Tarihin içinde yol alamayan, belli bir eÅŸiÄŸe gelince orada kalakalan, aÅŸmaya çalıştıkça eÅŸiÄŸi yükselten bahtsız bir toplum muyuz?
Daima bizi takıntı gibi izleyerek paralize eden ve tarihimizin çatışmalı zamanlarına geri gönderen görünmez el kimin?
Hep aynı duraktan geri döndüÄŸümüz sürece mi deÄŸiÅŸim diyoruz?
Türkiye deÄŸiÅŸmezken, yeni bir projeden bahseder gibi 'Yeni Türkiye' demek fantazm deÄŸil mi?
Yeni Türkiye içi doldurulamayan boÅŸ bir imge olmuyor mu?
Bu kadar 'deÄŸiÅŸim' 'dönüÅŸüm'ü dilimizde çevirerek neyi ödünlemeye çalışıyoruz?
DeÄŸiÅŸimimize ve dönüÅŸümümüze engel zihniyet dirençlerimizi kavrayabiliyor muyuz?
İkili karşıt karakter özelliÄŸi taşıyan zihniyetimiz 'deÄŸiÅŸimi' idrak ettiÄŸinde çatışma hattına dönüyor.
Dünya konjonktürü, bölgesel rolümüz, ülke olarak yüzyılın düzenindeki kazanımlarımızın hepsi vız geliyor.
Türkiye'nin dünyaya çevrilen yüzü karartılıyor, deÄŸiÅŸimin propagandistleri susuyor.
Kendimize ve gündemimize kilitleniyoruz, kepenkler kapanıyor günlerce, haftalarca.
Çünkü biz 'ötekisi' kendi dışında olmayan bir ülkeyiz. 'Öteki' bizim içimizde.
GeçmiÅŸin yıkıcı dönemlerini aÅŸmaya niyetlendiÄŸimizde, içimizdeki ötekiyle çatışmanın vasatı da ortaya çıkıyor.
Türkiye, çocukluÄŸundan beri gördüÄŸü kötü rüyaya geri dönüyor.
Tarih duruyor, gezegenin tek ülkesi oluyoruz.
Belirsizlik ve ÅŸüphenin egemenliÄŸindeki tekin olmayan günler diriliyor.
Yalıtılmış ülkenin geçmiÅŸ zaman kan davaları da...
Kalıplaşmış, kemik zihniyetimiz filmi geriye sarar.
30, 40, 50, 100 yıl öncesinin donmuÅŸ zamanlarının haleti ruhiyesini kazanırız .
Herkes kendi meÅŸrebine uyan tarihi figürü seçer.
GeçmiÅŸin muzafferleri ve maÄŸdurları dönüÅŸümlü olarak performanslarını paylaşırlar.
Her ÅŸeyi unutan toplumsal hafıza çatışma hatlarını hatırlar.
Akıl dışı bir alanda çeliÅŸik tavırlarla dünyayı hayrette bırakırız.
Tarihin bir dönemi, kılık deÄŸiÅŸtirip bugün olurken.
Üslup seviyesi, çatışma ÅŸiddeti, baÄŸnazlık direncimizin teminatıdır.
Bir masalda gibi hissedersiniz kendinizi. Tarih hiç akmamış bir hayal anlatıyı gerçek ve deÄŸiÅŸen Türkiye sanmışsınız.
DeÄŸiÅŸimi destekleyenler ve direnenleri ortak sahnede görünce aralarındaki makas kapanır.
İçimizdeki biriktirilmiÅŸ hınçla dolarız, bir hınç siyaseti yaratıp oradan akarız.
Hıncımızı mıknatıs misali çekecek siyaseti bulmakta sıkıntı çekmeyiz.
Kendi tarihini, kendine ders yapamamış insanlar olarak birbirimizin canını aynı yerden yakarız.
Sonra da kimin canı en çok yanmıştı tartışmasına gireriz.
Åžu ülkede geçmiÅŸ dönemlerdeki bir travmayı yaÅŸamamış kimse var mıdır diye düÅŸünmeyiz.
Ya da 'birisinin canını mı yaktım' temel insani sorumuz olamaz.
Halbuki medeniyet, kimin ayağına bastım sorusuyla başlamıştır.
GeçmiÅŸin acılarını ve bedellerini bir tarihi tecrübeye dönüÅŸtüremeyenlerin yeni bir ülkesi olamıyor.
Bir masal ülkesi oluruz, masal bittiÄŸinde bir arpa boyu yol gidemediÄŸimizi görürüz.
'Gerçek zaman ve mekanda kendi kabusunu görmekle meÅŸguldün' diyecektir tarih bize.