AKŞAM GAZETESİ | Nihal Kemaloğlu | 2009-04-28
Geçen zamanla büyük bir geriatri merkezine benzeyen Avrupa, içindeki faşizmini muhafaza etmekte.
Yıpranmış ve yorgun kıtanın geçmişinden geriye bir avuç genç neo-nazi kaldı.
Danimarka Başbakanı aşırı sağcı Rasmussen, Avrupa'daki yabancı düşmanlığının siyasetçi figürlerinden.
Basın özgürlüğü diye Müslüman kutsallarına karşı densizliği ve terbiyesizliği şiddetle savunan militan ırkçı.
Şimdi de Rasmussen NATO Genel Sekreterliği görevine getirildi.
Dün İstanbul'da da yaptığı konuşmada da 'ifade özgürlüğüne' olan hassasiyetiyle dengelemeye çalıştığı fanatik tavrında maalesef tatminkar olamadı.
Kutsal olanla, rasyonel ifade arasındaki ayrıma varabilmek bir medenilik ölçütüdür oysa.
Hakaretle, fikir özgürlüğü arasındaki nazik ölçüde olduğu gibi keza.
Avrupalı siyasetçilerin ırkçılık üstüne yaptıkları gaflar bir ortak bilinci işaret ediyor.
Bu bilinçte yabancıları kıtalarından temizlenmesi gereken 'kirlilik' olarak niteleyen takıntı capcanlı yaşıyor.
Rasmussen'in kimliği ve düşünceleri ortalama Avrupalı'nın zihniyetinden çok farklı değil.
Avrupa Birliği genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn de 'Rasmussen'i veto ederseniz AB süreci tehlikeye girer' itirazını dillendirdi.
Avrupalı siyasetçilerin ırkçısından, sosyal demokratına, sahip oldukları Avrupa dayanışması ortaya konuldu.
Aynı tezgahtan geçerek şekillenmiş düşünceleri, tehdit mahiyetine getirildi.
Kolonyalist kültürün derin izleri ve tecrübeleriyle kurulan bu zihniyet açık bir yabancı düşmanlığını barındırıyor.
Bütün sermaye birikimini Batı dışından elde edenler için zenofobi anlaşılır bir korku olmalı.
Avrupa'nın 600 yıldır bağrındaki barbarlığı bir türlü yaşlanamıyor.
Avrupa'nın kendini inşa etmesi için bir 'öteki' şarttı.
Kendine yönelik saflaştırma ve homo-jenizasyona büyük katkı sağlayacak Avrupa'nın ötekisi bundan önceki yüzyıllarda 'Doğu 'idi, bu yüzyıl ise tamamen 'Müslümanlara' uyarlanmış görünüyor.
Bu öteki imgesi ve düşüncesi ortadan kalktığında Avrupa'dan söz edilemez.
Avrupa'daki yabancılar bu işlev için sonuna kadar kullanılıyorlar.
Türkiye de aynı çağrışımla iç kamuoylarında kullanılan bir başka yabancı imgesi.
Tabii ki bu Müslümanlar arasında Suudi Kralı, Katar Emiri, Körfez Şeyhleri yer almıyor.
Avrupa finans partnerlerinin yeri her daim çok özel.
Müslümanlar, Avrupa'daki göçmenler, genç nüfuslarıyla gayet dinamik bir yeni 'Öteki' onlar için.
Avrupa'da yaşayan Müslüman göçmenler gün geçmiyor ki yeni bir yaptırımla karşılaşmasın.
Vatandaşlık sınavları, teröre karşı önlemler adıyla bir dizi zorunlulukla insan hakları ihlallerine maruz kalıyorlar.
Avrupa Birliği de misyonunu kaybetmiş, kırılgan yapısıyla bir enkazı andırıyor.
Kapitalizmin son evresine intibak edemeyen siyasi ve ekonomik üstünlüğünü kaybeden ikincil aktörlerin kıtası artık.
Tarih dönüyor geliyor ve Avrupa'nın üzerine katlanıyor.
Belli ki yeni dizayn edilen kapitalizmden fazla kazanımı olmayacak.
Küresel hareketlerin içine ancak mevcut silah sanayisiyle girebilecek.
İsveç, Belçika; Almanya, İngiltere, İsveç, Fransa belki de yeni çatışma bölgeleriyle ekonomilerini ayakta tutabilecek.
Kraliçeden fırça yiyen saray soytarısı siyasetçilerin ırkçı, ayrımcı şakaları da tarihlerinin bir başka ibretlik dönemi olarak 'Fiyasko' diye anılacak.
Huzurevi Avrupa'nın üretmeyen nüfusuna ve tazeleyemediği nefesine can katacak fazla bir seçeneği kalmamış gözüküyor.