durmadı, 100 değnek daha... E, kavga aşkın tuzu biberi. Halvet gerçekleştiği için yatak cezası hakkınızı kaybettiniz. Yani dayak şart. Ama kural; 'Karda yürü izini belli etme' kadar zor. Öyle bir döveceksin ki, feriştahı gelse anlamayacak. Peki nedir işin sırrı? İnanmayacaksınız ama akademik bir başyapıt olan kitapta bu dayağın teknik izahı yok. Kadının saçını mı çekeceksin, kıçına mı vuracaksın meçhul. Yazık, bir profesöre hiç yakışmıyor!
NOT: Uludağ Üniversitesi'nin 'meslekten atılmalı' dediği hoca, salı günü YÖK'e hesap verecek. Üyeler ya gençleri bu adamdan kurtaracak ya da "Kadınlarımızı döndüre döndüre dövüp iz bırakmayan Döndüren'ler kolay yetişmiyor" deyip tarihe geçecek.
RÜYA ÇETESİ
Pazartesi günü, İsrail Ordusu'nun açıklamasına kızan Kayseri Türk Eğitim Sen 2 No'lu Şube Başkanı Ali İhsan Öztürk ile bir grup öğretmen, Adolf Hitler'in ruhu için 'helva' dağıttı. Bunu da Cumhuriyet Meydanı'nda yaptılar.
Eyleme, psikanilizin babası Freud'u mezarında ters döndürecek bir rüya ilham verdi.
Başkan Öztürk rüyasında Hitler'i gördüğünü ve kendisine şunları anlattığını söyledi: Hitler Bey rüyamda, 'Bush'un Irak'ta yapmış olduğu katliamlar benimkinden daha mı geri? Siz bu şekilde devam ederseniz, hakkımı helal etmeyeceğim. Helva dağıtırsanız hakkımı helal ederim!
Eğer yalan söylemiyor ya da akli meleklerinde bir sorun yoksa Ali İhsan Bey'in termik santral gibi komplike çalışan bir bilinçaltı var. Çünkü:
- Ölü arkasından helva dağıtmak Müslaman geleneği. Cehennemde din değiştirmediyse Hitler Hıristiyandı.
- Hadi diyelim, Öztürk rüyanın etkisinde kalıp sapıttı. Küçücük çocukları emanet ettiğimiz öğretmenlerin o 'panayır'da ne işi vardı?
- Hitler'in sende ne hakkı var Ali İhsan Hoca? Ödünç gaz mı aldın, yoksa özel tekniklerle imal ettiği sabunlardan mı kullandın?
'Pes' diyebiliyorum.
MEDYA
'Acıtır' diye korkuyor evlenmiyor
Başlığı muhafazakârlaşan Sabah'ın magazin eki Günaydın atmış. Ama sandığınız ya da editörün sanmanızı istediği gibi değil: Manken Başak Sayan, 'Evlilikten korkuyorum. Çocuğun olsa, ayrılsan. Büyük travma. Bir de ben ayrılık acısını zor atlatıyorum' demiş. Editör böyle özetlemiş!
Haftanın sözü
Etik olmayabilir doğru. Ama çok büyük etik olmayan bir şey yok!
Mehmet Sevigen