Şu anda Anayasa değişikliğinin gündeme gelmesinin altında iki önemli neden yatıyor:
AKP yönetimi parti kapatmalarını zorlaştırmak istiyor. Böylece 'kapatma davasının sonuçlandığı günden bu yana' partinin üzerinde 'Demokles'in kılıcı' gibi sallanan o tehditten kurtulmayı planlıyorlar.
İkincisi de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ve halen görev yapan Meclis'in süresinin ne zaman dolacağı tartışmalarını bitirmek...
Gül'ün görev süresinin 5 yıl mı 7 yıl mı olduğu bir sonraki Köşk seçiminin kaderiyle ilgili.
Gül'e çok yakın bir isim olan Fehmi Koru aylar önce yazmıştı, aynen katılıyorum, 'Gül ve Erdoğan bir sonraki dönem yer değiştirmeyi isterler.'
Yani Gül, Köşk'ten sonra AKP'nin başına geçmek, Erdoğan da Cumhurbaşkanı olmak ister.
Zamanlama bu nedenle hayli önemli. Zira artık Cumhurbaşkanı'nı halk seçecek ve AKP'nin gelecek yıllarda halk katındaki popülaritesinin ne olacağı kritik.
Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı'ya bunu sordum. 'Tamamen şahsi görüşümü açıklıyorum' dedi, hukukçu kimliği ile kendi yorumunu şöyle açıkladı:
'Bence Meclis'in görev süresi 4, Sayın Cumhurbaşkanımızın görev süresi de 5 yıldır.'
Yazıcı, neden böyle yorumladığını kazanılmış hak ve kamu hukuku ayrımlarıyla birlikte detaylı olarak izah etti, haberimizde okuyabilirsiniz.
Bu konu AKP yönetiminde farklı değerlendirmelere sebep oluyor.
Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, Yazıcı'ya göre tam aksini söylüyor. 'Cumhurbaşkanı yedi yıl için seçildi, biz değişikliği daha sonra yaptık, dolayısıyla Sayın Gül yedi yıl iş başında kalmalıdır'.
Öyle ya da böyle... Bir belirsizlik olduğuna göre onu gidermek adına yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğu ortada. Zaten Cumhurbaşkanı Gül de 'Meclis'in kararına saygı duyarım, benim hiç düşünmediğim bir konu' diyerek yasama organının getireceği çerçeveye uyacağı mesajını baştan verdi.
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ YAPMAK KOLAY MI?
Cumhurbaşkanı'nın görev süresine ilişkin düzenleme ve parti kapatmalarıyla ilgili zorlaştırıcı hükümler arayışı nedeniyle gündeme gelen Anayasa değişikliği çok mümkün görünmüyor aslında. Reel politika halen AKP'nin bu konuda diğer partilerle uzlaşıya varmasını engeller durumda. 29 Mart sonrası siyasetin psikolojisi değişti. Ortam sert ve gergin. 23 Nisan fotoğraflarına ve görüntülerine bakar mısınız? CHP kapıyı baştan kapattı, komisyona üye vermeyeceğini söyledi. MHP, AKP'ye bu kez daha mesafeli. Belli kırgınlıkları var. Peki ne olacak, iktidar ne düşünüyor?
Hayati Yazıcı bu sorumuza şöyle yanıt verdi:
'Deneriz. Elimizden geleni yaparız. Diğer partiler destek vermezse millete anlatırız. Aksi halde millet bize 'o kadar gücünüz vardı, Anayasa'yı neden değiştirmediniz diye' hesap sorar. Anayasa'dan herkes şikayetçiyse değiştirme konusunda destek vermeleri gerek. En nihayetinde milletle paylaşırız.'
İşte bu sözler önümüzdeki dönemde siyasetin yol haritasını gösteriyor ve iktidarın gidilecek ilk seçimde kullanacağı motivasyonu işaret ediyor.
Burhan Kuzu da aynı görüşte ve şöyle bir değerlendirmede bulundu:
'Gücümüz belli, deneyeceğiz. Aslında Parlamento'daki sayımız zorunlu referanduma olanak tanıyor. Ama bu ekonomik krizde millet Anayasa Mahkemesi'nin yapısının değişmesinin filan referanduma götürülmesine tepki gösterir. '
'Liberallerin Doğu Perinçek'i' kim?
ÖNCEKİ akşam Eser Karakaş'la sohbet ederken, gülümseyerek 'sizin gazeteden iki yazar, beni ve Mehmet Altan'ı liberal faşistler olarak gösteriyor' dedi. Serdar Turgut'u ve Oray Eğin'i kastediyordu. Sakin bir şekilde konuştuk. 'Liberal-faşist benzetmesine siz ne diyorsunuz?' diye sordum. 'Aslında faşizmi destekleyen liberaller var, dünyada bunlar oldu' dedi, örnekler verdi. Sonra ekledi: 'Ama bize böyle denemez. Komik olur. Mesela ben darbeci değilim, şeriatçı da değilim. O tanımlama bize uymaz.'
Eser hoca sonra hiç beklemediğim bir şey anlattı, şöyle:
'Aslında galiba bende de bir şey var. Yıllar önce bir dostum bana 'siz liberallerin Doğu Perinçek'isiniz demişti.'
Bakalım buna Serdar Turgut ne diyecek?