AKŞAM GAZETESİ | Bahri Havadır | 2009-04-27

kategori2

İşte Lincoln gerçeği

Amacım kimseyi küçümsemek veya yazdığı habere çamur atmak değil... Benimki birinci ağızdan alınan bilgiler..
Önce söz konusu manşet;
'CSKA Moksova Lincoln'e 14 Milyon Euro verdi, Galatasaray düşünüyor!'
Ve bu paralelde habere desteklemek için birkaç gün arayla birçok unsur...
Ama gerçeklik payı ne derseniz milyonda sıfır derim..
Önce Üstünel anlatıyor:
- Yemin ederim ki, ne kulübe, ne Lincoln'e ne de bana gelen hiçbir telif yok..
- Peki nereden çıkıyor bu transfer muhabbeti?
Sessizlik...
Başkan Polat cevaplıyor bu kez:
- Belki abartı olacak ama 14 milyon Euro verecekler de ben duracağım öyle mi? Hepimiz Lincoln'ü sırtımıza alır Moskova'ya kadar götürür kulübe bırakır geliriz...
- Yani biz mi abartıyoruz başkan?
- Yok kardeşim bu parayı veren de yok, teklif de yok, üstelik bizim Lincoln'ü satmak gibi bir derdimiz de yok...
Sonra hep baraber kahkalar ile gülmeler...

Ümit Karan
Tam bir aydır aynı türde haberler çıkıyor gazetelerde...
Yok 'Ümit gidiyor', yok 'Ümit huzursuz', yok 'Yolcudur Abbas bağlasan durmaz!'
İnsan yapısı çelikten de olsa bu kadar baskıyı kaldıramaz. Ümit de kaldıramadı. Bir de bu kadar haberin üstüne bir yönetici de 'Yahu Ümit. Gel yanıma herhangi bir vakit. Birer çay içelim, sonra da git' demedi.  
Sonra... Sonrası ne olacak...
Yok Ümit bir kameramanın üstüne yürüdü, yok Altay maçında oyundan çıkarken, antrenör Burak Dilmen'le kavga etti. Ne kadar baskı olursa olsun koluna kaptanlık bandını da takan yılların beyefendi Ümit Karan'ı antrenörüyle kavga etmemeli... En kısa zamanda hocasının gönlünü alacaktır; eminim bundan... Hatta almıştır bile...
Ama kendinizi Ümit'in yerine koyun bir de... Ümit gidiyor, Ümit huzursuz, Ümit'in ipi çekildi! Bu haberlere bir Allah'ın kulu çıkıp da açıklık getiremez mi?
Doğruysa ve bir de giderse... Zor bulursunuz bir daha takıma böyle bir kaptanı, ağabeyi, golcüyü, tecrübeyi... Şimdi Ümit'i kazanma vakti... Haydi!

Servet Çetin imzalar
Lafı evirmeden, çevirmeden net olarak söylüyorum. Servet Çetin Galatasaray'la devam eden sözleşmesini uzatır ve yoluna devam eder...
Bunu nereden biliyorum, biliyor musunuz?
Altay maçı sonrasında İzmir'den Servet'le birlikte İstanbul'a döndük. Yanımızda Başkan Adnan Polat, Futbol Şube Sorumlusu Haldun Üstünel, Murat Yalçındağ ve Adnan Sezgin de vardı...
Servet'le uzun uzun dertleştik...
Haldun Üstünel, Servet'le çok yakından ilgilendiğini ve imza konusunda hiçbir problemin yaşanmayacağının altını çizdi...
Başkan Polat 'Servet gibi futbolcun olsun... Söz verdi mi asla geri dönmez' diye konuya girdi...
Yalçındağ 'Servet'e çok teklif var, çok... Ama artık geçmiş olsun, çünkü bizimle yola devam ediyor' demekle yetindi..
Sezgin, malını peşin satan esnaflar gibi hep bıyık altı gülmeler yaptı... Çünkü Servet'in 'arıza çıkaracağına' ihtimal vermiyordu...
Servet de 'Paraya tapan adam olarak görülmekten nefret ederim... Benim için önce huzur... Ve burada da çok mutluyum' dedi.
Tüm bunlardan da işin bittiği ve Servet'in kalacağı yorumunu çıkardım ben... Onun için 'Servet Çetin imzalar' diyorum.

İyi polis, kötü polis!
Beğenirsiniz, beğenmezsiniz... 'İyi polis - kötü polis' tarzı bir yönetim şeklidir...
Nasıl her yiğidin bir yoğurt yiyişi varsa; her yöneticinin de bir yönetme şekli vardır.
Şu anda Galatasaray'daki yönetim şekli 'İyi polis-kötü polis' şeklindedir...
İyi polis Skibbe'dir... Futbolcular onu çok sever. Hiçbirinin kalbini kırmaz. 'Gözünün üstünde kaşın var' bile demez.
Kötü polis Feldkamp'tır. Hata yapanı affetmez. Tam bir Alman disiplini içinde çalışır. Babasının oğlunun gözünün yaşına bakmaz!
Bence şu anda Galatasaray futbol takımında başarı ve istikrardaki durumun özeti budur...
Skibbe ile Kalli'nin iyi polisle kötü polisi müthiş oynamaları Galatasaray'a kaliteyi getirdi...
Kötü polisler hiç sevilmese bile ne kadar yararlı olduğu ortada değil mi?

Özlem'in son çılgınlığı
Ah Özlem ah... Bunu da mı yapacaktın bize! Birden bire bu dünyaya veda etmen nasıl da üzdü sevenlerini, seni tanıyan herkesi...
Biz kimle konuşacağız şimdi?
Hastalık derecesine bağlı olduğun Fenerbahçe'yi kimle konuşacağız, kime takılacağız?
Fenerbahçeli Çılgın Özlem'i göremeyecek miyiz bir daha?
Senin bazen Fatih Terim, bazen Erman Toroğlu gibi yaptığın yorumları dinleyemeyeceğiz ha!
Ah Özlem ah!
Pazar günü saat 15.50'de geldi haber; her kötü haberin tez yayıldığı gibi...
Telefonda 'Çılgın Özlem'i kaybettik' dediler, inanamadım önce... İçimi kavurdu bir ateş sonra...
Kalbim sıkıştı, terledim.
Gözümün önüne çok sevdiğin ailen, hep birlikte yaptığımız sohbetler, kavga eder gibi tartışmalar bir film şeridi gibi gelip geçti...
Çılgın Özlem diye boşuna dememişler demek ki. Son çılgınlığın da bizi bırakıp gitmek oldu...
Ah özlem ah... Ne kadar özleyeceğiz seni... Bu kadar acele edecek ne vardı ki ?

'Gel seni öpeyim Adnan Polat!'
1996 yılı... Adnan Polat'ın yöneticiliğe ara verdiği dönem...
Yakın dosttu Kenan İpekçi ve birkaç arkadaşıyla İpsala'ya gider Polat; ördek avına...
Sabahın erken saatlerinde sazlıklar arasında çekilen kürekler, müthiş bir manzara...
Kasetten ördek sesi... Sese gelen ve avlanan ördekler.
Sonuç malum, o güzelim ortamda vurulan ördekler sonrasında arkadaşının orman evinde dinlenme saatleri...
Tam Polat uyudu uyuyacak; dışarıdan sesler duyar ve çıkar.
Bir astsubay ve bir kaç jandarma Polat'ın arkadaşlarını hizaya çekmiştir...
Polat 'Ne oluyor burada?' diye bağırır dağ evinin kapısından...
Astsubay sese doğru bir hışımla gelir ve aynı şekilde de fren yapar..
- Siz Adnan Polat mısınız?
- Evet ta kendisiyim.. Ne yaptı bizim çocuklar suçları ne?
- 'Dur önce seni bir öpeyim sonra anlatırım' der astsubay...
Sonra bir defa daha 'Gel bir kere daha öpeyim' der... Polat ne olduğunu anlayamaz ve 'İyi tamam öptün de anlat' der..
- Benim babam koyu bir Galatasaraylıydı... Ölmeden önce bana vasiyet etti... 'Gördüğün ilk yerde Adnan Polat'ı öpmezsen, sana hakkımı helal etmem' dedi... Ondan öptüm sizi...
- Babana Allah rahmet eylesin de şimdi ne olacak bizim çocukların hali?
- Av bölgesini geçmişsiniz; burada av yasak... Bir daha yapmayın, gel ben seni bir kere daha öpeyim, konu kapansın!