AKŞAM GAZETESİ | Mehveş Evin | 2009-04-28
Ergenekon soruşturması konusunda kafalar halen çok karışık. Bunda en büyük pay, Türkan Saylan örneğinde olduğu gibi toplumun saydığı ve sevdiği insanların evine girilip 'keyfi' görünen aramaların yapılması.
Oysa Ergenekon operasyonuna en büyük kötülük, bu tip gözaltılar ve aramalarla kamu vicdanını sızlatanlardan geliyor... Gaflar, hoyratlıklar bazen öyle bir hal alıyor ki, insan 'acaba Emniyet ve yargının içinde dahi bu soruşturmayı çıkmaza sokmak isteyen bazı güçler mi var?' diye düşünmeden edemiyor. Öyle ya, Ergenekon soruşturmasını yürüten Emniyet, hatta yargı, kimine göre 'cemaatin eline geçmiş' durumda ve bu çok ciddi bir suçlama... Peki aynı mantıkla, Emniyet'in bir bölümünde de Ergenekon yapılanması olamaz mı? En başından beri bu operasyonun derin devlet hesaplaşması olduğu söylenmiyor muydu? Komplo teorilerine bu kadar rağbet ediliyorsa, olaya bu açıdan da bakmak mümkün...
HÜKÜMET İNANDIRICI OLAMIYOR
Ne yazık ki kafa karışıklığının en büyük müsebbibi, siyasetçiler ve medya: CHP, soruşturmanın tamamen hükümetin emrinde yürütüldüğüne inanıyor ve bunu her fırsatta dile getiriyor. İktidar ise anamuhalefetin her tepkisine çıkışıp 'yargı bağımsızdır' diyor ama bunu derken inandırıcı olamıyor. Medyada ise Ergenekon'a şüpheyle yaklaşan, karşı gelen grup 'AKP yandaşları, hani demokrasi?' diye haykırıyor. Operasyonu destekleyen diğer grup, Ergenekon'la ilgili her itiraz edene 'darbecisin sen darbeciii' damgasını yapıştırıveriyor. Her iki tutumun da kimseye faydası olmadığına, hatta büyük zarar verdiğine inananlardanım.
Son olarak İSTEK Vakfı'na ait araziden önemli miktarda askeri mühimmatın bulunması, kazılarla ilgili bazı emekli askerlerin gözaltına alınması ve en önemlisi, Danıştay davasının Ergenekon ile birleştirilmesi, çok ciddi deliller... Acaba Ergenekon soruşturması, bu son iki hamleyle 'aslına' mı dönmüş oluyor?
BUGÜN 23 NİSAN NEŞ'E DOLAMIYOR İNSAN
DÜN Diyarbakır'da 3 çocuğa 6 yıl 11 ay, bir çocuğa 7 yıl 5 ay hapis cezası verildi... Çocuk diyorum, çünkü 18 yaşından küçük olan herkes çocuktur. Peki, örgüt üyeliği suçlamasıyla yargılanan bu çocuklar ne yapmış? Taş atmış!
Yargılanırken tutuklu kaldıklarından 1 yıl okula gidemeyen çocuklar, tahliye edildi. Ancak Yargıtay cezalarını onarsa yeniden hapse girecekler.
Türkiye, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'ni imzalamasına rağmen Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında soruşturulan, kovuşturulan, cezalandırılan çocuklarla yetişkinler arasında bir ayrım yapmıyor. Hukuktaki bu aksaklık, 23 Nisan'ı Çocuk Bayramı olarak kutlayan ülkemizin ayıbı. Siyasetçilerden beklentim, 'üç çocuk yapın' teşvikinden önce, dünyaya gelmiş olan çocukların daha iyi bir hayat yaşamaları için gerekli ortamı oluşturmaları, suç işleyen çocukları topluma kazandırmanın yollarını aramaları.
Neş'e dolu 23 Nisan'lar dileğiyle!
ZAMAN'IN İMAJI
ZAMAN gazetesi, belki de anti-Fethullah Gülen rüzgarının da etkisiyle, bir imaj kampanyası yapmış. Prestijli yazarların billboard'ları, Etiler gibi Beyaz Türk bölgelerini süslüyor. Sloganlar demokratik ve sağduyulu, hepsinin altına imza atarsınız. Ancak Hilmi Yavuz'un fotoğrafının altında yazan '12 yıldır yazıyorum, hiç sansüre uğramadım' sözünü yadırgadım. Bu, tıpkı dürüstlüğü ayrı bir meziyet gibi sunan politikacıların tavrına benzemiyor mu? Bu durumda Alev Alatlı'nın sloganı ne olmalı, 'Yazım bir kez sansürlendi ama sayılmaz' mı?