AKŞAM GAZETESİ | Alaattin Metin | 2009-04-28
Alex'e ne oldu! İspanya milli maçı öncesi verilen beş günlük arada eşi ve çocukları ile Dubai'ye tatile gitti. Güle oynaya İstanbul'a döndü. Samandıra tesislerine sağlam, koşarak girdi, iki gün sonra sakat çıktı...
Neden!
Kocaelispor maçı oynanalı neredeyse bir ay olacak...
O maçtan önce bir idmanda 'sağ bacak arka adalede birinci derecede zorlanmadan' sakatlanmıştı...
Sonra...
Sakatlığı bir türlü geçmedi... Geçti, tam iyileşti derken yine devam etti...
Ve en önemlisi Fenerbahçe'de bu sene Alex gibi adale sakatlığı yaşayan bir sürü futbolcu var...
Neredeyse bütün sakatlıkların tamamı adale üzerine..
Peki neden oluyor...
Uzmanların 'Futbolcu kendine iyi bakmazsa, yaşamasa' teşhisine 'hayatını evi ve idman sahasına adamış sabıkası olmayan örnek futbolcular' girmeyeceğine göre bu görüş tez elden çürütülüyor...
Geriye ne kalıyor, idman öncesi ve çalışma düzenindeki çarpıklıkların yarattığı risklerden gelen oluşan depremler...
Oysa günümüz futbolunda, bir takımın başına gelecek teknik direktör kadar, futbolculara kondisyon verecek hoca da önemli..
Hatta, taktiği, tekniği verecek hocadan da önemli...
Avrupa Şampiyonası'nda Milli Takım futbolcularının doksan artı üçlerdeki mücadele gücünü hatırlayın..
Bir de bugün altmışıncı dakikadan sonraki hallerini!
O zamanlar futbolculara kondisyon veren Amerikalılar vardı..
Şimdi!
İşin uzmanını bulmak önemli..
Polat'a Fenercell telefonu..
Anlatacağım olay, Acıbadem Hastanesi'nin Maslak'ta yaptırdığı Avrupai güzellikteki yeni tesislerinin açılışında geçti. Kurdela kesildikten sonra, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan biraz dinlenmek ve sohbet etmek için Mehmet Ali Aydınlar'ın odasına çıkar. Galatasaray Başkanı Adnan Polat ile Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener'i 'kırgınlık olmaz' diyerek barıştırdıktan sonra sohbetin bir anda Fenerbahçe Kulübü'nün Fenerbahçeliler'in hizmetine sunduğu Fenercell projesine gelir...
Hatta o gün Aziz Yıldırım, karşılaştığı birçok Fenerbahçeli'ye telefonunu sorar, Fenercell'e geçip geçmediğini araştırır. Galatasaray başkanı da Galatasaraylılar için telefon yapacaklarını söyler.
İşte o anda, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Galatasaray Başkanı Adnan Polat'a, 'Sana da bir Fenercelli telefonu göndereceğim' der.
Hatta hediyenin gideceği gün de konuşuluyor..
Bu konuşma cumartesi günü akşam üstü olduğu için sayın Polat, 'Gaziantep'e gideceğini, pazar günü İstanbul'da olmayacağını' söyler. Fenerbahçe başkanı da 'o vakit önümüzdeki hafta hediyeni alırsın' cevabını verir...
O gün bir şey daha olur..
Fenerbahçe Başkanı, yanına gelen her Fenerbahçeli'ye Fenercell'i, taraftar kartını sorar. Formalı olanların da, ürünlerini Fenerium'dan alıp almadıklarını kontrol eder... Ve bu durumu görenler de, 'Fenerbahçe'nin pazarlamadaki başarısının sırrını öğrenmiş' olurlar..
Başkanlık sistemi varsa her şeye karışacaksın..
Türkiye'de başkanlık sistemi var... Siyasi partilerde de, spor kulüplerinde başkanlara oy veriliyor... Yerel seçimlerde belediye meclis üyelerine, genel seçimlerde milletvekillerine ve kulüp seçimlerinde de yönetici listelerine kimse bakmıyor... Liderine bakıyor... Ona güveniyorsa, mührü basıyor...
Kazanan parti başkanı, bakanlarını, kulüp başkanları da yöneticilerini seçiyor... Ve iyi de yapsa, kötü de yapsa fatura o liderlere çıkıyor...
Şunu demek istiyorum:
Türkiye'de liderlik sistemi olduğuna göre, liderler kurduğu, atadığı, kendisine bağlı her kuruluşa karışmalı... Zaten o kurulların da doğal başkanı... İsterse toplantılarına bile katılabilir...
Bizim ülkemizde kurulların hatalarının sıkıntısını başkanlar çekiyorsa, direksiyon da onların elinde olmalı...
Kirlenen beyaz mendiller
16 bin kongre üyesi, 20 milyona yakın taraftarı olan Fenerbahçe'de sayısal olarak küçük de olsa bir grup aylardır cebinde beyaz mendillerle maça geliyor. Organize yapılmak istenen bu hareketin nedeni, Fenerbahçe maç kaybetsin, antrenör, yönetim pretosto edilerek kulüp kavga ortamına çekelim..
Hatta, 'Maç kaybedilirse, doksan dakika sonunda televizyonlara çıkarak' reyting planları yapanlar bile var...
Neden!
Kulübünü seven bir kişi takımının yenilmesini niçin istesin!
İşte bunu anlayamıyorum..
Yönetimi beğenmeyebilirsin, hocayı yetersiz bulabilirsin. O vakit çıkar kongrede aday olursun.
Muhalefet her yerde olmalı. Ama yapıcı olmalı, belden aşağı vurma yerine 'Ben daha iyisini yapacağım'ı anlatmalı...
Ve 'Aziz Yıldırım yoksa, varım' sözünü de anlayamıyorum.
Neden!
Kulüp sevgisi, hizmet aşkı şartlı olur mu! Dünyanın neresinde var...
Üzülelim, ama başımızı dik tutalım..
İspanya milli maçından sonra Milli Takım'a ve Fatih Terim'e biraz haksızlık yaptık. Nihat'ın dediği gibi 'Yenersen kahraman, yenilirsen vatan haini' anlayışından vazgeçmeliyiz.
Gidemeyebiliriz, üçüncü, hatta dördüncü de olabiliriz. Ama hiçbirisi dünyanın sonu değil. Bu hocalar, bu futbolcular kolay kolay yetişmiyor. Kendi öz evlatlarımıza ne zaman sahip çıkacağız. Yendiğin vakit alkışlamak, aslansın, kaplansın diye sırtını sıvazlamak çok kolay. Önemli olan yenildiğin, kötü gününde destek vermek.
İspanya bizi Ali Sami Yen Stadı'nda futbol olarak ezse, beş-altı gol atıp, yirmi pozisyona girse hadi bir derece... Ne yaptılar? Basit, kendi hatalarımızdan goller yedik...
Maç 1-0 iken Nihat golü atsa, skor 2-0 olsa ve maçı kazansak o vakit ne yapacaktık? Kızdıklarımız kahraman mı olacaktı?
Teknik direktörün, başkanın kaderi sahada futbolcunun çekeceği şutun, üç direk arasından geçip geçmemesine bağlı olmamalı. Hatalar, yanlışlar konuşulmalı ama iş öldü bittiye götürülmemeli.
Yenilsek de başımızı dik tutmalıyız... Bunu yapabilirsek, o zaman çok şey kazanırız...