AKŞAM GAZETESİ | Sevim Gözay | 2009-04-27

kategori2

'Öteki' olmak ya da olmamak

İngiltere'deki 'pop star' yarışmasının mucizevi yıldızı Susan Boyle'un saçını boyadılar, taradılar, boynuna Burberry atkıyı doladılar ve en nihayet saygı duydular! Koleradan azgın bir salgın işte, sıradan kalabalığın zalimliği...
The Devil Wears Prada (Şeytan Marka Giyer) filminde elle tutulur gözle görülür şekilde anlatılan 'modern vahşilik' olgusunu sorgulamak gereğini düşündürüyor bana Susan Boyle'un başına gelenler. Gerçek zalimler, modanın adanmış askerleri mi, yoksa sıradan insanlar mı? 'İnsanların sizin hakkınızdaki ilk izlenimleri - İlk 5 dakika' tarzı kitapları hatırlayın...
Modayı, moda sektörünü, Sex And The City tarzı kadınların alışveriş çılgınlığını, moda köleliğini aşağılayan, moda deyince 'dayatma'dan dem vuran sözüm ona özgür ruhların, 47 yaşında ve güzel olmayı hiç denememiş bir kadını, bir şov programında finalist olmaya bile layık bulmayışlarının yanında 'moda', sevimli ve eğlenceli bir oyundan öte bir şey değil halbuki...

İLK ÇIKMA TEKLİFİ İÇİN 47 YIL BEKLEDİ
Duymayan görmeyen kaldı mı bilmiyorum ama; küçük bir kilisede korist olan    47 yaşındaki bir İngiliz kadının 'pop star' yarışmasında finalist olarak jüri karşısına çıkmasıyla başladı öykü... Yaşı, saçı, kaşı, gıdısı ve kilosuyla, 'star' ölçülerine ihanet abidesi gibiydi Susan'ın sahnedeki duruşu. Jüri alay etti, seyirciler kahkahayı bastı. Birbirini dürtüp gülüşen sıradan insan yüzlerini taradı kamera uzun uzun... Sıra şarkıya gelince, meleklerin hediyesi denebilecek güzellikte bir ses yükseldi Susan Boyle'dan. Az önce neredeyse bir sirk yaratığını izliyor gibi görünen seyirci, bu defa gözyaşları içinde alkışlıyordu...
Mucize olmuş ve o gülünç kadın bir anda herkesin hayran olduğu birine dönüşmüştü. Hemen sonraki günlerde haber oldu Susan; ilk çıkma teklifini almıştı...
47 yaşında bekar bir kadının, bir erkekten çıkma teklifi alabilmesi için milyonların önünde verdiği sınava bakar mısınız? Tamam, Susan o yarışmaya erkek arkadaş bulmak için değil, sesini dünyaya duyurmak için katıldı. Ama insan yaptığı bütün işleri eninde sonunda kendi mutluluğu için yapmaz mı? Susan'ı mutlu edecek olan da kuşkusuz, seyircilerin alkışlarından çok, onu o olduğu için sevecek biri...

MODANIN ADANMIŞ ASKERLERİNİN MASUMİYETİ
Başta sözünü ettiğim 'modern vahşilik' olgusuna dönebiliriz artık. Despotlukla, şekilcilikle, şununla bununla suçlanan bir modacıya verin Susan'ı... Mırın kırın eder ama birkaç hamlede 'hoş' bir kadına dönüştürür onu. Nitekim Susan'ın son fotoğrafı bunun ispatıdır.
Ancak 'moda'yı tü kaka eden, tüketim köleliğine isyan bayrağı açmış, duyarlı sıradan kalabalığın ise 'Susan'lar için yaptığı tek şey, birbirlerine gösterip gülmek... Alay etmek.
Saçları şekilsiz, kaşları biçimsiz, kilolu bir kadının; moda sayfalarında kendine yer bulma şansının, orta karar bir erkekten çıkma teklifi alma şansından çok daha yüksek olması çok acayip değil mi sizce de?
Başka bir örnekle; eski moda gözlükler takan, üstü başı dökülen bir sekreter kızın Vouge'da işe kabul edilme şansı azdır ama emin olun sıradan bir oto galerisinde sekreter olma şansı daha da azdır. İyi giyinmeyi bilen tombul bir kızın şansı da ondan fazla değil üstelik aynı işyerinde.
Bu sebepledir ki, toplumu oluşturan 'sıradan insan'ın vahşi ayrımcılığı yanında,  'moda'nın askerlerinin tutumu ancak ve ancak 'masumiyet' sözcüğüyle açıklanabilir. İyi haftaslar...

Kuaförler saç mı okşuyor?
'Muhafazakar Çapkınlar' kitabının yazarı Sevda Türküsev bu defa muhafazakar kadınların çapkınlıklarını anlatan bir kitap yazmış; 'Başındaki Örtüyü Kirletme'. İsimdeki ders veren tonu sevmememe rağmen alayım dedim şu kitabı. Ancak koskoca Taksim'de, tek bir kitapevinde bile rastlayamayınca, ünlü yazar ajanı Sayım Çınar'dan rica ettim bulup gönderecek, sağ olsun.
Neyse, hafta sonu Şermin Terzi'ye verdiği röportajda demiş ki yazar; 'Kuaföre gidiyorum, dışarıda saçının telini göstermeyen kadın, kuaförle her türlü muhabbete giriyor. Saçlar okşatılıyor...'
Haydaa... 'Saçlar okşatılıyor' da ne demek yahu? Bu kadar kuaföre gittim bugüne kadar hiçbiri saçımı okşamadı. Keser, tarar, toplar, kıvırır, açar, ne istersek yapar kuaförler. Fakat saç okşamak ya da okşatmak yoktur bu işlemler arasında.
Bu Sevda Türküsev hangi kuaföre gidiyor ki acep?