AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-05-08
Mardin'deki katliam gerçek bir insanlık trajedisi. Türkiye, binbir türlü akıl almaz olay yaşanabilen bir ülke olsa da böylesi bir drama insanın inanası gelmiyor. Ölen kadınların üçü de hamileymiş. Canına kıyılanlar arasında çocuklar da var. Yürek acısı...
Ne kadar ironik, köyün adı da Bilge...
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dün partisinin grup toplantısında, 'olumsuz bir gelenek anlayışının, töre, töre, töre denerek yıllar yılı ülkemize ödettiği bedelin, bu da çok acı, açık ve net faturası olmuştur' diyerek üzüntüsünü ifade etti. Önemli sözler...
Erdoğan'ın ifadesi ve ardından yaptığı çağrı, toplumsal bir uyarı mekanizmasına işaret ediyor. Takvimlerin 2009'u gösterdiği bir tarihte böyle bir olayın yaşanması ayrı bir dram. Dünden itibaren gündeme koruculuk sistemi tartışmaları da girmiş durumda.
Yabancı basında bol miktarda koruculuk sistemiyle ilgili negatif haber ve yorumlar ortaya çıktı. Farklı kaynaklar bu olay vesilesiyle, korucuların uyuşturucu kaçakçılığı, cinayet, tecavüz gibi olaylara karıştıklarını yazdılar. Televizyonda Dicle Üniversitesi akademisyenlerinden Mazhar Dağlı, 'koruculuk güvenliği sağlamak yerine tehlike yaratıyor' dedi.
İyi niyetli eleştirilerin yanında, PKK sempatizanlarının ve aşırı liberal görüşlü bir kısım kamuoyu yapıcılarının koruculuğa karşı çıktıkları da ayrı bir gerçek.
Bilge Köyü'nün bütün erkekleri korucuymuş. Hepsi devletten maaş alıyor ve hepsine devlet tarafından silah verilmiş. Yani önceki gece yaşanan katliam koruculuk sistemini tartışma sahasına çekiyor ister istemez.
O halde biraz sistem analizi yapmaya çalışalım:
ASKERİN BAKIŞI
Türk Silahlı Kuvvetleri, terörle mücadelede koruculuk mekanizmasının çok yararlı olduğunu düşünüyor. Henüz Kara Kuvvetleri Komutanı olduğu dönemde Yaşar Büyükanıt, koruculuk sistemini çok övmüş ve bölücü terörle mücadelede, bu insanların devletin yanında yer almalarının önemine işaret etmişti. Büyükanıt, Genelkurmay Başkanı olduğu süreçte de basına yaptığı açıklamalarda aynı tavrını sürdürdü. Benzeri yaklaşım İlker Başbuğ'da da görüldü. Zaman zaman korucuların eleştiri konusu yapılması karşısında askerler, münferit hataların olabileceğini ama bir bütünlük içinde mekanizmanın yararlar sağladığı düşüncesini dile getirdiler. En son, Harp Akademileri konuşmasında Orgeneral Başbuğ, koruculuk uygulamasının terörle mücadeledeki etkisi nedeniyle ABD'nin Irak'taki direnişi kırmak için bu yolu denediğini ve başarılı olduğunu, şimdi aynı sistemi Afganistan'da uygulamaya koyduklarını hatırlatmıştı. Gerçi, bir fark var: ABD bunu başka ülke topraklarında uyguluyor.
Şu anda bölgede 60-65 bin civarında korucunun görev yaptığı belirtiliyor. Yani oldukça yüksek bir sayıya ulaşılmış durumda.
GÜVENLİK SORUNU MU?
Koruculuk sistemine karşı çıkanlar bunun 'yeni bir güvenlik sorunu' yarattığını savunuyorlar.
'Bu insanlar PKK'nın bitmesini isterler mi?' sorusuyla korucuların varlık sebebinin terör olduğu iddiasını seslendiriyorlar.
Koruculuk mekanizmasını 'Devlet silahlı güç kullanma hakkını bir başkasına devredemez' teziyle eleştiriyorlar. Tabii şunları sormak gerekir: 'Korucuya ne gibi bir eğitim veriliyor. Uygulamanın nasıl bir kurumsallığı var? Yetki aşımına gidilmesi nasıl engelleniyor ve nasıl bir cezai mekanizma devreye sokuluyor?' Kamuoyunun bilgilendirilmesi şart.
Askerler bu konuda en baştan beri net ve iddialılar: 'Bölgeyi iyi bilen bu insanlar bölücü terörle mücadelede sayısız yararlar sağlıyor.' Coğrafyayı da biliyorlar, dili de, o bölgenin kültürünü ve sosyolojisini de...
Bir yandan da korucunun yaptığı hata devlete mal ediliyor. Tıpkı askerin hatalarında olduğu gibi. Ama asker bir sisteme bağlı ve neyi nasıl yaparsa nasıl karşılık göreceğinin farkında. Eğitimi de buna göre veriliyor.
Konuya bölge insanı açısından bakınca karışık psikolojiler devreye giriyor.
Evet, koruculuk sisteminin faydaları olduğu muhakkak. Bunu, bölgeye gidip gelen gazeteciler gözlemleme imkanına sahipler. Özellikle taktik açıdan, devletin elindeki kuvvetli bir silah. Ne var ki stratejik bakımdan bu güçlü silahın ters etkiler yapabilmesi ihtimali üzerinde duruluyor. Bölge insanı korucuya nasıl bakıyor? Korucu olmayanı dışlıyorsun anlamı çıkar mı? 60 bin kişiyi kendi adamımız yaparak 6 milyon insanı kontrol edebilir miyiz? Sistem gerçekten başarılı mı bunu kanıtlayan sonuçlar nelerdir?
Önemli olan kahramanlar üretmek değil halkı kazanmak. Koruculuk sistemi halkı kazanmamıza yardım ediyor mu? Bilge Köyü'ndeki katliam bir yandan yüreğimizi yakarken, diğer taraftan bu can alıcı soruları gündeme taşıdı, tartışalım...