AKŞAM GAZETESİ | Mehmet Kenan Kaya | 2009-04-27
Salı günü Reuters bir haber geçti ve Ürdün'de yaşayan Smagiel adlı kedinin 4 yavrusunun yanı sıra anneleri trafik kazasında ölen 4 köpek yavrusunu da emzirdiğini duyurdu.
Aynı günün akşamı Cihangir Parkı'nda iki köpek kavga etti. Kavga o kadar şiddetliydi ki, sahipleri ayıramadı. Araya, yıllardır o parkta yaşayan Akbaş kırması Delikız girdi. İki köpeğin ortasında durdu. Ve havlamaya başladı. Aslında havlamıyor, 'Kavga etmeyin, canınız yanar' diyordu. Şiddeti insanlardan dayak yiyerek öğrenmiş bir hayvan olarak onlara 'ablalık' yapıyordu yani...
Odamın duvarında Serdar Turgut'un 'Köpeğin Asaleti' başlıklı bir yazısı asılı. Yazının ilk cümlesi şu: Ben bir daha birine kızdığımda katiyen 'köpek' demeyeceğim. Çünkü köpeklerde 'kızılmayı hak eden insanlar'da rastlanması mümkün olmayan bir asalet var.
O günü hatırlıyorum: Serdar Bey, yanıma gelmiş ve gözleri dolarak 'Afet öldü' demişti. Sonra da masasına oturup 'Akşamüstü bahçede bir anda gözden kaybolmuş. Öleceğini anlayınca bir köşeye saklanmış. Köpekler asil oldukları için ölüme göz önünde gitmeyi sevmezler' diye yazmıştı.
Bütün bunları 'Panter Emel duyarlılığı' olsun diye yazmıyorum elbette. Yazmakta zorlandığım bir kepazeliğe kulp takmaya, müptezelliği 'okunur' kılmaya çalışıyorum.
Şimdi mesele şu:
AKP Balıkesir Milletvekili Cemal Öztaylan, perşembe günü Bandırma'da düzenlenen bir mitinge katıldı ve partisinin Belediye Meclisi 1'inci Sıra Adayı Celil Karabıyık'ı seçmene tanıttı. Ve haykırarak yaptığı konuşmada ne dedi biliyor musunuz?
'Bu adam, sizin ve benim gibi hayvanların rahat yaşaması için babasını toprağa veren kişidir'... Evet, noktası virgülüne aynen bunları!
Diyelim, 'edebiyat matinesi'nde metin çözümlemesi yapıyoruz. Elimizde de şimdiden Türk siyaset tarihine geçen bu cümle var.
1 Bu sözler kime ait? Meclis'te Türk milletini temsil eden bir vekile! Vekil, seçmeni hangi sözcükle tanımlıyor: 'Hayvan' diyerek... Peki, hayvanlar oy kullanabiliyor mu? Hayır!
2Cümlenin alt metnine göre, hayvan (yani halk) aslında rahat etmesi gerekmeyen bir canlı türü. Ama o, 1'inci sıraya öyle bir abisini koyuyor ki, onun hayvanları bile rahat ettireceğini düşünüyor.
3Niye? Çünkü 'bu adam' diye söz ettiği adayın babası ve ağabeyi şehit olmuş!
Burası basit: Onlar canını vererek ülkeyi koruduğu için hayvanlar güven içinde yaşıyor.
4Cümlede geçen öteki hayvan kim? Öztaylan'a göre bizzat kendisi. Çünkü 'Benim ve sizin gibi hayvanlar...' diyor.
5 Peki Öztaylan hayvan mı? Hayır! Çünkü Meclis'e için en az ilkokul mezunu olmak ve Anayasanın 76'ncı maddesindeki seçilme yeterliliklerine sahip olmak gerekiyor. Ama teorik olarak bir hayvanın bunu yapması mümkün değil. 76'ncı maddeyi geçtim, Türkiye'de hayvanlara ilkokul diploması veren bir okul bile yok.
Yani cümledeki bütün veriler yanlış!
Öyleyse bu seçim kepazeliğinin bize verdiği mesaj ne?
En acıklı olanı şu: Bir halk kendisine hayvan diyen bir milletvekilini niye alkışlar?
n Hadi, AKP'nin umurunda değil diyelim. Halka hayvan diyen bir adamın Meclis'e girmesini engelleyecek bir düzenleme, bu halkın onurunu koruyacak bir mekanizma yok mu?
Şehitleri siyasete alet etmek günah değil mi? Bir insanın babasını ve ağabeyini şehit vermesi siyasi kariyerinde basamak olabilir mi? Ya 'bu adam' babası ve ağabeyi gibi değilse! 5 parmağın 5'i bir mi?
Öztaylan kendisini hayvan diye tanımlıyor ama davranışları Smagiel'inkine, Delikız'ınkine, Afet'inkine hiç benzemiyor. Mesela Afet kimseyi üzmemek ölümünü saklıyor, Öztaylan, 30 yıldır bu ülkenin içini yakan gencecik insanların ölümlerini meydanlara taşıyor. Siyasete endeksliyor.
Bir de.... Bence birinin kendinden hayvan diye söz etmesi yakışık almıyor. Ayrıca gerçeği de kuşatmıyor. Türkçe zengin dil. Bence başka sözcükler de var!
10 BİN GÜN SAKLANAN MEKTUP
Kenan Evren, o sırada Marmaris'e henüz yerleşmemiş, ortancalarını sulamaya başlamamış, 'Sibel, tam resmi yapılacak kadın olmuşsun' kıvamına gelmemişti. Bol yıldızlı üniformasıyla darbesine son rötuşları yapıyor, Köşk'e çıkmaya hazırlanıyordu. Demokrasiye geçilmemiş, yani meydanlara halka 'hayvan' diye seslenen siyasetçiler peydah olmamıştı henüz!
Çabuk unutuldu ama... Picasso'nun mavi evresi gibi, paşa ressamın da kırmızı evresi vardı.
Ramazan Yukarıgöz, 1983'te, yani o evrede asıldı. Ölmeden önce annesine bir mektup yazdı: Değerli Anama... Sana olan borcumu burada şereflice ölerek ödemek istiyorum. Seni canından çok seven oğlun... Anne Aysel Yukarıgöz, devletin 'sakıncalı' bulduğu bu mektubu okuyabilmek için tam 26 yıl bekledi. Ve geçen hafta, yani yaklaşık 10 bin gün sonra o sararmış kağıda kavuştu.
Ve o gün, sesi titreyerek 'Bu mektubu alana kadar ölmedim. Bunu yapanların yargılandığını görene kadar da ölmeyeceğim' dedi.
Galiba, geçen hafta yaşanan tek umut verici gelişme de buydu:
'Sizin benim gibi hayvanlar' diye konuşan bir vekilin hala vekil olduğu bir ülkede umudunu korumak!
Off Madımak!
Seçmene 'hayvan' diyen bir vekilin alkışlandığı bir ülkede neyin marka değeri hızla yükselir: 37 insanın diri diri yakıldığı bir otelin!
Geçen hafta bir emlak sitesinde Sivas Katliamı'na sahne olan Madımak Oteli'nin satılık ilanı yayınlandı. Ve o toplu mezar, 5 katlı, 44 odalı, 80 yataklı. Günümüzde, her gün artan marka değeriyle dikkat çekmektedir sözleriyle pazarlandı. Üstelik tam 9 milyon 950 bin euro'ya... Bence şu sözcüklerle de pazarlanabilirdi:
... Belki sararmış
eski resimlerde kalırım
belki esmer bir
çocuğun dilinde.
bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti
değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç...
dizelerinin şairi Behçet Aysan'ın da yakıldığı otelimiz satılıktır!
Ama o zaman marka değeri yükselmez, 9 milyon 950 bin euro etmezdi değil mi?