AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-04-28
Pazartesi günü gerçekleştirilen ve kimilerince 'Akademik dalga' olarak adlandırılan Ergenekon gözaltlarının yeni ayağının ortak özelliği Cemaat'le bağlantısıydı.
Bilidiği gibi Fethullah Gülen ve çevresinin en büyük operasyonlarından biri dünyanın çeşitli ülkelerinde büyük yatırımlar yaparak açtıkları okullar ve kendilerine özgü geliştirdikleri bir eğitim modeli var. Cemaat'e ilk entegre olan liberallerin tabiriyle 'barış köprüleri' olarak adlandırılan bu okullarda bir tür misyonerlik yapılıyor.
Cemaat'in kendi eğitim modeline karşıysa Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gibi vakıflar laik sistemi savunuyor. Çağdaş Eğitim Vakfı daha da ilginç. Kamuoyu bu vakfın adını daha evvel Cemaat'le karşı karşıya gelmesinden hatırlar. Pek çok davada Fethullahçılarla karşı karşıya geldiler.
Gelelim gözaltına alınan rektörlere: Bu isimlerin hepsinin üzerini Abdullah Gül çizmişti.
Mehmet Haberal ise Cemaat'in giremediği bir üniversitenin sahibi, bunu da özellikle vurgulamak gerekiyor.
Gözaltına alınan bir diğer isim, Prof. Erol Manisalı da Cumhuriyet gazetesindeki Cemaat-ABD ilişkilerini kurcalayan ve laik eğitim modelini savunan yazılarıyla biliniyor.
Ve Doğan Grubu yöneticisi Tijen Mergen. O da Milliyet'in çok ses getiren 'Baba beni okula gönder' kampanyasıyla biliniyor. Bu kampanyanın en büyük destekçilerinden biri Türkan Saylan'ın başkanlığını yürüttüğü ÇYDD.
Kısacası, 12. Dalga'nın neresinden tutarsanız tutun elinizde bu operasyonun altında Fethullah Gülen Cemaati'nin izlerini görüyorsunuz. Belki de ilk kez bağlantılar bu kadar kolay, bu kadar basit kuruluyor.
Dahası, bu operasyonun kamuoyu desteği de tartışmalı. Dün, basındaki liberallerin önde gelenlerinden Hasan Cemal bile kafasında soru işaretleri olduğunu yazmış.
Kamuoyu tepkili, tartışılmaya da devam edecek gibi görünüyor.
Bir gün önceki gözaltılarından, dün Harp Akademileri'nde İlker Başbuğ'un yaptığı konuşmaya gelelim.
Genelkurmay Başkanı'nın basından 190 kişinin de yerinde izlediği konuşmasındaki vurgulardan biri Cemaat üzerineydi.
Bu tercihi bir gün önceki gözaltlarından nasıl bağımsız değerlendirebiliriz?
Peki Fethullah Gülen'in son günlerde birbiri ardına yaptığı çıkışlar, hatta en son ağladığı bir kaydın bir yayınlanması tesadüf mü?
Başbuğ, son derece serinkanlı bir tonda, entelektüel bir metin hazırlamıştı. Metinleri zekice hazırlanıyor ve ince mesajlar içeriyor. Batı dünyasının düşünürlerine referanslar, herkesi kucaklayan bir üslup ve beklenenin aksine 'sakin güç' tonunda konuştu.
Başbuğ, konuşmasının başlangıcında sıcak gündeme değinmeyeceğini söyledi ama bir açıdan da aslında gündemin en önemli aktörüne, Cemaat'e karşı Silahlı Kuvvetleri'n kesin tavrını açıkladı. En çok üzerinde durulması gereken de budur.
Durumu en zor gazeteci
Kendinizi onun yerine koyun... Dini bir geçmişten geliyorsunuz... Cemaat tarafından eğitilmişsiniz... Misyonerlik projesinin devamı olarak Amerika'ya yollanmışsınız... Açılan gözünüz yüzünden sınıf atlama yarışına girişmişsiniz... Medyatik bir evlilik yapmışsınız... Cemaat'le bağlantılarınız sayesinde medyada bir yerlere gelmişsiniz... Aynı bağlantı size para kazandırmış, transfer olmuşsunuz... Eski mahallenizde kalsanız asla davet edilmeyeceğiniz bir toplantıya, artık merkez medyada yer aldığınız için çağırılmışsınız... Siyah-beyaz takım, jöleli saçlar derken koltuğunuza kurulmuşsunuz... Paşa, Amerika'da duyduğunuz birtakım düşünürlerin adlarını sıraladıkça hoşunuza gitmiş, kendinizi biraz daha oraya ait hissetmişsiniz... Fakat sonra birden konuşmanın tonu değişmiş... Birden hiç beklenmedik bir şekilde Cemaat'e çakmaya başlamış konuşmacı... Sizin yıllarınızı verdiğiniz, sizi yetiştiren, biat yemini ettiğiniz, bugünlere gelmenizi sağlayan Cemaat'e... Karı-koca parçası olduğunuz, her türlü rantınızı yediğiniz Cemaat'inize ağır eleştiriler getirmeye başlamış...
Nasıl yüzünüz buruşmaz? Nasıl kendinizi yumruk yemiş hissetmezsiniz? Nasıl o darbenin sersemletici etkisini yaşamazsınız? Renginiz değişmez mi? Başınızı öne eğip farkında değilmiş gibi yapmaz mısınız? 'Aman kimse beni görmesin' diye bir panik sarmaz mı içinizi?
Eyüp Can olmak ne kadar zor hakikaten de...
Liberaller ordusu
Son zamanlarda dikkat ediyorum, dün Harp Akademileri'ndeki İlker Başbuğ'un konuşması öncesi salonda beklerken de gözüme çarptı, son zamanlarda bu gibi davetlere katılan gazeteciler hep görüş olarak birbirlerine yakın başka gazetecilerle yan yanalar... Ne garip değil mi? Bir tür tarikat örgütlenmesi, bir Cemaat davranış biçimi değil mi bu?
Dostlukları da ideoloji belirliyor artık...
Yazılarında da aynı durum var, televizyon programlarında da... Birbirlerinin programlarına çıkıyorlar, birbirlerinden alıntı yapıyorlar, birbirlerini kayırıp ağırlıyorlar.
Ve karşılaştıklarında da birbirlerinin dizlerinin diplerinden ayrılmıyorlar. Yemeğe beraber çıkıyorlar, gezilere beraber katılıyorlar ve giderek birinin kızdığına, diğeri de sırf 'arkadaşlık' adına kızmaya ve tepki göstermeye başlıyor...
Evet, tabii ki, bireysel duruş sahibi olamadıklarını söylüyorum... Tabii ki onları bir koyun sürüsüne benzetiyorum...
Ve tabii ki liberallerden bahsediyorum.