Serdar Turgut serdarturgut@superonline.com

kategori2

Türkiye'de bu tür baskınlarda tedbir alınması mümkün değil

Sosyal demokratların 'Önlem alma' diye söyledikleri 'Tedbir alma' kavramının Türkiye'de hayli trajik bir geliÅŸme çizgisi vardır. Birçok normal ülkede tedbir, olabilecek olaylar önceden düÅŸünülüp onların olmaması için ortaya konulan eylem planıdır.
Kelimenin Türkçe'de lügat karşılığı da budur ama gerçek yaÅŸamda lügattaki anlamıyla tedbir hiçbir zaman alınamamaktadır.
Türkiye'de tedbir, bir olay olduktan sonra getirilecek yasaklar ÅŸeklinde uygulanmaktadır.
ÖrneÄŸin; bir semtte yangın çıktı diyelim. Bizde bir daha kolay yangın çıkmasını önlemek yerine o semti ve benzer semtleri tamamen boÅŸaltmak, oralara giriÅŸi yasaklamak tedbir diye getirilebilir.
Eskilerin 'İlliyet bağı' diye söyledikleri neden-sonuç iliÅŸkisi, bizdeki tedbirlerde tamamen kopmuÅŸtur.
Ha bir de meÅŸhur deprem tedbirlerimiz var bizim. Dünyada herkes deprem tedbirini deprem olmadan almaya baÅŸlar. Bizler ise tabii ki tedbir almaya deprem vurduktan sonra baÅŸlarız ve o konuda da en önemli tedbir fikrimiz, yıkılmaların çok olduÄŸu alanlara
vatandaÅŸların girmesini nasıl yasaklarız üzerine yoÄŸunlaÅŸacaktır.
Ve gayet tabii ki vatandaÅŸ mutlaka kurtarma çalışmalarını izlemeye gelecektir. Çekirdek bile çıtlayabilirler izlerken. BaÅŸkalarının felaketlerini seyretmek neredeyse Türkiye'nin ulusal hobisi haline gelmiÅŸ durumdadır.
İstanbul'da köprülerde trafiÄŸin tıkalı olduÄŸu rastgele seçtiÄŸiniz herhangi bir günde bakın göreceksiniz ki, arabaları yavaÅŸlatıp bir kazayı seyreden ÅŸoförler nedeniyle tıkanıyordur trafik. Toplumsal hayatımızın hiçbir alanda bulunamayan illiyet bağı trafik sıkışıklığında hep vardır.
Karakter yapısı böyleyken, siz dalga mı geçiyorsunuz yahu; mahalleye bir baskın yapmak için 600 polis gelecek ve bizim halkımızdan rasyonel davranıp bunu gönüllü olarak yakından izlememesini bekleyeceksiniz. Yasak koymak da durduramaz onları. Çatışmanın ortasına fırlatırlar kendilerini. Çünkü oradaki seyir,  çoÄŸunun hayattaki tek eÄŸlencesini oluÅŸturuyor.
'Bir kiÅŸiyle çatışmak için o kadar polis neden geliyor?' diye sorarsanız, çünkü polislerin çoÄŸu da seyirci olarak orada bulunuyor. Bundan dolayı olaylarda polis sayısı hep fazla olur. Bunu tecrübeden biliyorum. Åžimdi bir anımı da anlatmalıyım.

BİR YARGISIZ İNFAZ ANISI
Hayli eskiden bir pazar günü Hürriyet Ankara Bürosu'nda nöbetçiyim. Sakin bir gün. Hani yayın yönetmenlerinin haber yok diye bıcır bıcır söylendiÄŸi günler vardır ya onlardan bir tanesi iÅŸte... Büroda miskin miskin oturuyoruz. Birden rutin olarak dinlemekte olduÄŸumuz polis telsizi cazır cuzur inlemeye baÅŸladı. Heyecanlı sesler talimatlar veriyordu. Mamak semtinde bir hücre evi bulunmuÅŸtu ve ona baskın düzenlenecekti. Arkadaşım foto muhabiri Ümit Turpçu'ya 'Fırla gidelim' dedim ve fırladık.
Vardık olay yerine. Åžansa bak, diÄŸer gazeteciler geç kalıyorlardı. Belki 1000 polis vardı. Apartmanın çevresini çevirmiÅŸ, duruyorlardı. Bir süre sonra bir cip geldi. Arkasından özel kıyafetli birkaç tüfekli adam indi. Hiç kimeyle konuÅŸmadan sigaralarını içerek direkt olarak apartmana yürüdüler ve girdiler içeriye. Basılacak ev üçüncü kattaydı.
Yanımızdaki seyyar polis telsizinden 'Kelime-i Åžahadet' getirildi, operasyon baÅŸlıyordu. Ve o an etraftaki 1000 polisin neredeyse tümü yere tam siper yattı.
Bir tek Ümit ve ben yatmıyorduk. Yatamıyorduk, çünkü o tuhaf gen yine devreye girmiÅŸti. Gazetecilik heyecanı devralmıştı kalbimizi ve beynimizi. Tüm olası  tehlikeler unutulmuÅŸtu.
Dolayısıyla kim ne yasak koyarsa koysun, gazeteciler bir ÅŸekilde dinlemeyecektir bundan sonra da. Seyircileri de engelleyemezsiniz, boÅŸuna çaba sarf etmeyin.
O gün eÄŸer 'Hücre evi' denilen evden bir tek el silah bile atılsaydı iki gazeteci mutlaka ölürdük. Daha doÄŸrusu ölen Ümit deÄŸil ben olurdum mutlaka. Çünkü böyle belaları üstüme mıknatıs gibi çekerim ben. Her türlü kazayı belayı üstüme üstüme çekmekte çok baÅŸarılıyımdır.
Dikkat edin, o gün içeriden dışarıya bir tek el silah bile atılmadı diyorum. Sadece tüfek sesleri duyuldu ve sonra evdeki iki insanın cesetleri çıkarıldı.
İşte bu nedenden dolayı o günkü olayda bir tuhaflık olduÄŸunu yıllarca hep düÅŸünmüÅŸümdür.
Hücre evinde olduÄŸu iddia edilen iki insan ölüme tek bir el silah satmadan gider miydi; bunun bir mantığı var mı Allah aÅŸkına?... Nitekim o gün olanlar fazla irdelenmeden kapatıldı.
Özetle; diyeceÄŸim ÅŸu ki, tedbir almak kavramını tamamen yanlış anlamış olan Türklerin önceki günkü gibi olaylarda bazı belalar yaÅŸamaması mümkün deÄŸil. Hele de özellikle gazetecilerin ve felaket izlemeye meraklı halkın aktif katılımının olduÄŸu herhangi bir durumda yasak koyarak da tedbir alabilmek mümkün deÄŸildir bu ülkede.
Bunu bilin de boÅŸu boÅŸuna kafa yormayın tedbir alacağız filan diye ettim bunca lafı. EmeÄŸimi boÅŸa çıkartmayın bana sakın ha!

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3