BaÅŸbakan Yardımcısı Nazım Ekren, Türkiye Müteahhitler BirliÄŸi'nin Gündem 2009 toplantısında krizle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Rakamlarda iyileÅŸmeler olduÄŸunu söylemekle beraber krizin sürdüÄŸünü kabul etmiÅŸ olmasını olumlu bulduÄŸumu ifade etmeliyim. Çünkü gerçekçi olmayan bir ekonomi yönetimini ne kimse ciddiye alır, ne de böyle bir yönetim, ulusu ortak çıkarlar etrafında toplayabilir. Ekren'in deÄŸindiÄŸi asıl nokta ise; istihdam konusunda sektörel bazlı bir çalışmanın yapıldığı ve önümüzdeki günlerde krizin istihdam boyutuyla ilgili yeni bir paketin açıklanacağı idi. Böylece ÅŸimdiye kadar Türkiye'de istihdamın yapısı ve sektörel bazda istihdamın nitelikleri üzerine hiçbir ciddi çalışmanın yapılmadığını resmi bir ağızdan öÄŸrenmiÅŸ olduk.
Türkiye gibi kronik iÅŸsizliÄŸin ve iÅŸgücüne düÅŸük katılımın olduÄŸu bir ülkede, bu tür çalışmaların bugüne kadar yapılmamış olmasını; istihdama ne kadar önem verildiÄŸi konusunda da bir fikir verdiÄŸini düÅŸünüyorum. Adil gelir bölüÅŸümü veya yoksulların doyurulması, giydirilmesi gibi sorunların salt transfer harcamalarıyla çözülebileceÄŸini düÅŸünen bir bakış açısı, elbette ki istihdamı öncelikli meselelerden biri olarak göremez. Oysa eski bir atasözü bile bu konuda yol göstermektedir: 'Aç birine balık vereceÄŸine balık tutmayı öÄŸret'. Yoksullukla, adil olmayan gelir bölüÅŸümüyle mücadele, alt gelir gruplarına kömür, erzak dağıtmakla olmaz. Neticede kömür veya gıda, arzı sonsuz olan mallar deÄŸildir. Sorununun kökenine inmeden çözüm üretemezsiniz. Hükümetin yaptığı bataklıktaki sineklere karşı sinek ilacı kullanmaya benzer. Bataklık durduÄŸu sürece sinekler duracaktır, oysa ortak aklın öngördüÄŸü gibi, çözüm bataklığı kurutmaktır.
Bunun için de öncelikli olarak bazı yapısal sorunlara el atılması gerekiyor. Nedir bunlar? Evvela hükümetten hükümete deÄŸiÅŸmeyen kalıcı bir istihdam politikası olmalı. İkinci olarak adil ve istikrarlı bir vergilendirme sistemine ihtiyaç bulunuyor. Üçüncü olarak istihdamda ve ekonomideki kayıtdışılık makul seviyelere indirilmeli. Dördüncü olarak da çağı yakalayan bir mesleki eÄŸitim sistemine sahip olmanız gerekiyor. Bu sorunların her biri çözülmeden saÄŸlıklı bir istihdam politikası oluÅŸturmak mümkün deÄŸildir. Bu yazımda bir miktar mesleki eÄŸitimdeki periÅŸanlığımız üzerinde duracağım.
Bilgi ve teknolojinin; istihdam, büyüme ve rekabet gücü kazandırmada, en etkin unsur olduÄŸu günümüzde, mesleki eÄŸitimde baÅŸarılı olamadan, kalkınmadan söz edilemez. Bu temel gerçek, bizim gibi geliÅŸmekte olan ülkelerde daha da can alıcı bir öneme sahiptir. Ne yazık ki, ülkemizdeki eÄŸitim sistemi, üniversiteye giremeyecek yüz binlerce insanı; hem kendisine, hem ailesine, hem de ülke ekonomisine yük ederek liseden mezun etmektedir. Bu insanlar birkaç defa üniversite sınavında baÅŸarısız olduktan sonra, 20 yaşında, hiçbir vasfı olmaksızın iÅŸsizler ordusuna katılmaktadırlar.
BoÅŸa harcanan onca para ve zaman... Oysa bu para ve zaman, o insana meslek edindirmek için kullanılabilir. Bu sayede hem iÅŸçi verimliliÄŸi hem de bu insanların iÅŸ bulma olasılıkları artacaktır. Üniversitelere yerleÅŸtirilmelerde de herhangi bir planlama görülmüyor. Bazı meslek dalları için eleman bulunamazken, bazıları için haddinden fazla iÅŸgücü arzı var. Gerçekte, ülkemizde eÄŸitime milli gelirden ayrılan kamu payı düÅŸük olsa da; özel okullara, dershanelere, kurslara ve özel derslere harcanan para azımsanmayacak miktarlara ulaşıyor. Dolayısıyla bence sorun kaynak sorunundan çok, kaynağın verimsiz kullanılması sorunudur.
Sözün özü, bir ülkenin istihdam sorunu, o ülkenin büyüme, vergilendirme, kayıtdışılık ve eÄŸitim sorunlarından bağımsız deÄŸildir. Özellikle eÄŸitim ve istihdam politikaları, birbirini destekleyecek biçimde oluÅŸturulmalıdır.