AKŞAM 22 ŞUBAT 2009, PAZAR
Bankadan para çekemezse vitrini kırıp malları alacak
Kriz toplumsal yaşamı nasıl etkileyecek?
Artan işsizlik, yoksulluk daha önce bir şekilde üstü örtülen çelişkilerin ortaya çıkmasına neden olacak. Milyonlar işlerini kaybediyorlar ve o ana kadar fark etmediği yanındaki komşusunun etnik kimliği birdenbire batmaya başlıyor. Sistem yerine, elle tutulur suçlu arama psikolojisi, her an patlama hali... Kriz maalesef herkesi birbirine düşman etmiş vaziyette.
Arjantin türü bir tehlike var mı?
Bir korku senaryosu üretmek istemiyorum ama Arjantin'de olanların bize öğrettiği şey şu; muazzam bir işsizlik vardı. IMF'nin dayatmış olduğu politikaların sonucu ortaya çıkmıştı. Türkiye'nin önceki yıllarda yaşadığı krizlere benzer şeylerdi bunlar. Daha ağır bir süreç yaşandı ve iktidar boşlukları doğdu. Hükümetin aczi görüldü. Sonunda Arjantin parasının tamamen değerini kaybetmesi ile olan oldu. Türkiye'de de bunun olmayacağını kimsenin garanti edebileceğini sanmıyorum. Bizde de kredi dünyasının, döviz piyasalarının sağlam olduğu söylenemez. Krediler geri çağrılıyor, tedirginlik artıyor. Türkiye'den muazzam bir sermaye kaçışı var. Finans sektöründe bu durumun yeterince hissedilmemesinin nedeni bir yerlerden sıcak para giriyor olmasıdır. Bu paranın girişi durunca, Merkez Bankası rezervlerini tüketince ne olacak? Büyük bankaların güvenilirlikleri sarsılırsa, o zaman iş çığrından çıkabilir. Paran yok alamıyorsun, varsa bankadaki paranı da çekemiyorsun, ne yapacak o zaman insanlar? Kıracak camı alacak! Bu bir-iki yıllık geçici bir indi-bindi krizi değil.
TÜSİAD krizi derinleştirebilir
Krizden en çok etkilenen beyaz yakalıların hali pür melali ne olur sizce?
Alışveriş tempolarında düşme çok bariz. Emlak sektöründeki krizi de bence bu kesimlerin tedirginlikleri etkiliyor.
İktidar bu krizi yönetebilir mi?
Yönetemez, yönetemiyor. Bunu en üst seviyedeki insandan, alt kademelerdeki ekonomiyle ilgilenen zevat açısından da söylüyorum. Hem formasyonları açısından hem de bugüne kadar yapmış oldukları işleri, deneyimlerini dikkate alarak bu sonuca varmak mümkün.
TÜSİAD?
TÜSİAD kendi derdiyle meşgul. Türkiye kapitalizminin kaymak tabakası. Bu tabaka her zaman kendi işlerini sürdürebilecek bir devlet politikasını desteklemiştir. AKP o kadar popüler bir şekilde geldi ki, TÜSİAD AKP'yi karşısına alırken temkinli davrandı. Ne krizden çıkma anlamında Türkiye'ye önerebilecekleri bir şey olabilir ne de Türkiye'nin ufkunun zenginleştirilmesi konusunda. Krizi daha da derinleştiren birtakım şeyler yapabilirler kafaları bozulursa.
2009'da neler olabileceğini tahmin ediyorsunuz?
İktisadi olarak Türkiye büyümeyecek, küçülecek. Bu işsizliğin artması demektir. Yatırımlar azalacak, hatta durabilir. Bazı bankalar batabilir.
Krizi nasıl anlarız?
Krizi anlamak karlılığı anlamaktan geçer. Teknolojik gelişme ile ekonomide karlılığın düşmesi kapitalizmin sonucudur. Rekabetin bir gereği olarak şirketler daha ileri, birim maliyeti azaltan teknolojileri uygulayarak, emek yerine makineleri kullanmak zorunda kalır. Bu zorunluluk piyasalarca şirketlere dayatıldıkça karlılığın azalması makro düzeyde ortaya çıkar. Kapitalizmin krizlerinin en temel yapısal nedeni budur.
Bu durum işsizliğin artmasına neden olmaz mı?
Olur tabii. Talep eksikliği, karlılık düşmesi dışındaki nedenlerle de işsizlik artar. Bizde en son yayınlanan işsizlik rakamlarının arkasında çok faktörlü bir nedensellik aramak doğru. Medyadaki değerlendirmeler, işsizlik istihdam yaratılmaması yüzünden değil şeklinde. Adeta işsizlik artışının nedeni olarak işgücüne katılanlar görülüyor. Oysa yeni yaratılan işlerin çoğu hizmet ve tarım sektöründe. Sanayide 50 bine yakın istihdam azalması var. Ekonomi büyürken makineleşerek istihdam azalması yaratan şirketler şimdi de kredi sıkıntıları vs. gerekçeleriyle işsizliğe yol açıyor. Rekabet, ölüm kalım meselesidir kapitalist işletmeler için. 'İnsanları yarıştırır ve bundan bütün toplum fayda görür' disiplini, ders kitabı fantezilerinden, safsatadan başka bir şey değildir. Vahşi rekabet işsizlik yaratmakla kalmıyor, üretim sektörünü cazip olmaktan da çıkartıyor.
Bunun tersi mümkün mü?
Bunun adı planlamadır. Planlama birçok yandan, özellikle kaynak tahsisinde ve gelir paylaşımında hem daha etkin hem de daha adildir. Sovyetler Birliği'nin kuruluş dönemlerinde planlamanın başarılı olamaması bilgi işleme yetersizliklerinden kaynaklanır. Sorunlar planlamanın yapısal özelliklerinden değil, uygulama araçlarındaki yetersizliklerden ortaya çıkmaktaydı.
Yerli malı kullanmak ve kapıları kapamak fantezi mi?
Bence değil! Türkiye'nin şu andaki dünyaya eklemlenmiş, ekonomisini olabildiğince açmış olmasının ne sonuçlar doğurduğunu görüyoruz. Amerika'da birisi öksürüyor burada hepimiz boğmaca geçiriyoruz. Herhangi bir ciddi ekonomi politikası kararını kendimiz alamıyoruz. Türkiye ekonomisinin kendisini gerçekten doğrultabilmesi için, dünya ekonomisiyle derin bağımlılık ilişkilerini gözden geçirmesi gerekiyor. Bir süre için kapalı ekonomiyi deneme, yani kendi kaynaklarını seferber ederek ülkeyi mobilize etme ciddiye alınması gereken bir alternatiftir. Ardından, açılma şuurlu bir şekilde gündeme gelecektir. Zaten, yaşanan kriz bu alternatifi dayatmaya başlayacaktır ve Latin Amerika'da kısmen denenen de budur. Türkiye kaynakları ve gelişmişlik seviyesi ile aslında şanslı bir ülkedir.
Özelleştirmeler?
Özelleştirmeler yanlıştı ve sonuçlarını yaşamaktayız. İşsizliğe çözüm olarak kamunun istihdam yaratmasından söz edilir oldu. Bu kurumları özelleştirerek insanları işsiz bırakan devlet kurtarıcı olarak görülmeye başlandı. Krizin garip şeylere kadir olduğunu hep birlikte yaşıyoruz.
Aleviler ve Kürtler sosyalizmi destekler
Türkiye'nin iktisadi rejimi değişir mi?
Newsweek dergisinin geçen haftaki kapağı 'Hepimiz sosyalist olduk' idi. ABD'nin göbeğinde finans sektörünün millileştirilmesi konuşuluyorsa, bu sorgulama Türkiye'de de olacaktır. Özelleştirmelerin yarattığı tahribat, kamu sektörünün küçülmesinin bizi getirdiği nokta, hem krizi derinleştiren yanıyla hem de krizle baş edebilmenin imkanlarını kaçırmış olmamız bakımından rejim tartışmalarına yol açabilir.
Başka hesaplaşmalar da yaşanır mı?
AKP büyük bir ihtimalle oyunu artıracak, CHP'yi bilemiyorum. Son yolsuzlukların etkisinin ne olacağını kestirmek zor! Türkiye'deki kutuplaşma seçim sonrasında da sürecektir. Türkiye'deki laikçi orta sınıf daha da yabancılaşabilir. Bu durumda sola çok büyük iş düştüğü açık. Kapitalizme alternatif bir seçeneği, sosyalizmi canlı, özlenir tutması bakımından. Umutsuzluğa kapılmış kitlelere bir seçenek oluşturması gerekiyor sosyalistlerin. Türkiye'de sola açık bir Alevi kesim var. İkincisi Kürt hareketi. Türkiye işçi sınıfının büyük bir kısmı Kürt kökenlidir. Dolayısıyla işçi sınıfı merkezli bir sol siyasete hasret kesimlere çekici gelebilecek sosyalist bir birlikteliğin hem zamanıdır hem de sosyal bir zemini vardır.