AKŞAM | GUNCEL | 29 NİSAN 2009, ÇARŞAMBA

Kanlı çatışmada 19 yıllık tesadüf

Faruk Arhan-Gazeteport

İSTANBUL- Biri milliyetçiliÄŸi ağır basan bir kiÅŸiydi, diÄŸeri aşırı solcu, devrimciydi. İkisi de İstanbul Üniversitesi’nde öÄŸrenciydi. Biri üniversitenin Siyasal Bilgiler, diÄŸeri İletiÅŸim Fakültesi bölümünden, aynı dönemde okuyup mezun oldular. Milliyetçi yanı ağır basanı ilk defa, İstanbul Üniversitesi İletiÅŸim Fakültesi’nin kantininde 1991 yılının Ekim ayında görmüÅŸtüm. Benden bir sınıf üstteydi. Ülkücü bıyıklı, uzun boylu ve zayıf bir fiziÄŸi vardı. Pek yakışıklı sayılmazdı. Buna karşın gülüÅŸü içten ve dikkat çekiciydi. Oldukça gürültülü konuÅŸurdu. ArkadaÅŸlarının da hemen hemen tamamı ülkücüydü. Sarkık ülkücü bıyıkları ve uzun boyuyla arkadaÅŸları arasında hemen fark edilirdi. Onlarla birlikte dolaşır, anfilere birlikte çıkar, kantinde birlikte otururlardı. Aşırı solcu olanı ise 1991’in Kasım ayının 6. günü İstanbul Üniversitesi merkez kampüsünde görmüÅŸtüm. O gün YÖK’ün kuruluÅŸ yıldönümüydü ve üniversiteli öÄŸrenciler protestolarını bildirmek için ayaktaydı. Yemekhanede boykot, her duvarda bir afiÅŸ, her koridorda bildiriler vardı… Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin önündeki alanda da forum yapılacaktı. Hepimiz oradaydık. O da ordaydı. Tabi, ‘savaÅŸ’ düzeni almış çevik kuvvet polisleri de… Dönem arkadaÅŸlarım olarak o zamanlar yeniydik ve bu, bizim katıldığımız ilk eylem olacaktı. Heyecanla olacakları bekliyorduk. Derken öÄŸrenciler toplanmaya baÅŸladı, alkışlarla çember düzeni alındı ve ortaya fırlayan bir öÄŸrenci yüksek sesle konuÅŸmaya baÅŸladı: “12 Eylül faÅŸizminin ürünü olan YÖK…” Daha cümle bitirilmeden çevik kuvvet polisleri hınçla saldırmaya baÅŸladı. ÖÄŸrenciler erkek kız ayrımı yapılmaksızın ÅŸiddetle coplanıyordu. Hepimiz kaçtık… Kaçamayanlar dayak yemekle kalmadı o günü karakolda geçirdiler… Sonra bu tip protestolar arttı ve her geçen gün daha gergin geçmeye baÅŸladı. Üniversitede polis öÄŸrencilere nefes aldırmıyordu. Solcu öÄŸrencilere saldıranlar sadece polisler deÄŸildi, aşırı saÄŸcı ülkücüler de zaman zaman toplanıp devrimci-solcu öÄŸrencilere saldırıyordu. İletiÅŸim Fakültesi’nin sarkık bıyıklı uzun boylu öÄŸrencisinin de aralarında olduÄŸu grup, hiç umulmadık zamanlarda küçük solcu gruplarına saldırır ve ortadan kaybolurdu. Yani solcu olan ile saÄŸcı olan öÄŸrenci 1990-1994 yılları arasında zaman zaman fiili olarak bir çok kez karşı karşıya geldi. Solcu olan, okulunu 1994’te bitirdi. SaÄŸcı olan okulunu bir yıl uzattı. İkisi farklı fakültelerden mezun oldular ancak aynı mesleÄŸin farklı kollarında çalıştılar. Biri kameraman oldu, diÄŸeri gazeteci-yazar. SaÄŸcı olan iÅŸini sürdürdü, kendisini geliÅŸtirdi ve Türkiye’nin en iyi TV kanallarının birinde çalışmaya baÅŸladı. Solcu olan tutunamayanları oynuyordu. Kabına sığmaz kiÅŸiliÄŸiyle hep daha fazlasını istedi. O da kendini geliÅŸtirdi, kitap yazdı, radyolarda programlar, çeÅŸitli gazetelerde muhabirlik ve editörlük, dergilerle yayın yönetmenliÄŸi ve yayınevlerinde yine editörlük yaptı. ÇeÅŸitli dergilerde incelemeleri ve edebiyat yazıları yayınlandı.

19 YIL SONRA YENİDEN KARŞILAŞTILAR
İkisinin de üniversiteye baÅŸladığı yıllardan yaklaşık 20 yıl sonra kader onları tekrar karşılaÅŸtırdı. Bu kez mekan üniversite bahçesi deÄŸil, İstanbul’un lüks semtlerinden Bostancı’daki Emanet Sokak’tı. SaÄŸcı olan geçtiÄŸimiz gün Bostancı’daki çatışmada yaralanan NTV kameramanı İlhan Kandaz’dı. Solcu olan ise 1 emniyet amiri ve 1 sivili öldüren, 7 polis ile kameraman Kandaz’ı yaralayan ve öldürülen Orhan Yılmazkaya idi. Orhan Yılmazkaya, 1970'de Almanya'da doÄŸdu.1987'de KabataÅŸ Erkek Lisesi'ni, 1994'te İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. 1994'te kapatılan Sosyalist İktidar Partisi'nde (SİP) siyasal harekete katıldı. Partinin kapatılmasından sonra eski SİP  mensuplarının kurduÄŸu TKP'ye katılmadı. "Gerçek Çevresi"nde bir süre çeÅŸitli sendikal etkinliklerde faaliyet yürüttükten sonra 2000'lerin başında  yeni bir manifestoyla ortaya çıkan "Bedreddini Hareket"ini kurdu.

“MÜDÜR DUYUYOR MUSUN SESİMİ?”
Orhan Yılmazkaya, çatışma sırasında polis telsizine girerek bir konuÅŸma yaptı. "Devrimci Karargâh"ın savaÅŸçısı olduÄŸunu söyledi ve teslim olmayacağını duyurdu. Canı pahasına teslim olmadı. Arkasında 2 ölü, 7 yaralı ve akıllarda kalacak onlarca soru bırakarak hayatını kaybetti. Belki tesadüftü, ancak, Türk Hamamı isimli kitabın yazarı militan Yılmazkaya, hayatını kaybederken üniversite yıllarında çatıştığı İlhan Kandaz’ı yaÅŸamı boyunca unutamayacağı bir kurÅŸun iziyle baÅŸ baÅŸa bıraktı. Üniversite yıllarında baÅŸlayan çatışma yine bir çatışma ortamında ikisi açısından son buldu. Biri, 6 saat süren çatışmanın ardından hayatını kaybetti ve öldürülmeden önce ÅŸunları söyledi: “Müdür duyuyor musun sesimi. Teslim olmayan bir özel devrimci kuÅŸağına layık olmaya çalışacağım. Devrimci karargah savaÅŸçısıyım. YaÅŸasın devrim ve sosyalizm. YaÅŸasın halkların kardeÅŸliÄŸi. YaÅŸasın Türk ve Kürt halklarının mücadele birliÄŸi. Biz düÅŸeceÄŸiz fakat bizden sonra bu kavga mutlaka sürecek. Nasıl binlerce yıldan beri sürdüÄŸü gibi. Thomas Müntzer'den, Åžeyh Bedrettin'den, Mahir Çayanlardan, İbrahim Kaypakkaya'lardan ve Deniz GezmiÅŸ'lerden beri sürdüÄŸü gibi…” DiÄŸeri bir salise farkla hayatta kaldı. Hayatta kaldıktan sonra kulağından yaralanan NTV kameremanı İlhan Kandaz, basına yaÅŸadıklarını ÅŸöyle anlatıyordu: “Kritik bir durum yok. Benim saÄŸlık durumumda problem yok. Sıyırma var. Tedbir amaçlı hastaneye geldik. VurulduÄŸum anda binayı 100 metre önümüzden görüyorduk. Bizim vurulduÄŸumuz alanda insan olmamalıydı. Vali Güler'e dava açacağım. Trafik açık, polis önümüzde... Operasyon önümüzde cereyan etti. Sokakların trafiÄŸe kapalı olduÄŸu söylenmiÅŸti ama vatandaÅŸlar var. Burada çatışma var, cadde kapalı deÄŸil. Son derece tuhaf bir durum. Ben kulağımdan yaralandım. Yanımdaki insanın kafası delindi. Ve öldü…”

Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3