AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-04-28

kategori2

Hedefte 'Türklük Bilinci' var...

Türk tanımı yaparken dini paranteze alabilir miyiz?
Örneğin, içerisinden İslam'ı çıkartırsak, kalandan Türk diye bahsedebilmek ne kadar mümkündür?
Peki, Türk tanımı yaparken içerisinden laikliği çıkartabilir miyiz? Laikliği içermeyen bir Türk tanımı ne kadar sağlıklı olabilir?
Daha da ileri gidelim...
Kürt'ü içermeyen bir Türk tanımı yapabilir miyiz?
Mademki, 'Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkese Türk diyoruz,' bu tanımın içinden Kürt'ü çıkartırsak geriye kalan ne kadar Türk'tür acaba?
Biz meşrebimize ve döneme göre laikliği veya dinimizi tehdit altında zannederken; veya etnik kimliğimizin hedefe konulduğunu düşünürken, resmin bütününü gözden kaçırıyor olabilir miyiz?
Bir vakittir, çeşitli provokasyonlar ve akademik çalışma süsü verilmiş psikolojik harp oyunlarıyla hedefe alınanın 'Türk Kimliği' olduğunu görmüyor olabilir miyiz?
Kendimize soru sormaktan korkmayalım:
Resmin bütününü görmemizin engellendiği koşullarda, yalnızca laikliğin varoluşunu tehdit altında görüp, sadece laikliğe sahip çıktığımızda... Laikliği ne kadar koruyabiliyoruz?
Ya da, aynı şekilde, dinimizi özgürce yaşamamızın tehdit altında bulunduğunu düşünüp, sadece dinimize sahip çıktığımızda... Dinimizi gerçekten koruyabilmiş oluyor muyuz?
Aynı şekilde, Türk'ü bir ırkın adı olarak algıladığımız anlarda, bir ırkın adı olarak Türklüğe sahip çıkarken... Türklüğü tahkim etmiş mi oluyoruz, yoksa gerçeklikte çözüyor zayıflatıyor muyuz?
Kürtlüğümüzün ötelendiğini düşündüğümüzde; Türklüğü inkar, bizi gerçekten Kürt yapabilir mi?
Maruz kaldığımız optik oyunun amacı, bize resmin küçük bir parçasını göstererek 'Türk Milleti' kavramını çözmeye çalışmaktan başka bir şey değil.
Çünkü biz, 'Türk bir ırkın değil, ulusun adıdır,' dediğimizde; kurulmuş gibi, 'hayır Türk ırkın adıdır,' diyen tırnak içinde 'milliyetçiler' ve karşı milliyetçiler neşet ediyor?
İkisinin mutabakatı şaşırtıcıdır.
 'Türk Milleti kavramı, İslam ve laikliği birbirine sigortalamıştır,' dediğimizde, hiç beklemediğimiz yerlerden itirazlarla karşılaşır olduk.
Demek ki, Türk olabilmek, Türk kalabilmek için; bir koordinat sistemi gibi iki adet, ikili gerilim aksıyla (laik-antilaik/Türk-Kürt) yapımızın çözülmeye çalışıldığı bu dönemde, 'Kuruluş Felsefesi'nin yaptığını yapmalı ve ayrıştırılmaya çalışılan öğemizi öteki öğelerimizle teminatlandırmalıyız.
Daha açık ifade edeyim:
ŞİMDİ BU TOPRAKLARDA İSLAM'IN ENDİŞESİ ÖNE ÇIKAN HER AYDININ GÖREVİ, KENDİ MÜKTESEBATINI BİR KENARA BIRAKIP LAİKLİĞİ SAVUNMAK OLMALIDIR.
AYNI ŞEKİLDE, LAİKLİK ENDİŞESİ ÖN PLANA ÇIKAN HER AYDIN DA İSLAM'I KORUMA GÖREVİNİ ÜSTLENMELİDİR.
Türkçüler dahi, Türk kalabilmek için Kürtlere muhtaç olduklarını idrak etmeli...
Kürtler, Türk tanımının vazgeçilemez bir unsuru olduklarını haykırmalıdır.
Bunu sağladığımız ölçüde, her cenaha yerleştirilmiş provokasyonların birbiri ardına açığa düşüşüne şahit olacağız.
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un 'Türk Milleti' kavramını aktive etmesinin, yalnızca etnik ayrıştırmaya karşı bir önlem olduğunu düşünmüyorum...
Üzerinde durduğumuz 'Zemin'in bütününü hatırlatma ihtiyacı duyulmuş olmalı.
Bizi Türk yapan unsurlardan biri bile ihmal edildiğinde toplumun tamamının 'Türklük Bilinci,' Prof. Dr. Ahmed Davutoğlu'nun ifadesiyle, 'ben-idraki' yara alıyor.