AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-05-08
Televizyonda konuşan, Türkiye'nin 25'inci genelkurmay başkanı. Sekiz ay öncesine kadar görevdeydi.
Yani her söylediği, yakın tarihi aydınlatacak bir isim, Yaşar Büyükanıt.
Nefesimi tutarak izledim. Son 3-4 yılın en çok sözü edilen konularına açıklık getirdi.
Büyükanıt'ın dünkü açıklamaları Türkiye'nin hangi noktaya geldiğinin, nasıl badireler atlattığının en net fotoğrafıdır.
Büyükanıt'ın daha üç gün önce "devlet hasta"sözleri manşetteydi. Onun ağzından ekranlara yansıyan sözler gerçekten "ciddi bir hastalık" izlerini işaret ediyor. Erken tedavi edilmediği takdirde ağır hasarlar bırakacak, ölümcül bir hastalık...
Türk Silahlı Kuvvetleri'ni ve devletin kurumlarını koruma konusunda kendisini her zaman sorumlu hisseden ve Yaşar Büyükanıt'ı da çok sayan bir gazeteci olarak, samimi düşüncelerimi ifade etmek isterim.
Taşra baskılarımız gitmiş olmasına rağmen, bir an bile beklemeden bu düşüncelerimi yazıyorum.
Hissiyatım şudur: "Büyükanıt dönemi TSK açısından büyük bir talihsizlik olmuştur ve Büyükanıt Paşa TSK'ya ve Türkiye'ye maalesef zarar vermiştir."
O'nun tarihi itirafıyla başlayalım. Büyükanıt, "e-muhtra" olarak nitelenen "27 Nisan bildirisini siz mi yazdınız?" sorusuna şöyle yanıt verdi:
"Evet bunu ben kendim yazdım. Cuma akşamıydı. Oturup bizzat kendim yazdım. Neden cuma akşamı verdik? Ertesi gün Ankara'dan ayrılmam gerekiyordu. Dolayısıyla gitmeden önce yayınlanmasını arzu ettim."
BİREYSEL TAVIR MI KURUMSAL ZEKA MI?
Kurumlar salt bireysel kararlarla yönlendirilemezler, hele ülkenin kaderini etkileyen çok ciddi olaylarla ilgiliyse. O bildirinin tek başına yazılması kabul edilebilir bir zafiyet değildir. Ciddi kurumlar tek bir kişinin duygu ve düşünceleriyle, eylemleriyle tavır alamazlar. Kurumsal tavırlar önemlidir. Dün akşama kadar, bu yöndeki hiçbir iddiayı kabul etmek istememiş, inanamamıştık. Demek ki doğruymuş. Ve asıl önemlisi Büyükanıt'ın ardından gelen askerler ne asil isimlermiş ki, "bu kurumsal bir tavırdır" diyerek komutanlarını da yalnız bırakmamışlar.
Büyükanıt'ın sözleri bir güvenlik zafiyetidir. TSK'yı her zaman güçlü kılan, istişari mekanizmaların sağlıklı işlemesidir. Bu sayede kurumsal itibar her zaman en üst noktada korunmuştur. Şimdi 27 Nisan'ın, büyük ama affedilmez bir istisnası olduğunu görüyoruz. Çok üzücü.
27 Nisan Türkiye'nin genel çizgisini, siyasetin dengelerini, Türkiye'nin sosyolojisini değiştiren nitelikte bir olaydı. Prensip olarak iyi niyetli olduğunu düşünsek bile, Yaşar Büyükanıt'ın bir akşam saati, haftanın son gününde o açıklamayı tek başına yaptığını öğrenmek gerçekten çok acı. Öyle bir bildiri, tam bir zamanlama hatasıydı, taktik ve stratejik olarak da yanlıştı. Kurumsal zekâ her türlü bireysel beceri ve aklın önündedir.
O bildiri, AKP'ye fazladan 8-9 puan kazandırdı. Yaşar Büyükanıt buna katılmıyor:
"Anayasa Mahkemesi'nin kararından sonra, ne kadar isabetli bir şey yaptığımızı düşündük."
GENELKURMAY BAŞKANI'NIN TELEFONU DİNLENİLEN BİR ÜLKE
Büyükanıt'ı izlerken, bir yandan da son yılların sıcak tartışmaları, tarihi nitelikteki olayları bir bir gözümün önünden geçiyor.
Evet; ben TSK'nın iç ve dış pek çok çevre tarafından özellikle yıpratılmak istendiği düşüncesindeyim. Son dönemde ciddi bir operasyona maruz bırakılıyor askerler. İşte bu nedenle, İlker Başbuğ'un TSK'nın rehabilitasyonuna neden bu kadar önem verdiğini anlıyorum. Başbuğ'un işe, "kurum içi ilişki ve iletişimle başlaması" ne kadar doğruymuş. Çünkü dış operasyonlarla boğuşan TSK'nın, bir yandan da kendi bünyesinde hiç de hafife alınmayacak sorunlar yaşadığı görülüyor. "Benimle ilgili kampanya yürütüldü" diyen Büyükanıt'ın, Şener Eruygur'la ilgili "O'na çok şaşırdım" sözleri manidar.
En çok dikkatimi çeken açıklamalardan ikisini daha aktarayım. Büyükanıt, "Genç subaylar rahatsız manşeti, üretilmiş, enjekte edilmiş bir haberdir" dedi.
Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkanı Sabri Uzun'la ilgili de, "Şemdinli olayları sırasında Meclis'e gidip benim hakkımda uydurma beyanatlar veriyor. Ben bunu ilgili makamlara ilettim ve o adam hemen görevden alındı" diye konuştu.
Bu iki açıklama, tarih kitaplarına girecek nitelikte.
Bir de dikkat çekici şu sözler: "Genelkurmay Başkanı iken telefonumun dinlendiğinden hiç kuşkum yok."
Meslektaşlarımız Birand ve Akar, 32'nci Gün'de çok iyi bir gazetecilik yaptılar.
Büyükanıt haklı; "Başarı da, başarısızlık da komutana aittir."
İnsan bazen kurumunu düşünemeyebilir. Peki, kendisini de mi düşünmez? Bir ara maçlarda Fenerbahçe gol attığında, Büyükanıt'ın havalara zıplamasını yadırgamıştım ve yazmayı düşünmüştüm ama "TSK da zarar görür" diyerek vazgeçmiştim. Yaşar Paşa, TSK'nın itibarına benim kadar özen göstermediğini ispatladı. Üzüldüm.