Yerel seçimlerin üzerinden neredeyse bir ay geçmiÅŸken, sandıktan çıkan sonucun medyaya etkisi üzerinde de durmak gerekiyor. AKP'nin yüzde 38-39'la düÅŸüÅŸ çizgisine geçmesi ilk etkilerini liberal yazarlar arasında gösterdi. Seçimden bir gün önce AKP'nin büyük bir zafer kazanacağını söyleyenler çark etmeye, ufaktan ufaÄŸa BaÅŸbakan ErdoÄŸan'ı eleÅŸtirmeye baÅŸladı.
Peki ya ulusalcılar, muhalifler, merkezdeki gazeteciler, köÅŸe yazarları...
Hemen seçimden önce neler olduÄŸunu hatırlayalım: BaÅŸbakan isterse Bekir CoÅŸkun'un iÅŸten atılıp atılmayacağı konuÅŸuluyordu. Bununla paralel bir tartışma da herhalde son 10 yılda her hafta çıkıp balon olduÄŸu anlaşılan Hürriyet'in tepe yönetiminin deÄŸiÅŸeceÄŸi dedikodularıydı.
Mesela Fehmi Koru'nun Hürriyet'te gelmek için kulis yaptığı da alenen tartışılıyordu; hatta Hürriyet yazarları arasında bile.
Oysa seçmenin tercihi bütün hesapları, beklentileri yerle bir etti. Daha doÄŸrusu zaten gerçekleÅŸmesi imkansız beklentilerin imkansızlığını teyit etti.
Çünkü bütün bu dedikodu kuÅŸlarının göremedikleri çok basit bir gerçek var: Nasıl ki sandıkta nitelikli oy varsa, gazeteler açısından da nitelikli okur diye bir güç var. Genel seçimde de, yerel seçimde de, A-B grubu, eÄŸitimli, üst gelir düzeyine mensup, düÅŸünen ve okuyan kitlenin Cumhuriyet Halk Partisi'ne oy verdiÄŸi anlaşıldı.
Bu seçmen aynı ÅŸekilde nitelikli gazete okuru aynı zamanda. Bunun da basit bir hesabı var. Süpermarket çeÅŸitliliÄŸi içindeki gazetelerin çok okunan yazarları sıralamasına baktığımızda AKP'ye mesafeli, Cumhuriyetçi hassasiyetleri yüksek, muhalif yazarların liberal sayfa komÅŸularına açık ara fark attığı ortaya çıkıyor.
Sabah bu konuda iyi bir örnek. En çok okunan Hıncal Uluç ikinci sıradaki yazarı ikiye, üçe katlıyor. Bu yüzden de kendini büyük yazar zanneden bazı zavallıların küfürlerine maruz kalıyor.
Hürriyet'te ErtuÄŸrul Özkök, Bekir CoÅŸkun, Ahmet Hakan ve Yılmaz Özdil gibi yazarlar ilk sıralarda. Emin ÇölaÅŸan'ın gönderilmesinin yarattığı travma, Hürriyet'in büyük yazarları ve yayın çizgisinin 'muhalefet' çizgisine geçmesiyle atlatıldı.
LiberalliÄŸi, AKP'ye yanaÅŸması, 'Mustafa' filmi de bir zamanlar ulusalcıların prensi olan Can Dündar'ı bir anda demode kıldı...
Fiyatı 1 TL olan Cumhuriyet liberal Radikal ve Taraf'tan çok satıyor mesela. UÄŸur Dündar'ın sunduÄŸu Star Haber muhalif tonuyla ilk günden beri birinciliÄŸi kimseye kaptırmıyor, seçim gecesinde de herkesin önündeydi. YandaÅŸ basının en yandaşı atv Haber hiçbir ÅŸekilde izlenmiyor ama... İktidar yanlılarının kontrolündeki CNN Türk, bu sebepten izlenmediÄŸi için kısa süre önce yönetim deÄŸiÅŸikliÄŸine gitmek zorunda kaldı.
Benzer ÅŸekilde NTV tıpkı Can Dündar gibi yanlış strateji uygulayarak elindekinden oldu. Habertürk TV'nin gerisinde ne zamandır.
Hal böyleyken 'BaÅŸbakan istedi diye Bekir CoÅŸkun iÅŸten atılır mı' tartışmasının bıçak gibi kesilmesi tesadüf olabilir mi?
Artık muhabir dedikodusunun en basitine bile itibar edenler Fehmi Koru'nun Hürriyet üzerindeki planlarını ciddiye almıyor.
Bütün bunları AKP'nin oy oranının yüzde 38'e gerilemesinden bağımsız deÄŸerlendirmek de olanaksız.
Belki nitelikli okura özgüven geldi, belki gazete patronlarına da... Bu tek adam diktasının, bu karanlık günlerinin sonsuza kadar sürmeyeceÄŸi anlaşıldı.
BaÅŸlıktaki soruya gelince: Bekir CoÅŸkun, Hürriyet'tir.
Emek Sineması için
pamuk eller cebe
Geçen hafta Emek Sineması'yla ilgili yazdığım eleÅŸtirilere sinemanın sahibi Süheyla KurtuluÅŸ'tan haklı bir itiraz aldım.
'GeliÅŸen sinema sektörüne ayak uydurmak için imkanlarımızı kullanmaya ve yıllardır büyük bir özveri ile Emek Sineması'nı ayakta tutmaya devam ediyoruz. (...) Biliyoruz ki eksiklerimiz var. Bunu kabul de ediyoruz. Ancak binamızın tarihi eser niteliÄŸinde olmasından dolayı da bazı imkansızlıklarımız var. Özellikle festival sineması olarak konumlanmış olan salonumuzda biz de birtakım deÄŸiÅŸiklikler yapmak istiyoruz. Bunun için de Ekim 2008 tarihinden itibaren kurduÄŸumuz bir ekiple birlikte Emek Sineması'nı nostaljik tarzından koparmadan daha modern hale getirmek üzere projelerimizi hazırladık. Ancak malumunuz, böyle büyük yatırımları sponsor desteÄŸiyle yapabiliriz. Devam eden sponsorluk görüÅŸmelerimizin, ekonomik kriz nedeni ile biraz aksamış olsa da, çok yakın zamanda sonuçlanacağını umut ediyoruz.'
Ne diyebilirim ki, KurtuluÅŸ sonuna kadar haklı. Bir sinemanın kendi kendine yenilenmesini beklemek epey zor. Bu mektup bana bir sinemaya sahip çıkmak için sadece sinema sahiplerinden deÄŸil, sinemaseverlerden de birtakım fedakarlık beklenmesi gerçeÄŸini hatırlattı.
Sedat Ergin eminim çok iyi bilir. Washington DC'de The Avalon Theater adında tıpkı Emek gibi tarihi bir salon vardır. Tek perdeli bu sinema da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında izleyiciler sahip çıkmış, bağışlarıyla sinemayı ayakta tutmuÅŸtu.
New York'ta kendine özgü bir programı takip eden Film Forum da bağışlarla ayakta duruyor. Bağış miktarına göre sınırsız film izleme hakkından bazı DVD'lere kadar üyelere hediyeler veriliyor. Sinemanın 4.5 milyon dolarlık yıllık masrafının 1.5 milyon doları bu bağışlarla ayakta kalıyor. Yıllık 50 dolardan 2 bin 500 dolara kadar bağış miktarları var.
Emek Sineması'na benim de önereceÄŸim budur: Bir tür gönüllüler ordusu kurmak, sinemaya destek çıkılması için bir platform oluÅŸturmak. Küçüklü büyüklü bağışlarla Emek ayakta kalabilir, yenilenebilir, İstanbul'a yakışan bir sinema olabilir.
'Emek Sineması nostaljisi'ni dillerinden düÅŸürmeyenlerin de samimiyetini sorgularız.
Ben kendi adıma bir Emek hayranı olarak ne gerekiyorsa yapmaya hazırım. Zaten bileti tükenmiÅŸ seanslarda bile beni oturtacak yer bulan sinema müdürü Hikmet Bey'e borcum öde öde bitmez...