AKŞAM GAZETESİ | Mehveş Evin | 2009-04-28
Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un konuşmasıyla ilgili yorum ve tepkiler genel olarak ikiye ayrıldı:
1. 'Devrim' niteliğinde açılım: Türkiye halkı vurgusu, üst ortak kimlik-ikincil kimlik tanımlarının ilk kez kullanılması, 'Kürt'lerden bahsedilmesi, demokrasi ve hukuk devleti vurgusu, TSK'da yeni bir dönemin başlangıcına işaret...
2. Çaba var, ama eski alışkanlıklar değişmedi: Demokrasi vurgusuna rağmen ulus-devlet vurgusu yapması, AB'ye hiç atıfta bulunmayıp Anayasa'nın nasıl değiştirilip değiştirilemeyeceğinden bahsetmesi ve bu konuşmanın canlı yayında ekrana getirilmesi, askerin hala siyasi konularda etkin rolünü, dolayısıyla demokrasi kültürüyle çeliştiğini gösteriyor.
Çelişkiler olsa da, Orgeneral Başbuğ'un konuşmasındaki demokrasi vurgusunun bazı muhalefet parti temsilcilerinden daha ileri bir noktada olduğunu teslim etmek gerektiğini, askerin hızla değişen dünyaya ayak uydurma çabasına burun kıvırmak ve hatalar bulmak yerine, desteklemek gerektiğini düşünenlerdenim. Bu yüzden, en başından beri bu konuşma ve geniş yelpazedeki basın davetinin, başarılı bir halkla ilişkiler hamlesi olduğuna inanıyorum.
Genelkurmay'ın bildiri ve andıç alışkanlıklarını -geç de olsa- geride bırakması, tepki gösterirse bunun hukukun sınırları içerisinde olacağını belirtmesi, akreditasyonu tamamen kaldırmasa da sınırlamayı azaltması, olumlu adımlar.
NE TARTIŞILABİLİR, NE TARTIŞILAMAZ?
'Asker hangi demokratik ülkede konuşur' sorusu yersiz değil, ancak Türkiye pek çok açıdan özlenen demokrasi tablosuna, siyasette ve özellikle de 82 Anayasası'ndaki çarpıklıklar nedeniyle ne yazık ki halen uzak olduğu için, varsın, asker konuşacaksa böyle konuşsun.
Peki Başbuğ'un 'her konuyu tartışabilme özgürlüğü, devletlerin varlığını riske sokacak, ülkeyi, kutuplaşmaya, ayrışmaya ve çatışma ortamına sokacak konuları içermez' şeklindeki sözlerini nereye koymalıyız? Gerek yakın tarihimizle ilgili, gerek bugüne dair bu kadar çok netameli konu varken, 'aman devletin varlığını tehlikeye sokmayalım' diyerek tartışmak mümkün mü?
O zaman Ergenekon soruşturmasını eleştirmek, açıkça 'hukuka aykırı' demek, 'sivil darbe yapılıyor' diye yorumlamak bu klasmana girmez mi?
İRTİCA VE OBAMA
Başbuğ'un konuşmasından iki çok önemli noktayla bitirelim:
1. Yıllardır 'irtica' diye her yöne çekilebilecek bir kavram yerine somut olarak 'cemaat'e, yani 'Gülen tehlikesi'ne işaret etmesi... Ve TSK'nın 'din karşıtı bir kurum' olmadığının altını çizmesi.
2. Obama'dan yaptığı alıntılarsa tesadüfi değil. Milliyetçi çevrelerin hoşnutsuzluğuna rağmen, Obama'nın önderliğinde 'değişim' açılımlarına olumlu yaklaşım, askerin ABD'yle ilişkileri düzeltmeye istekli olduğunu gösteriyor.
CEVHERİ CEPHESİ
AKP'NİN Ş.Urfa milletvekillerinden Sabahattin Cevheri, 'Fakıbaba efsanesi'yle ilgili yazımda adının geçme biçiminden rahatsız olmuş, sağolsun üşenmedi ziyaretime geldi.
Aileden siyasetçi olan Cevheri ile uzun uzun konuştuk... Bazı satırbaşları:
- 'TBMM'ye başım dik girdim, dik çıkacağım' diyen Cevheri, asla rantla işinin olmadığını, dileyen herkese hesaplarını açacağını söylüyor.
- Ş.Urfa'da yapmak istediği projeleri anlatırken, kimi kesimlerce 'rant sağlamak istedi' diye yorumlanması, fena halde ağrına gitmiş.
- Eski stadın yerine bir gençlik merkezi, şehre pırıl pırıl yeni bir stat ve yeşil alan yaptırmak istediğini anlattı.
- Fakıbaba'nın 680 milyar liralık çöp ihalesini, 1 trilyon 200'e İstanbullu bir şirkete vermesini kimsenin araştırmadığından yakındı.
- Urfa'da defalarca yaptırılan kaldırımlar, 1 trilyon harcanarak dikilen lalelerin de hesabının sorulması gerektiğine inanıyor.