AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-04-28
Van'a, Türkoğlu ailesine gelin gitmiş Musul'lu anneannem; Ermeni çetecilerin komşularını katlettikleri sırada bir duvarın dibine sinip olan biteni izlediğini anlatmıştı bana...
Hala gözleri doluyordu...
Bunu bana içimde bir düşmanlık besleyeyim, diye anlatmadı. Gerçeği bileyim diye anlattı.
Tehcir sırasında Ermeni komşularının çektiği acıları ve onlar daha yola çıkmadan evlerine, bağlarına el koyan arsızları da anlattı...
Bunları anlatırken de gözleri doluyordu...
Rahmetli anneannem Halise Hanım, Ermenilerin çektiği acılara da; Müslümanların çektiği acılara da ağlardı.
Yaşananın 'Ortak Acı' olduğunun bundan daha ileri bir ispatı var mıdır acaba?
Osmanlı'nın 'Millet-i Sadıka' (Sadık Millet) dediği Ermenilerin bir kısmı, evet, emperyalist bir kışkırtma ile ihanet etmiş olabilir...
Ama ihanet edenlerinin bile bizim milletimiz içinden çıktığını unutmayalım.
Bu yüzden, 'ihanet ettiler, biz de tümünü tehcir ettik, ne yapalım, elden ne gelir,' kolaycılığına kapılamayız.
Ama aynı şekilde, 'sadece Ermeniler acı çektiler, öldürüldüler, sürüldüler,' propagandasına da izin veremeyiz.
Büyük bir acı yaşandı.
Ortak bir acı yaşandı.
Hiç kimsenin bu acıyı sadece birilerine nispet edip, başkasının travmasını çalmasına da izin vermemeliyiz.
Yaşadığımız ortak travmayı birlikte atlatabilecek bir tartışma zemininin eşiğinde duruyoruz.
Bu noktada Azeri dostlarımızın da biraz serinkanlı durmaları gereğinin de altını çizmemiz gerekiyor.
Evet, Azeri-Ermeni savaşı işgalle sonuçlandı. Azeriler de yakın geçmişte çok acı çektiler.
Ama bizim Ermeniler ile konuştuğumuz konunun nesnesi kendi vatandaşlarımız... Osmanlıların Ermeni'leri!
Evet, Azerbaycan ile bir kan, bir ırk bağımız var... Bir millet, iki devletiz...
Ama tehcir konusuyla mevzubahis ettiğimiz Ermeniler ile 'bir millet, bir devlet' idik.
Her 100 Ermeni vatandaşımızdan biri devlet memuru idi!
Bu konuyu, yaşadığımız 'ortak acı'yı bütün boyutlarıyla anlayarak, 'ortak akıl' ile çözmek durumundayız.
Ancak ondan sonra, Azerbaycan'ın yaralarını da sarabilecek bir noktaya gelebileceğiz.
Bilmem anlatabiliyor muyum?
Ya da Azeri dostlarımız, durumun önemini anlayıp, aklın gerektirdiği ölçüde serinkanlı davranabilecek mi?