AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-04-28
Zihnini ve gönlünü sadece Allah sevgisi ile doldurmuş sufilerin, Arap tarzı bir Vahabi totaliterizmi'ne karşı beş dakika içinde Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği üyesine dönüşüvermiş gibi heyecanlı konuşmalar yapışına çok şahit oldum ben...
Gençliğimde, yurtdışında, her gün 'bizi kestiniz,' diye kafamızın etini yiyen, haftanın 7 günü bizimle didişen Ermeni arkadaşlarımızın, bir gençlik kavgası söz konusu olduğunda tuhaf bir içgüdüyle arkamızı kolladıklarını biliyorum...
Hayatı boyunca 'Kürtlere sinir olduğunu' söyleyen 'Beyaz Türk' dostumuz, daha geçen gün Diyarbakırlı bir Kürt kızıyla evlendi...
En radikal Kürt milliyetçilerinin bile, yurtdışına çıktığı zaman, gidip Türk mahallelerine yerleşmesini biri açıklayabilir mi bana?
Bir müddettir Türk Milleti olarak bir oto-boksör gibi kendi kendimizi dövmeye çalışmamıza rağmen; vurduğumuz yerin kendi suratımız olduğunu idrak etmemiz pek fazla uzun sürmüyor. Da... Oturup soluklandıktan sonra niçin tekrar yumruklamaya başlıyoruz kendi suratımızı?
Sorun ne?
Sorun şu:
İçimizdeki farklılıkları, Türk milleti (hepimiz) lehine kullanabilecek, geliştirebilecek ve daha önemlisi bu farklılıkları ulus-devletimizi içeride ve dışarıda güçlendirmek yönünde kompoze edebilecek bir 'Devlet Aklı' zafiyeti çekiyor olabiliriz.
Sebebi şu veya bu olsun... Dış güçlerin kışkırtması, manipülasyonu veya real-politikteki değişimler...
Hiç önemli değildir. 'Devlet Aklı' yenilenme iradesini, komposizyon ve senaryolarını her koşulda değiştirebilme yeteneğini içinde saklamak zorundadır.
Bir milletteki farklılıkları; milleti kaim kılacak şekilde birbiriyle teminatlandırmak ve o farklılıkların içeride çatışmaya dönüşmesini engelleyip; dışarıya güç olarak ulusun etkisini yansıtmasını sağlamak 'Devlet Aygıtı'nın vazifesidir.
Çünkü, 'farklılık,' ancak ulusal birliğe güç kazandırdığı ölçüde milletin diğer unsurları tarafından vazgeçilmez olarak algılanabilir.
Öyleyse soruyu şöyle soralım:
Bir oto-boksör gibi kendi kendimizi dövmeye; yani dindarımıza kem gözle bakmaya, Kürtümüze kızmaya, Ermeni'mizden şüphelenmeye, komünistimize işkence yapmaya, liberalizimizi hain diye damgalamaya, milliyetçimizden korkmaya, laikçilerimizi bile dinsiz sanmaya devam mı edeceğiz?..
Yoksa, dindarımızın Ermeni'mizin teminatı, Ermeni'mizin demokratlığımızın teminatı, Milliyetçimizin bağımsızlıkçı pozisyonuyla komünistimizin teminatı olabileceği bir kompozisyona ulaşabilecek 'zihinsel sıçrama'yı yapabilecek miyiz?
Her fırsatta birbirimize girmemize rağmen; birbirimizin dizinin dibinden ayrılmıyorsak eğer...
Türk Milleti bir tek millettir ve buna hazırdır, diyebiliriz.
Şimdi 'Devlet Aklı'ndan, hükümetten bütün farklılıklarımızı 'Milli Güç'e dönüştürebilecek bir 'yüksek zeka' beklemek durumundayız.
Siyasetin (hükümet ve elbette muhalefetin de...) vazifesi; çatışma potansiyeli taşıyanları 'ortak projeler' etrafında birleştirebilecek yeni ve çok çeşitli kompozisyonları kurmaktır.
Zemin: Türk Milleti... Zemin: Türkiye Halkı... Zemin: Anayasal vatandaşlık... olduğu sürece bu girişimlerin devletimizin ve milletimizin bütün unsurlarından destek bulacağına şüphe duymamıza gerek yok.