AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-04-27

kategori2

Nereye yatıralım?

Gazete yazarlığı  tuhaf bir şey. İnternet çıktığından beri de oldukça zor bir iş haline geldi. İpini kopartan oturuyor bilgisayarın başına ve eleştiri yağdırıyor, küfürler ediyor, ideolojisini, inanç sistemini devreye sokup hakaretler yağdırıyor. Hele siz de kızıp cevap yazarsanız ilginç ve hatta iğrenç diyaloglar gerçekleşiyor. Durumu anlayabilmeniz için son günlerde bana gelen bir okuyucu mailini aynen buraya aktarıyorum.
'İyi günler, bundan 6 ay önce siz bir televizyon programınızda hazine bonosu alın demiştiniz. Ben de öyle yapmıştım, daha doğrusu yaptırmıştım. 22,30 dan aldık. Sonra faiz oranları % 26-27'ya çıktı. Eşimle aramızda soğuk rüzgarlar geçmeye başladı. Tabii ben de size yazmıştım, niye insanları doğru yönlendirmiyorsunuz diye! Siz de beni spekülatif amaçlar gibi şeylerle itham ettiniz. Halbuki ilgisi yoktu. Şimdi faiz oranları çok düştü. Eşim bana soruyor ne yapalım diye. Ben de ona  'Sen bu işi iyi biliyorsun!' diyorum! 6 ayda tüm getirinin % 66'sını aldık. Geriye 14 ay kaldı. Yani yüzde % 33'lük kısmı. Teşekkür ederim. İyi ki varsınız!'
Bu tür maillerin bir tek sorunu var. İktisatçı ile finansçıyı ayırt edemiyor okurlar ve sadece okurlar değil, televizyon-gazete yöneticileri, yani medya geneli.  İktisatçı toplum açısından olaya bakar, kişisel-bireysel  yatırım danışmanı değildir. Finansçı kişiye yatırım danışmanlığı yapar, kişinin çıkarını gözler. İktisatçı ise toplum genelinin. Ve bu ikisi arasında çıkar çatışması vardır. Örneğin faiz düşerse, toplumun kazancı vardır, çünkü borçlu kamunun faiz yükü düşer, bu da iyidir. Kredi kullanan tüketici ve üreticinin de faiz yükü azalır. Ama diğer taraftan başka bireylerin tasarrufunun kazancı azalır, onlar da başka alanlara geçmeye başlarlar, yeni dengeler oluşur. Tabii bu konu derin bir konudur, sonuçları daha pek çok dalga halinde analiz edilebilir, ama burada o konuya girmiyoruz.
Gerçek şudur ki, vatandaş size hep dolar kuru sorar ama siz aslında bu konuda cevap vermekten  kaçmaya çalışırsınız. Nitekim neye yatırım yapalım sorusuna televizyonda cevap vermek zorunda kalınca, sıkılarak en sağlam yatırım olan kamu kağıdı demiştim.
En son kurların 1.82 düzeyine geldiği ve 'medya aslanlarının' çoğunun 'dolar üç vakitte 2.1458239 TL' olur türü 'müthiş tahminler yaptığı gün' ben 'Her şeyimi TL varlıklara yatırırım!' dediğim zaman, bir 'cin' bana, 'Bu sözleri söylemek için kimden kaç para aldın?' diye bir mail de atmıştı. Bu hafta bir başka 'cin' bana 15 gün içinde Türkiye'de büyük finansal felaketler yaşanacağı tahminini içeren bir mail gönderdi. Kendisine 15 gün sonra gerçekleşmeleri izleyip görüşeceğimizi, beklemesini tavsiye ettim. Tabii gündemde böyle bir şey yok, ama insanlar ya dayak yememişler ya da kafayı yemişler. Uçan uçana!
Temelde bir fiyat olan kur ve faizin ekonominin tümüne ne etki yapacağını net bir şekilde anlamak sanıldığı kadar mümkün değildir. Çünkü fiyat hareketlerinden kazananlar da kaybedenler de vardır. Örneğin Tekstil İşverenleri'nin mesleki yayınında, Nisan 2009 sayısında aktarılıyor ki, yüksek doların tekstili böldüğü 11 Mart tarihinde Dünya Gazetesi'ne tekstil duayenleri tarafından verilen beyanatlar durumu özetliyor. Halit Narin demiş ki, 'Dolar düşse veya çıksa ne fark eder? Sonuçta bu sektör büyük çapta ithalata dayalı. Hammadde, aramalı dolar bazında alınıyor ve sanayicinin, üreticinin eline bir şey kalmıyor. Siparişler de kriz nedeni ile azaldığı için sürekli fiyat kırmak zorunda kalıyorsunuz!' Bu teze bir de çoğu döviz borçlusu tekstilcinin durumunu eklersek, yukarıda dediğim gibi sonuç pek açık seçik değil!
Özetle, ben kimseye finansal tavsiye verme işinde değilim.
Bu iktisatçıların işi değildir!