AKŞAM GAZETESİ | Bahri Havadır | 2009-04-27
Doğru dürüst muhabirlik yapmak istersen bazı zorluklarla uğraşacaksın... Prensipli olacaksın... Ciddi davranacaksın..
Ama kolayına gidersen, bir şey üretemezsen, çapın ve diyaloğun yoksa basit işlerle uğraşırsın..
Galatasaray'ın Antalya kampındaki barbekü partisinde bir manzara...
Muhabirler özel bir iş, güzel bir fotoğraf almak için çırpınıyorlar...
O sırada bir muhabir arkadaş (ismine Abuziddin diyelim) Linderoth'un yanına geliyor.
Yabancı dil bilmediği için bir süre Linderoth'un yüzüne bakan Abuziddin, düşünüyor bu sırada: 'Ne yapsam da farklı bir fotoğraf çeksem' diye...
Ve o sırada nar gibi kızarmaya başlamış kuzuyu görür ve bombayı patlatır:
'Mıstır Linderoth, şu kuzunun yanında bir fotoğrafını çeksem ya.. N'olur' deyiverir...
Linderoth bir kuzuya bakar bir de Abuziddin'e...
Anlayamaz bunun nedeni nedir diye!
Biraz şaşkın, biraz da sinirli bir şekilde söylenir ve gider.
Abuziddin ise pişmiş kelle gibi sırıtarak bir başka futbolcu arar, güzel bir fotoğraf çekmek için.
Asırlık derbi ve düşündürdükleri
Dile kolay, bir asırlık rekabet bu.. Tam 100 yıl geçmiş Fenerbahçe ile Galatasaray, ilk kez Papazın Çayırı'ndaki ilk karşılaşmalarından bu zamana...
Ne güzel!
Ne güzel de... İsterdim ki;
- İki kulüp tüm dünyaya rekabetle dostluğun bir arada olabildiğini göstersin.
- Adnan Polat ve Aziz Yıldırım kol kola girip, Papazın Çayırı'nda buluşsun.
- İki takımın kaptanı bir araya gelip, dostluk mesajları versin.
- İki takımın taraftarları formalarını giyip, 100. yılı şarkılarla, oyunlarla kutlasınlar.
- Hayatta olan iki kulübün eski başkanları, eski futbolcuları bir araya gelsin, bu rekabete olan katkıları nedeniyle hiç değilse birer şiltle ödüllendirilsin. İsterdim...
Daha çok şey de isterdim.
Ama hepsi hayal; bunu da bilirim.
Konuşunca 'dünya derbisi' deyip, uygulama deyince kafasını kuma gömenler...
Haydi bizler bu 100 yılda bu güzellikleri göremedik, 200. yılda gören olacak mı acaba?
Şimdi safça düşünüyorum, hadi kulüp başkanları çok yoğun işlerden başını kaşıyacak vakitleri yok, ya etrafındaki danışmanları, yöneticileri ne iş yapar?
Yalan, dolan dünya işleri, sabun köpüğünden transfer koşuşturmaları ve ahkam kesmeler... 'Dünya kulübüyüz' demekle kendimizi kandırmaya devam edelim hem de hiç yorulmadan, utanmadan, sıkılmadan...
Belki sonra istediklerimiz olacak... Sonraki asırlık kutlamaya şunun şurasında ne kaldı ki? Sadece 100 yıl değil mi?
Lincoln'un sırrı
Herkes birbirine soruyor:
'Yahu bu Lincoln'e ne oldu da bu kadar forma girdi, hırs yaptı? Niye geçen sezon böyle çalışmıyordu?
Biz de merak ettik... Ve nedenini kendisinden öğrendik. Bakın neymiş işin sırrı? Lincoln'un ağzından dinliyoruz:
'Çocukluğumdan bu yana beni fizyoterapist Elliot çalıştırıyor... Çünkü benim hayat felsefemi, fizik yapımı ondan daha iyi bilen biri yok... Geçen yıl da çok istemiştim ama Schalke bırakmamıştı... Elliot'un gelişiyle yeniden kendimi buldum...'
Sadece bu muydu? Devam etti:
Bir de bu sezon İstanbul'da daha mutluyum... Alışma dönemini atlattım... Kafamda hiç problem yok... Sadece kendimi futbola veriyorum... Tek derdim sürekli tekme yemek. Ama buna da alışırım... Fakat gerçek Lincoln daha bu değil, kendimi ikiye katlayacağım göreceksiniz..'
Lincoln söylemek istemedi ama... Almanya'dan getirttiği özel fizyoterapistinin parasını, pulunu kendi veriyor... Bunu da merak edersiniz diye söyledim.
Kim tutar Üstünel'i
Haldun Üstünel koptu gidiyor... Nerede problem varsa o hemen işin üzerinde...
Hangi ortamda bir tıkanma söz konusuysa bir can simidi gibi olaya balıklama dalıyor...
Sürekli göz önünde olduğu için, devamlı medyada boy gösterdiği için sevimsiz gibi görünebilir...
Kıskanılması da normal...
Ama futbolun başında olan herkesin kaderidir bu.
Sevmeyeni daha çoktur...
Ama Haldun çok yol aldı, çok.. Çok şeyi de çabuk öğrendi... Ergun Gürsoy'lardan, Yurdaşen Karahasan'lardan, Fatih Gökşenler'den sonra şimdi bayrak Haldun Üstünel'in elinde...
Bir parantez de Adnan Sezgin için..
Nefret edilen bir pozisyonda Sezgin ne yazık ki...
Nedense yaptıkları çoğunluğa batıyor...
İsteniyor ki, Sezgin bir kukla olsun, herkesin istediğine baş sallasın, Florya Tesisleri bir panayır yerine dönsün..
Sezgin nefret edilen biri gibi görünse de, gösterilse de başkan Adnan Polat, Antalya'da noktayı koydu:
'Adnan'a yapılan herşey bana yapılmış sayarım... Benim yönetimimdeki herkes benim sorumluluğumda... Aldıkları her kararda benim onayım var... Adnan Sezgin'e cephe alanlar, bunun sonuçlarına da katlanacaklar...'
Anlayan anladı herhalde...
Arda'nın şapkası
Hiç gazetelerde, TV'lerde dikkat ettiniz mi bilmiyorum. Arda Turan'ın kafasında siyah, boncuklarla süslü ilginç bir şapka vardır...
Pek gösterişli bir şey değildir ama Arda, sürekli şapkasını ısrarla kafasında tutar...
Antalya'da hayranları Arda'dan bir hatıra almak için yarıştığı bir ortamda, genç futbolcunun yalvaran bir sesi duyulur...
'Ne olursunuz, benden ne isterseniz vereyim, forma, eşofman, krampon, çorap, şort... Ne isterseniz... Ama şapkamı veremem!'
Israrlar üzerine de devam eder:
'Valla şapkamı veremem abi... Ne istersen benden alabilirsin ama onu verirsem, biterim... Çünkü hediye abi hediye... Ben daha fazla konuşmayayım' der ve koşar adım gider...
Şapkayı kimin verdiği belli... Hani Ankara'daki Gençlerbirliği maçında gol atıp da eliyle E işareti yapmıştı ya... İşte o şapkayı verendi...
O halde Arda çok haklı değil mi?