AKŞAM GAZETESİ | Nagehan Alçı | 2009-04-27

kategori2

AB sonrası gribi

Bir yanda komünist dönemin gri kalıntıları, diğer yanda AB'ye ait olmanın getirdiği 'Batılı' havası ile iki arada bir derede kalmış bir kent Bulgaristan'ın başkenti Sofya. Hafızada bıraktığı bir imajı yok. Kimliksiz sanki. Ama ondan da önemlisi sürekli bir 'geçiş' döneminde olması. Ve bu yönüyle Türkiye'yi hatırlatması...

***
İki gündür Sofya'dayım. Derdim 2007'de AB'ye üye olan ülkenin iki yıl içinde geçirdiği değişimi gözlemlemek. Ama bunun yerine Bulgaristan'a ayak basar basmaz kendimi hararetli bir tartışmanın ortasında buldum. Ülkenin tüm önde gelen siyasetçi, akademisyen ve politikacıları tek bir kavramdan bahsediyorlar: 'AB sonrası gribi'.

***
Bu kavram, Birliğe üye olduktan sonra ülkede baş gösteren sıkıntıyı anlatıyor. Durum şu: 15 yıl boyunca sadece
'NATO ve AB' rüyaları ile yatıp kalkmış Bulgarlar. Gelip geçen tüm hükümetler hedef olarak hep Batı cephesinde yer almayı koymuşlar. Ancak özellikle AB hedefi öyle ütopik görünmüş ki, hedefi derinleştirme gereği duyulmamış. AB üyeliğinin ne olduğu, ne getireceği ve bu hedefe ulaştıktan sonra nereye doğru yol alınacağı tasarlanmamış. Herhalde 'nasılsa gerçekleşmez' diye düşünülmüş.

***
İşte böyle bir arka planla AB'ye girmiş Bulgaristan. Ve biricik hedefine ulaşmış olmuş. Olmuş ama o da nesi? Bir de bakmışlar ki o hedefin arkasında ikinci bir hedef yok. Üstelik o hedef de öyle altın madalya kazanmaya benzemiyor. Bir şeyin sonunu değil, başını ifade ediyor.

***
Bu nedenle iki yıldır Bulgar politikacılar bir karmaşa içinde. Muhalefet koalisyondaki partileri suçluyor, iktidar da yıkıcı tutumu nedeniyle muhalefeti. Kısacası şimdilik AB üyeliği ülkeye pek de huzur getirmiş gibi görünmüyor. İnsanlar kendi yönetimleri yerine Brüksel'den yapıcı politikalar bekliyorlar ve bu olmayınca da AB'ye verdikleri desteği çekiyorlar.

***
Bilmem, Bulgaristan örneği yıllardır AB deyip de birliğin ne getirip ne götüreceğini, üyeliğe ulaşıldıktan sonra nasıl bir yol izleneceğini aklına bile getirmeyen politikacılara ders olur mu?

Enerji savaşları
Sofya 24-25 Nisan'da dev bir enerji konferansına ev sahipliği yapıyor. Bu konferans enerji konusunda Avrupa ve Rusya arasındaki  gerilimin ipuçlarını çözmek için müthiş bir fırsat.

***
Ukrayna ve AB bundan bir süre önce Ukrayna'da bağımsız bir gaz şebekesine olanak sağlayan bir anlaşmaya imza attılar. Bu anlaşma haliyle Moskova'yı çok rahatsız etti.  

***
Rahatsızlığını göstermek ve Avrupa'nın Rusya olmadan gerçekleştirmeye çalıştığı enerji projelerine tepkisini belli etmek için Rusya Başbakanı Vladimir Putin Sofya'daki konferansa katılmama kararı aldı. Kendi yerine Enerji Bakanı Sergri Shmatko'yu gönderdi konferansa.

***
Böylelikle Rusya, Nabucco projesine de kafa tutmuş oluyor. Önümüzdeki salı günü Bulgaristan Başbakanı Sergei Stanishev Moskova'ya gidecek ve Nabucco'ya rakip olarak gösterilen, Ukrayna'yı devre dışı bırakan ve gazı Karadeniz'in altından Güneydoğu Avrupa'ya ulaştıran boru hattı projesini görüşecek.

***
Kafkaslar'da müthiş bir enerji savaşı yaşanıyor. ABD ile Ermeni meselesinde yaşanan gerilimin arka planında da bu var. O nedenle Türkiye'nin Rusya ve Avrupa-ABD eksenindeki güç mücadelesinde keskin bir taraf olmadan bir denge politikası gütmeyi başarması çok önemli. Ermenistan ve Azerbaycan'ı küstürmeden bunu yapabilirse kazanan olur.