AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-05-08

kategori2

Münevver cinayetinin rol modeli

Adamın adı Chuck Bass. Aslen bir lise öğrencisi ama milyonlarca dolarla oynuyor. Kadınların striptiz yaptığı bir gece kulübü de var. Kendince şık, başkalarına göreyse rüküş denebilecek kıyafetler giyiyor. Rahmi Koç'un gardırobunu düşünün. Chuck Bass de renkli pantolonları, papyonlarıyla meşhur.
Ağzında altın kaşıkla doğmuş, zaten Amerika'nın önde gelen şirketlerinden Bass Industries'in veliahtı. Hayatta hiçbir şeyi kazanmaya ihtiyacı olmayan sayılı insanlardan biri. Babasını kaybettikten sonra serveti daha da arttı.
Ancak Chuck Bass'in bir sorunu var. Fazlasıyla canı sıkılıyor... Şampanya patlatılan, kokain çekilen, grup seksli partiler kesmiyor genç adamı. Bir türlü tatmin olmuyor, bir türlü hayattan zevk almıyor. Sürekli arayış içinde.
Bu arayışı da kötülükle kapatmaya çalışıyor. Beyni sürekli kumpas, entrika, skandal üretiyor ve bunları uyguluyor. Ne de olsa imkanları var, onu bu kötülük yolculuğunda yalnız bırakmayacak arkadaşları da.
Gün geçmiyor ki başka insanların canını yakacak oyunlara girişmesin. Yıktığını yaktığını ailesi temizliyor.
Asla 'iyi bir insan' değil ama bir şekilde karizmatik. Zaten bu karizması da onu tüm kötülüğüne rağmen gençler arasında bir 'rol modeli', 'idol' ya da 'kahraman' yapıyor. Oysa bildiğimiz anlamda tam bir anti-kahraman.
Adım gibi eminim Cem Garipoğlu da, Münevver Karabulut da Chuck Bass'e aşinadır. Çok yakından takip ettiklerine, maceraları üzerine konuştuklarına, yer yer onun davranışlarını örnek aldıklarına şüphem yok.
Bugünlerde Amerika'da da Türkiye'de de üst gelir düzeyine mensup genç insanların hepsi Chuck Bass'i yakından tanıyor.
O, Türkiye'de de gösterilen 'Gossip Girl' dizisinin en önemli karakteri. Bütün gençler bu diziyi konuşuyor, gündelik hayattaki ve genç insanlar üzerindeki etkisi inanılmaz.
'Gossip Girl' adı bilinmeyen bir genç kızın İnternet'teki günlüğünden New York sosyetesinin genç bireyleri hakkında aktardığı dedikodulardan oluşan bir dizi. Çıktığı günden beri çok beğeniliyor.
Gençlerin meselelerinin aşağı yukarı her yerde aynı olduğunu bu diziden de görebiliyoruz: İyi giyinmek, lüks yerlere gitmek, erkek/kız arkadaş problemleri vs. vs.
Münevver Karabulut cinayetinde de ayrıntıları genç kızın günlüğünden öğrenmiyor muyuz?
Cem'in ona Prada çanta aldığını, onun Bvlgari parfüm hediye ettiğini, Cem'in 2750 TL'ye trençkot beğendiğini...
'Gossip Girl'de de kızların tek derdi Butter'da partiye gitmek, Bergdorf'dan alışveriş yapmak ve asla ama asla metroya binmemek...
Hatta ve hatta Cem de klon bir Chuck Bass gibi şirketler yönetiyor, toplantılara katılıyor, 'büyümüş de küçülmüş' işadamı tavırlarında.
Tek bir fark var sadece: Chuck Bass'in kumpasları, hatta ölüm oyunları bile, çok daha zekice kurgulanmış olur. Ve yaptığının altında da illa bir neden, bir motivasyon olması beklenmez. Salt kötülük adına da birtakım davranışlar sergileyebilir, çünkü o Bass'tir.
Ama Cem Garipoğlu'nun paniği, amatörlüğü ve psikologların okuduğu davranış biçimlerinde illa ki bir neden, bir motivasyon var. Bu cinayetle ilgili en çok bu konunun aydınlanmasını bekliyorum.
İngilizce'de 'poetic justice' diye bir kavram vardır; bir hikayenin sonunda herkesin layığını bulmasına işaret eder. Ancak şiirsel adalet her zaman hayatta gerçek olmuyor.
'Gossip Girl'de Chuck Bass kötülüğünün karşılığında illa ki bir bedel ödüyor. Yaptığının şiddetine göre.
Bakalım yeryüzü adaletinde Cem Garipoğlu'nun ödeyeceği bedel ne olacak?

'Şişman erkek' modası başladığı gibi bitti
Hollywood dönem dönem algılarımızı ve hayata bakışımızı sarsmak adına radikal adımlar atar, bu sayede birden normalin tanımı değişir. Eskiden kabul görmeyen kıyafetler çok hip bir oyuncu tarafından giyilince moda olur, bazı beden ölçüleri sırf birkaç yıldız o ölçülere sahip olduğu için insanları spor salonlarına koşturur.
Zaman zaman da Hollywood insana kendisini iyi hissettirmek için kimi molalar verir... Birden bakarsınız ki karbonhidrat kullanmak iyidir, tutuklanmakta sorun yoktur, hamile kadın da seksidir... Bunun adı 'Starlar da bizim gibi yaşıyor' aldatmacasıdır.
Bu aldatma numaralarından birine fena halde alet oldum. Farkında olmalısınız, Hollywood'un yeni yıldızları giderek şişman erkekler arasından çıkıyor. Jack Black, Philip Seymour Hoffman ve de Seth Rogen... Hollywood'un en ünlü film oyuncuları arasında yer alıyor bu üçlü. Jack Black biraz Recep İvedik'vari, basit, fazla zeka pırıltısı göstermeyen bir komedyen ama seveni seviyor.
Hoffman ise daha ilk filmlerinde kendisinin 'büyük oyuncu' olduğunu ve adından daha uzun yıllar söz ettireceğini göstermişti.
Benim şahsi favorimse Seth Rogen... 'Judd Apatow Komedi Okulu' olarak bilinen yeni bir sinemasal hareketin öncülerinden, hem zeki hem de çok komik olabilen bir adam. Mesela rahatlıkla 'Knocked Up'ı son 10 yılda yapılan en iyi filmler arasına koyabilirim.
Rogen, Hollywood'un mutlu şişmanlarından biriydi. Kiloları filmlere epey malzeme katıyordu, bunun üzerinden bir sürü parodi ilerliyordu.
Geçenlerde 8 Nisan tarihli Saturday Night Live'ı izledim, Seth Rogen sunuyordu. Peki o da ne? İnceldikçe incelmiş, 'Milyonlarca kilo verdim' diyordu zaten şaşkınlık içinde onu alkışlayan izleyiciye.
O an Hollywood'un şişmanlara 'Kendinizi iyi hissedin, siz de insansınız' diye gösterdiği jestin süresinin dolduğu andı. O sevimli şişman bir anda fit bir genç oyuncuya dönüşmüş...
Kıssadan hisse: Kendimizi Seth Rogen'la avutma dönemi bitti.