AKŞAM GAZETESİ | Ali Ulusoy | 2009-05-08

kategori2

İrticanın ters yönde 'Demokratikleşmesi'

Geçtiğimiz günlerde Brezilya'da, üvey babasının tecavüzüne uğrayan ve hamile kalan 9 yaşında bir kız çocuğuna doktorlar hayati tehlikesi olduğundan kürtaj yaptılar. Kilise, Vatikan'ın da desteğiyle buna şiddetle karşı çıktı ve kürtaja izin verenleri 'aforoz' etti. Kiliseye göre o kız çocuğu gerekirse ölmeliydi, ancak kürtaj yapılmamalı idi. Çünkü dinen kürtaj yasaktı. Başpiskopos, bu kararın gerekçesi olarak, 'Tanrı'nın kanunlarının insanların kanunlarından her zaman üstün olmasını' gösterdi. Yanlış okumadınız. Bu olay Ortaçağ'da değil 21. Yüzyıl'da geçiyor. İrtica'yı sadece İslam ile ilişkilendirenler bu olayla biraz da olsa utanıyorlar mı bilmiyorum. Fransa'da öğrenciyken, bizdekileri fersah fersah sollayan birçok 'dinci' Hıristiyan tanıdığımdan, benim için sürpriz olmadı bu olay.
Aynı günlerde, TÜBİTAK tarafından çıkarılan ülkemizdeki en tanınmış popüler bilim dergisinin Darwin ve Evrim teorisine ayrılmış sayısının sansüre uğradığına dair haberler bilim camiasını sarstı. Olayın bilimsel düşünceye yapılan bir 'saldırı' niteliğinde olmayıp, salt teknik idari bir arka planı olmasını ümit ederken, TÜBİTAK yönetiminden bu konuda dişe dokunur bir savunma gelmemesi hayal kırıklığı yarattı. Bilimsel yönden evrim teorisinin kesin olarak kanıtlanıp kanıtlanmadığını değerlendirmeye yetkin değilim. Olayın vahameti zaten bu noktada değil. Olayın vahameti, tüm dünyada her dinden 'dinci'lerin Darwin'in Evrim teorisini özgür bilimsel düşünceye açtıkları savaşın ana 'sembolü' olarak seçmiş olmaları. Bu olay ile TÜBİTAK, bilmeyerek de olsa, 'İrtica'nın 'Bilim'e karşı açtığı 'savaş'ta en olmayacak tarafa 'mühimmat' sağlamış oldu. Üstelik dünya bilim camiasında onarılması çok güç bir itibar kaybına uğrama pahasına.
Fransızların 'demokratikleşme' dedikleri bir kavram var. Bir şeyin sadece yöneticilerin, soyluların ve elitlerin tekelinde olmaktan çıkarak halka inmesi anlamına geliyor. Örneğin 'hukuk eğimi almanın demokratikleşmesi', eskiden sadece soylu veya elitlerin çocukları hukuk eğitimi alabilirken, bugün sıradan halk çocuklarının da bu eğitimi alabilmesini ifade ediyor. Cumhuriyetin yönetici elitlerine yöneltilen en haklı eleştirilerden biri, 'laiklik' gibi, topluma yararlı olacak birçok iyi gelişmenin 'tepede' kalması, 'tabana' yani halka yeterince indirilememesi. Son gelişmeler ister istemez, 'laiklik demokratikleştirilemedi ama, acaba ters yönden, yani tabandan tepeye, irtica mı demokratikleştiriliyor?' sorusunu akla getiriyor
'İrtica' demek, aşırı dinsel bağnazlık demek.  Akıl, mantık ve bilim ile dinsel inancı 'haksız rekabet' oluşturarak çatıştıran 'dinci'dir. Bilim ile dini barıştırmaya, dinsel inançlarını akıl ve mantığı göz ardı etmeden yaşamaya çalışan ise 'dindar'dır. Türkiye'de yönetici elitler son 20 yılda başörtüsü gibi sembollerle, yani 'yeldeğirmenleriyle' savaşmaktan, bu ayırımı doğru biçimde yapamadı. Gün olup devran dönünce aynı postlara oturan yeni yönetici elitler ise bilim dergilerinden evrim teorisi dışlayarak, yine sembollerle, yani yeldeğirmenleriyle mi savaşacak? Bu ülke rasyonalite yolunda bir arpa boyu dahi ileri gidemeyecek mi?
 'Ortaçağa geri dönmek' metaforu, Batı'nın Ortaçağ'da yaşadığı aşırı dinsel bağnazlığı, yani 'irticayı' ve bu arada, din adına, bilimsel gelişmeleri reddetmeyi hatta cezalandırmayı ifade ediyor. Türkiye'nin gerçekte hiçbir zaman Batı'nın yaşadığı anlamda bir 'Ortaçağ' yaşamadığını biliyoruz. Yoksa bu 'eksiklik' yavaş yavaş telafi mi edilmeye çalışılıyor?!