AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-04-27
Dün Harp Akademisi'nde Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un 'Yıllık Değerlendirme Konuşması'nı dinledik.
Akademik yetkinliği ön plana çıkan konuşmanın, esas olarak; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluş kavramları, felsefesi ve ilkelerini yönlendirmelerden ve yozlaşmalardan kurtararak asli anlam ve kapsamlarına kavuşturmayı hedeflediğini gördük.
Demek ki, Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluş kavramları, kuruluş felsefesi ve kuruluş ilkelerinin kasıtlı veya bilinçsizce yanlış tanımlanmaları veya yorumlanmalarında önemli sorunlar görüyor.
Kavramlar, felsefe ve ilkelerin bizatihi Kurmay Başkanı'nın ağzından hatırlatılması ve bu tashih çalışması sırasında Anayasal metinlerine yönelinmesi güvenlik ölçütünde 'Kurucu İlkeler'in kapsayıcı ve birleştirici özelliklerini öne çıkarttı.
Başbuğ'un konuşmasında, Silahlı Kuvvetler'in 'news management' ile sıkıştırılmaya ve kamuoyunun yanıltılmaya çalıştığı üç konuya özellikle yer vermesi önemliydi.
Bunlardan ilki, inanç konusuydu ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 'din karşıtı' gösterilme çabasına yetkin bir yanıt oluşturdu.
İkinci önemli konu, Silahlı Kuvvetler'in siyaset dışında pozisyonlanması ve 'demokratik laiklik' konusundaki vurguydu.
Ama, bana kalırsa en önemli vurgu 'Türk' kelimesi üzerine yapıldı.
Mustafa Kemal Atatürk'ün, 'Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran, Türkiye halkına, Türk milleti denir,' tanımını hatırlatan Kurmay Başkanı, konuşma metninde olmamasına rağmen, bu tanım içindeki 'Türkiye halkına' ifadesinin altını çizdi ve bunun yerine 'Türk halkı' denseydi anlamın tamamen değişebileceğine dikkat çekti.
Kavramı açan anahtar cümle ise şuydu:
''Türk milleti' tanımlamasındaki 'Türk' sözcüğü bir sıfat olarak değil, değişik unsurların hepsine verilen ortak bir isim olarak kullanılmıştır.'
Kurmay Başkanı'nın bu konuşmasıyla birlikte, Silahlı Kuvvetler'in de 'Türk' kelimesini bir ırkın nitelenmesi olarak değil, bir ulusun adı olarak anladığının altı çizilmiştir.
Dolayısıyla, ırka dayalı (doğuştan kazanılan) bir 'milliyetçilik' anlayışının Silahlı Kuvvetler tarafından kabul edilemez, ve fakat ulusa ait (sonradan edinilen, sözleşilen) milli özelliklerin temel olduğu ifade edilmiştir.
Demek ki, Silahlı Kuvvetler, diye düşünüyoruz, ulus devlet inşa sürecinin bu en temel kavrayışının çeşitli ırkçı düşünceler tarafından ve sonra onlara karşı geliştirilen karşıt ırk temelli düşünceler tarafından tehdit edildiği kanaatini taşıyor olmalı.
Kurmay Başkanı'nın bu ülkede 'asimilasyon'un hiçbir şekilde uygulanmadığının ve uygulanmak istemediğinin altını çizmesi de aynı derecede önemlidir.
O halde, Kurmay Başkanı ağzından da seslendirilen, Türk'ün bir sıfat değil, bir isim olduğu ve ulusumuzun ismi olduğu anlayışı, etnik çatışma senaryolarına karşı, 'Kurucu İlkeler'e dönülüp, panzehirin o ilkeler içinden çıkartılabileceğini göstermek maksadını taşıyor, diye düşünebiliriz.
Dileğimiz, üniversitelerimizin de, 'ulus' kavrayışımıza ve 'ulus devlet modelimize' yönelik teorik çalışmalarda hiç olmazsa Kurmay Başkanı düzeyinde katkıda bulunması...
Ulusal birliğimizin ve ulus devletimizin bekasının ırk düzeyindeki milliyetçilikte değil, ulus düzeyindeki 'millilikte' saklı olduğu gerçeği akademinin de, medyanın da ilgi alanına girmeli.