Ergenekon soruÅŸturması konusunda kafalar halen çok karışık. Bunda en büyük pay, Türkan Saylan örneÄŸinde olduÄŸu gibi toplumun saydığı ve sevdiÄŸi insanların evine girilip 'keyfi' görünen aramaların yapılması.
Oysa Ergenekon operasyonuna en büyük kötülük, bu tip gözaltılar ve aramalarla kamu vicdanını sızlatanlardan geliyor... Gaflar, hoyratlıklar bazen öyle bir hal alıyor ki, insan 'acaba Emniyet ve yargının içinde dahi bu soruÅŸturmayı çıkmaza sokmak isteyen bazı güçler mi var?' diye düÅŸünmeden edemiyor. Öyle ya, Ergenekon soruÅŸturmasını yürüten Emniyet, hatta yargı, kimine göre 'cemaatin eline geçmiÅŸ' durumda ve bu çok ciddi bir suçlama... Peki aynı mantıkla, Emniyet'in bir bölümünde de Ergenekon yapılanması olamaz mı? En başından beri bu operasyonun derin devlet hesaplaÅŸması olduÄŸu söylenmiyor muydu? Komplo teorilerine bu kadar raÄŸbet ediliyorsa, olaya bu açıdan da bakmak mümkün...
HÜKÜMET İNANDIRICI OLAMIYOR
Ne yazık ki kafa karışıklığının en büyük müsebbibi, siyasetçiler ve medya: CHP, soruÅŸturmanın tamamen hükümetin emrinde yürütüldüÄŸüne inanıyor ve bunu her fırsatta dile getiriyor. İktidar ise anamuhalefetin her tepkisine çıkışıp 'yargı bağımsızdır' diyor ama bunu derken inandırıcı olamıyor. Medyada ise Ergenekon'a ÅŸüpheyle yaklaÅŸan, karşı gelen grup 'AKP yandaÅŸları, hani demokrasi?' diye haykırıyor. Operasyonu destekleyen diÄŸer grup, Ergenekon'la ilgili her itiraz edene 'darbecisin sen darbeciii' damgasını yapıştırıveriyor. Her iki tutumun da kimseye faydası olmadığına, hatta büyük zarar verdiÄŸine inananlardanım.
Son olarak İSTEK Vakfı'na ait araziden önemli miktarda askeri mühimmatın bulunması, kazılarla ilgili bazı emekli askerlerin gözaltına alınması ve en önemlisi, Danıştay davasının Ergenekon ile birleÅŸtirilmesi, çok ciddi deliller... Acaba Ergenekon soruÅŸturması, bu son iki hamleyle 'aslına' mı dönmüÅŸ oluyor?
BUGÜN 23 NİSAN NEÅž'E DOLAMIYOR İNSAN
DÜN Diyarbakır'da 3 çocuÄŸa 6 yıl 11 ay, bir çocuÄŸa 7 yıl 5 ay hapis cezası verildi... Çocuk diyorum, çünkü 18 yaşından küçük olan herkes çocuktur. Peki, örgüt üyeliÄŸi suçlamasıyla yargılanan bu çocuklar ne yapmış? TaÅŸ atmış!
Yargılanırken tutuklu kaldıklarından 1 yıl okula gidemeyen çocuklar, tahliye edildi. Ancak Yargıtay cezalarını onarsa yeniden hapse girecekler.
Türkiye, BM Çocuk Hakları SözleÅŸmesi'ni imzalamasına raÄŸmen Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında soruÅŸturulan, kovuÅŸturulan, cezalandırılan çocuklarla yetiÅŸkinler arasında bir ayrım yapmıyor. Hukuktaki bu aksaklık, 23 Nisan'ı Çocuk Bayramı olarak kutlayan ülkemizin ayıbı. Siyasetçilerden beklentim, 'üç çocuk yapın' teÅŸvikinden önce, dünyaya gelmiÅŸ olan çocukların daha iyi bir hayat yaÅŸamaları için gerekli ortamı oluÅŸturmaları, suç iÅŸleyen çocukları topluma kazandırmanın yollarını aramaları.
NeÅŸ'e dolu 23 Nisan'lar dileÄŸiyle!
ZAMAN'IN İMAJI
ZAMAN gazetesi, belki de anti-Fethullah Gülen rüzgarının da etkisiyle, bir imaj kampanyası yapmış. Prestijli yazarların billboard'ları, Etiler gibi Beyaz Türk bölgelerini süslüyor. Sloganlar demokratik ve saÄŸduyulu, hepsinin altına imza atarsınız. Ancak Hilmi Yavuz'un fotoÄŸrafının altında yazan '12 yıldır yazıyorum, hiç sansüre uÄŸramadım' sözünü yadırgadım. Bu, tıpkı dürüstlüÄŸü ayrı bir meziyet gibi sunan politikacıların tavrına benzemiyor mu? Bu durumda Alev Alatlı'nın sloganı ne olmalı, 'Yazım bir kez sansürlendi ama sayılmaz' mı?