Mardin katliamı, bu ülke insanına 'uyanın mesajı' olarak algılanmalı. Olayın ardındaki gerçek sebep her ne olursa olsun, bölgeye ilişkin devrim niteliğinde değişiklikleri gündeme taşımalı. Zaman kaybına tahammül yok. Muhalefet-iktidar, sivil toplum-medya demeden, asker dahil topyekun seferberliğe ihtiyaç var. 'Törenin acımasız şiddetine karşı hukukun evrensel kuşatıcılığını ve sarsılmaz tarafsızlığını' egemen kılma kampanyası...
Devlet zirvesinin ilk gün yaptığı açıklamalar 'bir çıkış noktası' gibi görülmeli. Hayrünnisa ve Emine Hanımlar devreye girmeli, CHP tarihi misyona soyunmalı, askerler katkı vermeli ve 'töre değil devlet, şiddet değil hukuk, kulluk değil vatandaşlık' ilkeleri hayata geçirilmeli.
Bölgenin sosyolojik yapısını değiştirmek için 'gerçek bir dönüştürücü hamle' istiyoruz.
Türkiye'nin büyük bölümünde önemli oranda çözülmüş sorunlar, Doğu ve Güneydoğu'da, kırsal kesim ve büyük kent varoşlarında da halledilebilmeli. Yüksek göç oranı, uzak dağ köylerindeki açmazları kent varoşlarına da akıtıyor.
Son olayın gösterdiği gibi olumsuz manada töre, devletin olmadığı yerde egemendir.
Devlet varsa hukuk geçerlidir. Devlet, onun kurumları ve toplum mutlaka kendisini sorgulamalı. Bölgeye olan yaklaşımın uzun yıllar sadece güvenlik algısına göre şekillenmesinin sonuçları bunlar. Son yıllarda hükümetten ve askeri cenahtan gelen yeni politikalar cesaret ve umut veriyor.
Türkiye'nin büyük bölümü modern vatandaşlık kavramının şemsiyesi altında, bir bölümü ise feodalitenin yüzyıllara dayalı kırılmaz yapısının gölgesinde. 'M.S. 2009 Türkiyesi' hala birey olamayan, vatandaş gibi davranamayan milyonların aşiret ve ağalık sisteminin esiri olmasına izin veremez.
Evet, devrimi devlet yapsın. Bunu liberal faşistlerden çok, devletini seven makul görüşlü insanların istemeye hakkı var. Esaslı iktisadi önlemler alınıp, etkin eğitim faaliyetine girişilmeli. Devlet, tüm şefkatiyle gücünü, evrensel hukuka dayalı yasalarını uygulasın. Törenin kendi kurallarını dayatmasına göz yummasın. Töre, yasaya alternatiftir, oysa hukuk alternatif tanımaz.
DEĞİŞİMİ YÖNETEN KAZANIR
Cumhuriyetimizin en büyük devrimi, kulluktan vatandaşlığa geçişi sağlamasıdır. Her vatandaş yasalar karşısında eşittir. Hukukun evrensel standartlarda işleyip işlemediği ayrı bir konudur. O, genel bir sorun. Bugün kimi bölgelere özgü ama yayılma riski olan sorunlarla yüz yüzeyiz.
Vatandaşlık hukuki bir statüdür. Eğer ülkenin belli bir coğrafyasında insanlar, 'hukuki statü-vatandaşlık' yerine 'törenin öznesi-kullar' gibi yaşıyorlarsa demokratik kültürü nasıl geliştirip, çağdaş yaşamı nasıl güçlü kılacağız?
Güneydoğu'da çok eşlilik, nüfusa kaydedilmeyen çocuklar, insan yerine konulmayan kadınlar, okula gönderilmeyen kızlar gerçeği var.
Nüfus sayımını bile bu nedenle doğru dürüst beceremiyoruz.
Aynı aşiretin binlerce üyesinin tek partiye oy vermesi nasıl açıklanabilir? Vatandaşlık bilinci yerleşmiş olsa 10 bin kişi aynı partiye mühür basar mı?
Büyük bir bilinçlendirme ve eğitim kampanyası yapılmalı. Ama öyle geçiştirilecek türden, kısa süreli değil. Asker ocağı da dahil tüm eğitim aşamalarında, erkeklere karısını dövmemesi gerektiği öğretilmeli. Nimet Çubukçu, şimdi Milli Eğitim Bakanı olarak kadın sorunlarının çözülmesi için daha fazla olanağa sahip. Biat kültürü yerine insanı özgür kılan bir bilinci yerleştirmek için umutlanabiliriz.
Çubukçu, gelecek nesillere yönelik projelerin tohumlarını ekebilir.
Bu çağda iki popüler dizi, üç hit şarkı milyonların tavrını etkileyebiliyor. Yeni idoller yaratılabilir. Yirmi yıl önceki dünyada yaşamıyoruz. İnsanlar birey olmanın anlamını öğreniyorlar. Devletin aşiret düzenini desteklemesi artık ters tepiyor. Eskiden 'kolay kontrol ederiz' diyerek feodal yapının devamına göz yumuluyordu. Şimdi ana model toprağa bağlı değil, kent düzeni var. Devletin yeni-kentli insana karşı nasıl davranacağı bir problematik... PKK ve DTP dağdan çok kentten besleniyor. Sorun kaynağında, bölgede çözülemezse, kente sirayet ettiğinde çok geç kalınabilir.
Değişimi yöneten kazanacak. Obama bile 'değişim' diyerek geldi. Yeni çağda yenilik vaat etmeyenler kaybedecek. Devlet, kaybeden olamayacağına göre, dönüşümü başkasına bırakmayıp kendisi üstlenmek durumunda.
Dünyayı yorumlama zamanı değil, artık dünyayı değiştirme
zamanı. Bilge Köyü'ndeki insanlık dramından, acı katliamdan bir ders çıkaralım. Büyük bir ders...