IMF bundan dört gün evvel Küresel Finansal İstikrar Raporu'nu ve ondan bir gün sonra da geleceğe dönük tahmin raporu olan World Economic Outlook raporunu yayınladı.
IMF'in Küresel Finansal İstikrar Raporu'nda tüm dünya bankacılık sektöründe yazılabilecek potansiyel zarara ilişkin tahmin 4.1 trilyon dolar olarak gerçekleşti. Ancak IMF bugüne kadar bu miktarın sadece üçte birinin gerçekleştiğini vurguladı. Bu zararın 2.7 trilyon dolarlık bölümü ABD kaynaklı ve bu sayı ocak ayında yayınlanan 2.1 trilyon dolarlık tahmine göre çok daha yüksek. IMF, gelişmekte olan ülkelerin 2009 yılı yeni finansman ihtiyacının da 1.8 trilyon dolar kadar olacağını tahmin etmiş bulunuyor.
IMF tarafından yapılan tahminlere baktığımız zaman IMF'in reel büyüme açısından 2009 için resmi hükümet tahmini olan eksi 3.6 yerine eksi 5.1 tahminini verdiğini görüyoruz. 2010 için resmi tahmin yüzde 3.3 idi, IMF bunu da aşağıya çekiyor ve artı 1.5 tahmini veriyor. Yani daha kötümser!
IMF 2009 için yüzde 7.1 ve 2010 için yüzde 6.5 olan resmi hükümet tüketici fiyatları enflasyonu tahminini, yıl sonu verileri ile bakılan tahminde, 2009 ve 2010 yıllarının her ikisi için de yüzde 6.5 olarak vermekte. Büyüme düşük olduğu zaman iç ve dış talep zafiyetinin enflasyonu aşağıya çekmesi de gayet normal. Biz daha da düşük olacağı kanısındayız.
IMF tarafından yapılan cari açık tahminleri de resmi hükümet tahminlerinin altında. Burada bir sürpriz yok. Büyüme yavaş olursa cari açık da daha küçük oluyor (cari açığın gelir elastikiyetinin kur elastikiyetinden daha büyük olduğunu bu satırlarda defalarca ifade etmiştik ama inandıramamıştık). IMF 2009 için hükümet tahmini eksi yüzde 1.9 cari açık/GSYİH oranı yerine daha düşük eksi 1.2 öngörürken, cari açığın 2010 yılında hükümet tahmini olan eksi 3.0 yerine eksi 1.6 olarak gerçekleşeceğini vurgulamakta.
Bu sayıların anlamı, şu anda IMF tarafından global olarak krizin dibine çok yaklaşıldığı düşünülen, ama krizden çıkışın oldukça uzun süreceği vurgulanan global ortamda, ülkemizde, banka sistemi veya döviz çöküşü olmasa da, kredi yavaşlaması sonucu reel büyüme kötüleşmesi ve dış finansmanın zorlaşması veya pahalılaşması sonucu görülecek toparlanma süresinin hızının hükümet tahmininden daha uzun olacağıdır.
IMF ile yapılacak bir anlaşmanın belirsizliği ortadan kaldırarak ve ülkemizin, Doğu Avrupa'daki, bizim 1994 ve 2001 yılında yaşadığımız ve geride bıraktığımız tür döviz sorunları yaşayan ülkelerle bir kefeye konması derdinden kurtulmamızı sağlayarak çok faydalı olacağını düşünüyorum. Ayrıca IMF anlaşmasının parasal genişleme ve bütçede açık vererek reel tarafı destekleme ve talep tamiri operasyonlarının daha kolay yapılması için kaynak sağlayacağını da umuyorum.
Tabii iş burada bitmiyor. Enerji konusunda dışa bağımlılığımız, yapılan reforma rağmen dev sosyal güvenlik sistemi açığımız ve istihdamdaki büyük artışı frenlemek için vatandaşa beceri kazandırmak ve yeni iş alanları açmak için yapılması gereken atılımların finansmanının da, IMF olanaklarından sağlanmasının çok faydalı olacağını düşünüyorum.
Kaldı ki şu anda yanlış nedenle (durgunluk!) fazla veren aylık cari dengenin ve küçük açık veren yıllık cari denge açıklarının, birkaç yıl sonra (reel büyüme geri gelince) gene büyük sayılara baliğ olacağını da unutmamalıyız. Bugün susmuş bulunan cari denge açığı uzmanları ve yüksek faiz düşük kur edebiyatçıları o günler gelince gene sütundan feryada başlayacaklar ve milletin moralini bozacaklardır.
Yani bir yandan kısa vade önlemleri alınırken, diğer taraftan da orta ve uzun vade planları yapılmak zorunda!
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.