AKŞAM GAZETESİ | Bahri Havadır | 2009-04-27
Filmin finali acı sonla bitti. Herkes kahkahalarla gülüyordu ki acımasız iki kurşunla perde kapandı. Hem de bir daha açılmamacasına. Yani başka bir deyimle bu kez serçe zıplayamadı. Bordeaux maçında da aynı senaryo vardı. 3-1 galipken 3-3'e gelen skor sonra Sabri'nin füzesiyle hayata dönüş vardı. Dün yine aynı film vizyondaydı. 2-0 öne geçilen maçta Kewell'ın Metin Oktayvari attığı penaltı, ardından Arda'nın Almanları maymuna çevirip Baros'a attırdığı gol. Ne olduysa ondan sonra oldu. Yani üç dakikada her şey alt üst oldu. 2 şok golde De Sanctis'le savunmanın dağınıklığı ve kaybolup giden hayaller. Ve yok olup giden Şükrü Saracoğlu Stadı'ndaki final umudu. Hepsi ama hepsi göz açıp kapayıncaya kadarki zaman diliminde tükenip sel olup gitti.
Ali Sami Yen'deki herkes bir an 'Yok canım olamaz bu kötü bir şaka' diye düşündü ama tabeladaki gerçek ortadaydı. Şimdi dileyen herkes Lincoln rezaletti, Arda mükemmeldi, Baros çalışkandı, Hasan Şaş yuhalandı, Hakan Balta elinden geleni yaptı, De Sanctis zaten kaleci değil gibi kritikleri yapabilir. Hatta dileyen 'Abi sen söylemiştin. Bu Bülent Korkmaz hoca falan değil' gibisinden ahkamlar da kesebilir. Ama futboldaki bir gerçeği kabul etmek gerekir. Futbol asla şakaya alınacak bir oyun değildir.
Tam kazandım deyip havaya girdiğin anda elin oğlu gazını fena alır. 2-0 önde olup 3-2 maçı kaybetmek öyle kolay kolay mantıkla izah edilecek bir durum değil. Skoru korumayı beceremiyorsan buna kader diyemezsin. Özet şu: gişe hasılatı kıracağım diye Ali Sami Yen'e çıkan Galatasaray'ın vedası seyirciyi gözyaşına boğdu. Buna kader demek saçmalığın ta kendisi bence.