AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2009-05-08

kategori2

Dış açık ve enflasyon

Küresel krizin olumlu etki yaptığı iki önemli makroekonomik göstergeden biri dış açıksa, diğeri de enflasyondur. Kimi siyasetçiler ve ekonomistler; bu durumu, bardağın dolu tarafı diye ballandıra ballandıra anlatabilirler. Ancak dış açık ve enflasyonu düşüren nedenlere baktığımızda pek sevinemiyoruz...
Yapılan onca vergi indirimine rağmen, nisan ayında TÜFE'deki artış binde 0.2, ÜFE'deki artış ise binde 65 ile sınırlı kaldı. Neredeyse sıfır enflasyon; üretim cephesi durmuş, tüketim cephesinde yaprak kımıldamıyor. İç talepteki durgunluk tüm şiddetiyle devam ediyor. Oysa vergi indirimlerine çok umut bağlamıştık. Tek haneli enflasyona doğru gidiyoruz. Merkez Bankası yıl sonu enflasyon hedefini yüzde 6'ya düşürdü. Bu duruma üzüleceğimiz kimin aklına gelirdi...
İçeride durgunluk sürerken dışarıda ne oluyor dersiniz? Dışarıdaki durum daha da kötü. Avrupa ülkelerine ihracatımız mart ayında, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 40.6 düştü. İhracattaki toplam daralma ise yüzde 28 civarında. Türk Lirası'ndaki değer kaybına rağmen bu çapta bir ihracat daralması hiç de iyi bir alamet değil. Almanya her zaman olduğu gibi en büyük müşterimiz. Almanya'ya olan mart ayı ihracatımız geçen yıla nazaran yüzde 36'lık bir azalmaya rağmen yaklaşık 750 milyon doları yakalamış. En çok ihracat yaptığımız ülkeler listesindeki 3. ülkeyi tahmin eder miydiniz bilmiyorum ama, o ülke Irak. Bu ülkeyle olan siyasi ilişkilerimiz kimi zaman çalkantılı olsa da, görünen o ki ekonomik ilişkiler lehimize gelişiyor. Demek ki, bölgede sağlanacak istikrar ve güvenlikle birlikte, siyasi ilişkilerimizin güçlenmesine bağlı olarak, Irak'a daha fazla ihracat yapma potansiyelimiz bulunuyor.
Gelelim ithalata. İthalattaki düşüş, son aylardaki trende uygun olarak ihracattaki düşüşten daha keskindir. (Çünkü ithalatın gelir esnekliği yüksektir.) Bu nedenle dış ticaret açığımızdaki azalma devam ediyor. İthalatımızdaki daralmayı başlıca üç nedene bağlayabiliriz. Birinci neden ihracattaki daralmanın yansımasıdır. İhracatımız daraldıkça ihracatta kullandığımız ithal aramalı ve hammadde miktarı azalmaktadır. İkinci neden iç talepteki daralmadır. İthal tüketim mallarına olan talep kriz nedeniyle düşmüştür. Üçüncü neden ise Türk Lirası'ndaki değer kaybıdır.
Fakat saydığımız üç faktörden hiçbiri ithalatta sürdürülebilir bir daralma yakalanmasını sağlayamaz. Bugün düşen gelirimiz yarın artabilir veya bugün değer kaybeden paramız yarın kıymet kazanabilir. Gerçekte ithalatın kalıcı olarak daralması veya ihracattan daha yavaş artması için yapılması gereken yapısal önlemler bulunmaktadır. Birincisi, ciddi ithalat maliyeti oluşturan enerji ihtiyacımızı daha çok iç kaynaklarla karşılamalıyız. İster yenilenebilir enerji kaynağı kullanımını artıralım, ister nükleer santral yapımına hız verelim, bir şekilde bu enerji bağımlılığımızı azaltmak zorundayız.
İkinci bir yapısal önlem ise ihraç mallarındaki ithal girdi oranını düşürmektir. İthal girdi oranının yüksek olması, dış ticaretten ülkeye kalan artı değerin düşük olması demektir. Ayrıca bugün düşük seyreden emtia ve petrol fiyatları yarın yükselebilir. Böyle bir ortamda uluslararası ticarette, bir anlamda başkası için çalışıyor olacağız. Birilerine 10 liralık fındık satıp, onlardan 100 liralık çikolata almaya devam edersek, günü geldiğinde dış açık sürdürülebilir olmaktan çıkacaktır.
Sonuç olarak enflasyondaki ve dış açıktaki düşüşlerin konjonktürel olduğu ortadadır. İkisi de, ekonomideki küçülmeye, talep yetersizliğine, işsizliğe ve finansal kaynaklardaki daralmaya bağlı bulunuyor. İşin zor tarafı ise, dış açık ve enflasyondaki düşüşleri sürdürülebilir kılacak yapısal dönüşümlerden geçiyor.