AKŞAM GAZETESİ | Gürkan Hacır | 2009-04-27
Tarihi bazen tesadüfler yazıyor...Doğan Avcıoğlu, 'en güvendiği' arkadaşı Mahir Kaynak'tan şüphelenseydi, 12 Mart Darbesi farklı olabilirdi. Dev - Solcular, 'bir an' beklemese, çatışma çıkacaktı... 40 yıldır tek şey değişmedi: Telefon dinlemeleri
İnsan hayatında öyle anlar vardır ki damarınızdan akan kan donuverir. Öyle anlar vardır ki; ölümle yaşam arasındaki sarkacın kollarında saniyeler asır gibi uzun geliverir. Büyük devrimleri gerçekleştirmek, iktidarı elde etmek, kanlı savaşları kazanmak, bazen çok derin planlar, taktikler gerektirmez... Alelade bir an'da verilecek bir kararla oluverir hepsi... İşte şimdi size böylesi iki hikaye anlatacağım...
1961 yılında yayın hayatına başlayan Yön Dergisi, '60 ihtilalinin özgürlükçü ortamında yeşermiş sosyalist bir dergiydi. Bu derginin o zamanki yazı kadrosu, 30 yıl süreyle Türk sol-entelektüel yaşamını yönlendirdi. Mümtaz Soysal, Cemal Reşit Eyüboğlu ve Doğan Avcıoğlu'nun kurduğu dergide kimler yazmıyordu ki; İlhan Selçuk, İlhami Soysal, Çetin Altan, Uğur Mumcu, Mustafa Ekmekçi, Fethi Naci, 'Tüfekçi' mahlasıyla Mihri Belli.
AVCIOĞLU'NUN YÖN'Ü
Derginin teorisyeni Doğan Avcıoğlu'ydu ve Yön Dergisi'ni yönetiyordu. Dergi, Demirel hükümetine karşı etkili muhalefet yapıyordu. Kemalist çevrelerle, orduda iyi bir okuyucu kitlesi yakalayan Yön'ün macerası 1967'de sona erdi. İki yıl sonra yayınlanan Devrim Dergisi ise Yön'e göre daha sekterdi ve orducu, Kemalist-sosyalist bir cuntanın mesajlarını taşıyan bir yayın çizgisi izleniyordu. Çekirdek kadro Yön ile aynıydı; Doğan Avcıoğlu, Cemal Reşit Eyüboğlu, Mümtaz Sosyal. İleride adını çok duyacağımız Hasan Cemal'ler, Uluç Gürkan'lar da bu dergi bürosunun aşina isimleri olmaya başlamışlardı.
Derginin siyasetine göre ordu müdahalesiyle yönetim ele geçirilecek, Türkiye sosyalist düzenle tanışacaktı. Adaletsizlik sömürü son bulacak, ekonomide kalkınma başlayacak, kültürden sanata her alanda büyük bir devrim yaşanacaktı. Bu fikir ordu içinde taraftar buldu ve Devrim Dergisi, sosyalist bir cuntanın yayın organı haline dönüşmüştü. Herkes Avcıoğlu'nun çevresinde genişleyen bu hareketin, ordu içinde de çok sağlam dayanakları olduğunu düşünmeye başlamıştı.
ORDUDAKİ SOSYALİST
Teğmenden yüzbaşıya ve yarbaya, hatta generallere kadar çok sayıda Devrim okuru olduğu biliniyordu ama kimin örgütlü olduğu kestirilemiyordu. Devrim hareketinin ordudaki en etkili ismi, Cemal Madanoğlu Paşa'ydı. Madanoğlu 1960 ihtilalinin önde gelen subaylarındandı, 26 Mayıs 1960 gecesi Ankara Komutanı olarak, 27 Mayıs harekatını yönetti. 1961'de emekli olup, 1966'da kontenjan senatörü seçilse de ordudaki prestiji yüksekti. 1970'in başında yapılması planlanan askeri cuntanın lideriydi. Naif kişiliği ve dürüstlüğüyle, sosyalist hareketin ordudan gelen en üst düzey ismiydi. Avcıoğlu'yla görüşüyor, yapılacak müdahalenin ayrıntılarını, Devrim sonrası Türkiye'nin planlarını şekillendiriyorlardı. Derin sosyalist birikime sahip olmasa da 'davaya' sadık emekli bir general olarak cuntanın liderliğini yapıyordu. 'İhtilal yapmak için birikiminiz var mı?' sorusuna, 'İhtilal için birikim değil, taşak gereklidir, o da bende var!' diyecek kadar köylü doğallığında bir paşaydı.
Teknik dinleme yapıldı
Kimi zaman Cemal Paşa'nın evinde yapılan, 'Devrim Konseyi' toplantılarına yeminli üyeler katılıyordu. Osman Köksal, İlhami Soysal, konseyin beyni Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, Hıfzı Kaçar, Ahmet Güryüz Ketenci gibi onlarca yeminli üyenin katıldığı bu toplantılar yaklaşık iki yıl sürdü. Siyasi tansiyonun iyiden iyiye yükseldiği 1970'te Avcıoğlu'nu ziyarete gelen Rus Kültür Ataşesi (büyük ihtimalle KGB ajanı) masanın öbür tarafındaki Avcıoğlu'nun okuyacağı şekilde tersten 'Dikkat edin Bahçelievler'deki toplantılarınız izleniyor, aranızda ajan var. Komando Birliği'ndeki adamınız bile biliniyor' diye yazmıştı. Rus ataşe, Avcıoğlu'nun ofisinde tedbiren konuşmamış, bunları bir kağıda yazmıştı; 'Toplantılarınız teknik bir cihazla dinleniyor' demek istiyordu.
ARAMIZDA AJAN VAR
Rus Kültür Ataşesi'nin Doğan Avcıoğlu'na verdiği 'Dikkat edin, dinleniyorsunuz' bilgisinden sonra kilit soru böylece ortaya çıktı: Hepsi devrime ve cuntaya yemin etmiş az sayıdaki konsey üyelerinden ajan olan kimdi? Buna kim cesaret edebilirdi? 1970'in bir sonbahar günü İstanbul'daki evinde düzenlenen toplantının başında Cemal Madanoğlu, açık açık konuştu: Arkadaşlar aramızda ajan var.
Konuştuklarımız dinleniyor. Kimse alınmasın! Herkesi arayacağız. Hepinizden rica ediyorum, ceketlerinizi çıkartın!
Herkes birbirini meraklı gözlerle süzerken Cemal Paşa, 'Kalk oğlum Mahir herkesi tek tek ara!' diyerek talimat verdi. Madanoğlu'nun toplantıda olanları arama görevi verdiği kişi, Mahir Kaynak'tı.
Madanoğlu, ondan herkesi aramasını istemiş ama 'Hayatta en güvendiğim adam' dediği Kaynak'ı aramak aklına bile gelmemişti. O yıllarda MİT'e girmiş olan Doçent Mahir Kaynak, cebindeki dolmakalem şeklindeki dinleme cihazıyla bütün cuntayı deşifre etti. Yaklaşık 6 ay sonra yapılacak, 12 Mart Darbesi'yle açılan davada bu dinlemeler delil olarak kullanıldı. Mahir Kaynak ise sol-askeri darbeyi önleyen MİT'çi olarak 'teşkilat'ta önemli bir kariyer yaptı.
Polis üst katı bastı Dev-Sol kurtuldu
İkİncİ hikayemiz, Devrimci - Sol'dan... Dev - Sol, 12 Eylül
darbesinin ardından, 1983'te aldığı 'ricat' kararıyla kabuğuna çekilmişti. Kadroların çoğu yakalanmış, örgüt büyük bir oranda çökertilmişti. Örgütün doğal lideri Dursun Karataş ile Bedri Yağan, 25 Ekim 1989'da halen anlaşılamayan bir yöntemle Bayrampaşa Cezaevi'nden firar etti. Böylece, Dev-Sol, 12 Eylül'ün intikamını almak için eylemlere başladı.
12 Eylül yargılamaları sırasında mahkemede okunan 1200 kişilik ölüm listesindeki MİT'çi Hiram Abas, Koramiral Kemal Kayacan, MİT Müsteşarı Adnan Ersöz vuruldu.
ÖLÜMÜN NEFESİ
Dev - Sol'a ilk büyük darbe, 12 Temmuz 1991 günü geldi.
İstanbul polisinin, 8 hücre evine eşzamanlı yaptığı baskında, Dursun Karataş ve Sinan Kukul hariç ileri kadroların hemen hepsi öldürüldü.
Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Mehmet Ağar bir basın toplantısında örgüt üyeleriyle ilgili 'Artık yakaladığımız yerde kafalarına sıkacağız' diyerek, açık talimatı vermişti. Ağar'dan sonraki İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir ise kendi kurduğu ekibiyle önemli operasyonları bizzat yönetiyordu.
Dev - Sol'un Türkiye'deki en önemli adamlarından biri Mete Nezihi Altınay'dı. İstanbul Merter'deki bir hücre evinde biri kadın, iki arkadaşıyla beraber kalıyordu.
Yakalandıktan sonra sorguda polislerin 'Kimdi o her sabah efendim diye telefona çıktığın?' diye ima ettikleri gibi Dursun Karataş'la telefonda görüşebilen birkaç adamdan biriydi. Türkiye'de kalan en üst düzey Dev-Sol'cular dan biri olan Altınay aynı zamanda silahlı devrim birliğinin üyesiydi.
ÇATIŞMA ÇIKACAKTI
Operasyonlarının arttığı günlerden birinde, akşam hücre evinde Mete Nezihi'nin aralarında bulunduğu 3 kişi toplanmış, durum değerlendirmesi yapıyorlardı. Örgüt talimatlarını değerlendirdikleri sırada dışarıdan gelen sesle hemen hepsi kulak kesildi. Polis telsizleri duyuluyordu. Mete Nezihi, perdenin arkasından dışarı baktığında yüzü ekşidi. Dışarısı polis kaynıyordu. Sivil, resmi onlarca ekip otosu aşağıya toplanmış, Siyasi Şube'ye ait polisler yeleklerini giyiniyorlardı.
Mete Nezihi arkadaşlarına döndü, 'Buraya kadarmış. Çatışacağız. Helalleşelim' dedi. Ölüm sessizliği çöktü eve; Dev-Sol kararına göre çatışmadan teslim olmak yoktu. Tüm cephaneyi bir odaya topladılar. Mermiler, otomatik silahların ağzına sürüldü. Örgütsel evrakları yakmak için banyoya götürüp üzerine gaz döktüler. Ama ateşe vermek için henüz erkendi. Terörle Mücadele Şubesi polisleri, binaya girmişti bile. Evde, tedirgin bekleyiş sürüyordu. Ekip lideri Mete Nezihi, kadın militana talimatı verdi:
'Biz holün iki tarafında saklanacağız. Sen ağır silahını içeride tut, üzerine sadece bir tabanca al. Kapıyı çalarlarsa açacaksın. Belki bu şenlik bizim için değildir.'
TELEFON VAR MI?
O sıra kapı zili çaldı. 'İşte başlıyoruz' dedi Mete Nezihi, 'Sen kapıyı aç ve geriye çekil biz ateşe başlayacağız.' Kadın militan buz kesmiş eliyle kapı tokmağını kavrayıp açtı ve geriye çekildi. Apar topar içeri dalan polisin sesi iki erkek militanın tetiğe giden ellerini bir an durdurdu.
- Telefon var mı bacım?
- Telefon? Ne telefonu, dedi kekeleyerek?
-Canım bildiğin telefon işte! Şubeyi aramamız lazım.
Kadın militan donmuştu sadece telefonun yerini işaret edebildi. Polis memuru hiçbir tuhaflık sezmeden telefona sarılıp merkezi aradı. Ve teşekkür ederek daireden çıktı. Dev-Sol'un hücre evindeki telefondan Siyasi Şube aranmıştı. Mete Nezihi komutan edasıyla konuştu 'Ben size demiştim' dedi. Polis operasyonu, bir üst katta başlamıştı. Silah sesleri teslim ol çağrıları birbirine karıştı.
Üst kattaki, Hizbullah'ın bir hücre eviydi.