AKŞAM | PAZAR | 03 MAYIS 2009, PAZAR

Her büyük kriz ardından cadı avını getiriyor

Ergenekon'un 12. dalgasının ardından dış basının yaptığı 'cadı avı' benzetmesi, bu toplumsal cinnet halini tekrar gündeme getirdi. Gazeteci Johann Harri'nin konuyla ilgili araştırmaları cadı avının sosyolojik ve psikolojik temellerinin önemini vurguluyor.

2
Ergenekon Davası'nın 12. dalga operasyonlarının ardından Financial Times, The New York Times, The Guardian ve Reuters gibi dış basın organları Türkiye'de yaşananları cadı avına benzetince, bir kez daha Orta Çağ Avrupa'sı ve ABD'deki McCarthy dönemi akıllara geldi. Elbette cadı avı söz konusu olduğunda terimin gerçek anlamından çok sosyolojik ve psikolojik boyutu önem taşıyor. Çünkü cadı avı, konuyla ilgilenen araştırmacılara göre kökünü insanoğlunun korkularından alan ve DNA'larına kadar işlemiş bir güdü. Bu konuyla ilgili çalışan isimlerden biri de bağımsız gazeteci Johann Harri. Uluslararası Af Örgütü'nün yılın gazetecisi ilan ettiği Harri'nin Türkiye ile ilgili benzetmelerden habersiz olarak yazdığı 'Why the Wicked Witch Isn't Dead-The Timeless Allure of Witch Hunting-Kötü Cadı Neden Ölmüyor-Cadı Avının Zamansız Cazibesi' adlı makalesi de onun bu çalışmalarını özetleyen önemli bir kaynak.

CADI AVINI SAVAŞ, AÇLIK VE FELAKETLER TETİKLİYOR
Harri makalesini hazırlarken, Yale Üniversitesi Tarih Profesörü John Demos'un 'The Enemy Within/İçerideki Düşman' ve Thomas Robisheaux'nun 'The Last Witch of Landenburg-Landenburg'un Son Cadısı' adlı kitaplarından yararlanmış. Bu konuyla ilgili araştırma yapmasının nedeni ise Kongo'ya yaptığı geziler sırasında cadı avının Afrika'da gerçek anlamıyla hala yapıldığını görüp olayların tarihini incelemesi ve ilginç verilerle karşılaşması. Bu verileri bir araya getirdiğinde Harri'nin aklına gelen soru da onu böylesine bir yazıyı kaleme almaya itmiş: 'Birbirinden farklı toplumlar nasıl olur da aynı hastalıklı düşünce yapısını taşır'?
Harri'ye göre bu sorunun yanıtı John Demos'un 'Belirli bir noktadan bakıldığında size de cadı diyebilirler' sözlerinde gizli. Çünkü araştırmalara göre cadı avı güdüsünün temelinde insanoğlunun bilinmeyene duyduğu korku yatıyor. İnsanlar korktukları zaman eğer bu korkuyu alt edecek mantıklı bir çözümleri yoksa suçlu arama eğilimine giriyorlar. Suçluyu da en yakınlarında kendilerine benzeyen ama aslında 'kötü ve gizli güçlerin temsilcisi olanlar' arasında bulmaya çalışıyorlar. Kabile kültüründen gelmesi nedeniyle çoğunluğa aidiyet hissini çok önemseyen insanlar, suçlu ilan ettikleri kişileri dışlayıp yok ederek korkularını bastırıyor. 'Suçlular' ise geçmişe bakıldığında daha çok kadınlar ve çocuklar arasından çıkıyor. Bunun nedenleri arasında en önemlisi ise kadın ve çocukların erkeklere göre daha güçsüz ve suçlamalara karşı koyma konusunda aciz olması. 
Cadı avıyla ilgili önemli olan bir diğer konu ise insanların cadıları kendi toplumları içerisinde araması. Siyahlar, Yahudiler ve diğer etnik azınlıkların oluşturduğu 'ötekileri' bir yana bırakan toplum, cadı avlarında 'kendi içindeki ötekini' fark etmeye çalışıyor. Ayrıca toplum içindeki bu cadıların aranmaya başlanması, ilginç bir şekilde insanoğlunun travma-stres zamanlarında ortaya çıkıyor. Kırgın ve terörize olan topluluklar, kendi içlerindeki ötekilere yönelerek kaybettikleri kontrolü tekrar kazanmak adına atakta bulunuyor. 1347'de Avrupa'da Kara Ölüm olarak adlandırılan ve nüfusun üçte birinin ölmesine neden olan veba salgının ya da 1580-1650 yılları arasında aşırı soğuk nedeniyle hasat alınamadığı için yaşanan kıtlığın ardından gelen cadı avları, bu tespitin en önemli kanıtları. Dünyada en çok bilinen cadı avlarından biri olan 1692'deki Salem olaylarının Amerika'da yerleşen sömürgecilerle Kızılderililer arasında yaşanan büyük çatışmalardan sonra ortaya çıkması ise tam da bu yüzden tesadüf değil. 

ASIL NEDENİ GÜÇSÜZLÜK
'Bu tarz olayların ardından ölümün rastgele seçiciliğini fark eden insanların ötekini bulup ona karşı bir birlik ve dayanışma durumuna girmesi hiç de anlaşılmaz bir şey değil' diyor Harri bu noktada ve ekliyor 'Geçmişte insanlar bir sivrisinek ısırığı, bir yudum su ya da herhangi bir yara yüzünden ölebiliyorlardı. Ölüm herkes için kaçınılmaz ama herhangi bir yerden gelebilecek bir sondu. Peki, günümüzde yapılan ve siyasi arenada kendini gösteren cadı avlarının nedeni nedir?'
Deneyimli gazeteci bunun sebebinin kesinlikle güçsüzlük olduğu görüşünde... Çünkü güçsüzlüğünü cadı avlayarak güce dönüştüren insanlar, bir süre sonra nedeni belirsiz bir rahatlık hissederek tehlikeyi ortadan kaldırdıklarını düşünüyorlar. Yani insanoğlu korkunç bir ironiyle yaşıyor aslında: Korkularını ve güçsüzlüğünü örtbas etmeye çalışırken kendi yakınlarını birer suçluya, muhbire kendini de bir ruh hastasına dönüştürüyor.
Harri'ye göre DNA'larımıza kazınmış bu duyguların bizi de ele geçirip birer cadı avcısı  ya da muhbire dönüştürmemesi için yapacağımız tek şey, herhangi biriyle ilgili söylenenlere kulak asmadan önce kanıtları görmek. Korkularımıza yenilmeden gerçekleri görmeye çalışmak... Çünkü bugün doğru sandığımız her şey, yüz yıl sonra yanlışlığı kanıtlanmış gerçekler haline gelebilir.

Politik cadı avı: McCarthy dönemi
Cadı avını metaforik olarak ilk kullanan ünlü yazar George Orwell'di. Orwell, 1938 yılında yayınlanan 'Homage to Catolonia-Katalonya'ya Saygı' adlı kitabında bu terimi İspanya İç Savaşı'ndaki politik baskı ve eziyetin nasıl günlük hayatın bir parçası haline geldiğini anlatmak için kullanıyordu. Cadı avının politik arenada ilk kullanıldığı yer ise Amerika'da, 1940'lı yılların ortasında başlayıp 1950'li yılların sonuna kadar süren McCarthy dönemiydi. Senatör John McCarthy'nin önderliğinde komünist avcılığının yapıldığı bu dönem, yazar Arthur Miller'in Türkçeye 'Cadı Kazanı' olarak çevrilen 'The Crucible' kitabına da yansıdı. Senatör McCarthy'nin komünist düşmanlığını nasıl bir anda cadı avına dönüştürdüğünü anlatan kitap, aynı zamanda bu avın nasıl yüzlerce insanın hayatına mal olduğunu ve binlerce insanı işsiz bıraktığını anlatıyordu. Üstelik zarar gören bu insanların büyük bir bölümü, devletin önemli kademelerinden görev yapan ya da şov dünyasının popüler yaptığı kişilerdi. Bu dönemde Hollywood'daki komünistlerin isimlerinin yer aldığı meşhur kara listede Charlie Chaplin'den Orson Welles'e pek çok tanınmış isim vardı. Her komünistin Sovyetler Birliği'nin kuklası olarak yansıtıldığı bu dönemde hapse atılan ya da haklarında dava açılan insanların büyük bir çoğunluğu sonrasında mahkemelerin hatalı kararlar verdiklerini kabul etmesi nedeniyle beraat etti ya da işlerine iade edildi.

  • Diğer Haberler

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3