AKŞAM

Evladım da olsa o aileden bir çocuğa bakamam artık

Giriş
Şiddetin rutin, sükunetin istisna olması öğretilebilir mi insanlara? O insanlar şiddeti sever mi sonra? Onlar diğerlerinden daha az mı korkarlar ölümden?
Mardin'de yaşanan katliamın ardından akın akın gazeteci gitti olay yerine. Herkes bu insanlık dışı kabusun şifrelerini çözmeye çalıştı. Bunca adaletsizliğin içinde yaşamı tekrar anlamlı kılacak ipuçları peşinde koştu.
44 kişinin ölümüne mal oldu; ama bu vesileyle şiddet, silahlanma ve zorbalığın yaşamın bir parçası haline getirildiği Güneydoğu'yu birkaç boyutuyla birlikte hatırladık nihayet. Oraların sadece terör örgütü zaiyatı istatistiğinden ibaret olmadığını idrak ettik tekrar.
Biz de bu vesileyle Mardin'de yaşananların boyut olarak büyük olsa da yeni olmadığını hatırlatmak istedik. Güneydoğu'da yaşanan çok boyutlu şiddetin şifrelerini çözmek için yollara düştük.
Önce Diyarbakır'a geldik. Burada yıllardır şiddetin en temelini ve ağırını yaşayan kadınların hikayelerini dinledik. Bölgede kadınların hayatlarına yaptığı inanılmaz katkılarla tanınan Ka-Mer (Kadın Merkezi) Başkanı Nebahat Akkoç ile bir araya geldik.
Koruculukla ilgili yaptığı araştırmalarıyla konuyu derinlemesine inceleyen Diyarbakır İnsan Hakları Derneği Başkanı avukat Sezgin Tanrıkulu'na mikrofon uzattık.
Diyarbakır'dan sonra istikamet Urfa. Orada da şiddet hikayeleri dinleyeceğiz, kendi cehennemlerinden çıkan ve çıkamayanlara kulak vereceğiz. Ve ardından Mardin'e geçeceğiz. Çok tartışılmaya başlanan koruculuk sistemini ve korucuların hayatını korucuların kendilerinden dinleyeceğiz.

30
İnsan Hakları Derneği Başkanı Tanrıkulu: Şırnak'ta seçmen nüfusunun yarısı korucu
'Koruculuğu kabul ettiğiniz anda belki de taraf olmadığınız bir çatışmada silahlı muhatap haline geliyorsunuz. Ne kadar silah verileceği konusunda kriter yok. Jandarma ihtiyaç neyse veriyorum diyor. Kalaşnikoflar, el bombaları... Ve bu silahlar çeyrek yüzyıldır insanların evlerinde saklanıyor. Bunlarla yatıp kalkıyorlar. Çocuklar bunların içinde büyüyor. Öldürme, şiddet bir yerden sonra normal hale geliyor

Koruculuk sisteminde başından beri sorunlar var mı yoksa son dönemde işleyişte aksaklıklar mı oldu?

Koruculuk 25 yıldır bu bölgenin gerçeği. Ve başından beri sorunlu. Ben güvenlik hizmetini devletin asli unsurlarının yürütmesi gerektiğine inanıyorum. Paralı asker mantığı doğru değil. Özellikle böyle bir bölgede. Asker ve polis belli eğitimler alır, oysa korucular öyle değil.

Onlar eğitim almıyorlar mı?
3-5 gün silah kullanma eğitimi o kadar. Oysa astsubay olmanız için yüksek okul bitirmeniz, polis olmak için polis okuluna gitmeniz gerek. Köy kanunu mantığında devletin her köye karakol jandarma kuramayacağı, bu nedenle her köye imece usulü köy bekçisi gibi biri tahsis etmek var. Ama bir bakıyorsunuz, bir köyde 40 korucu!

Her köyün kaç korucusu var?
Çok!

Sayı neye göre belirleniyor?
Hiçbir ölçüsü yok. Jandarma belirliyor. Bazen bir köyün tüm erkekleri korucu oluyor. Korucu seçilmek için kriter de yok. 20 yaşındaki de 70 yaşındaki de korucu olabiliyor.

Her köyde korucu yok. Hangi köylerin korucu köy olacağı nasıl belirleniyor?
Bunu da jandarma belirliyor. Genelde bir köyle kurduğu ilişkiye bağlı olarak. Koruculuk PKK ile ilişkilendirildiği için geçmişte koruculuğu kabul etmeyen köyler boşaltılıyordu.

Bir köy koruculuğu neden kabul etmez?
Kabul ettiğiniz anda belki de taraf olmadığınız bir çatışmada silahlı muhatap haline geliyorsunuz. Bunu istemeyen köyler oluyor.

Ne kadar silah verileceği nasıl belirleniyor?
Orada da kriter yok. Jandarma ihtiyaç neyse veriyorum diyor. Kalaşnikoflar, el bombaları... Ve bu silahlar çeyrek yüzyıldır insanların evlerinde saklanıyor. Bunlarla yatıp kalkıyorlar. Çocuklar bunların içinde büyüyor. Böyle olunca da öldürme, şiddet bir yerden sonra normal hale geliyor.

Örgüt bu ağır silahları ele geçirmeye çalışmıyor mu?
Örgütün korucuların silahına ihtiyacı yok. Onun elinde başka yerden temin ettiği yeterince silah var. El değiştirme olmuyor.

Örgütün içinde bu bölgenin insanının eşi dostu da var. Korucuların onlara silah tutması onları çevrelerine yabancılaştırmıyor mu?
Kesinlikle öyle. Çatışmanın tarafı oluyorlar. Bunun travması yıllarca geçmez. Koruculuk vatandaş tarafından benimsenmeyen bir iş.

ÇOCUKLAR  SİLAHLARLA BÜYÜYOR
Koruculara 'makbul olmayan Kürt' gözüyle bakılıyor mu?
Çatışmada taraf oldukları için evet.

Bir korucu ne kadar maaş alıyor?
Yaklaşık 400 lira. Ama hiçbir sosyal güvenceleri yok.

Bu, bölge için iyi bir maaş mı?
Köy koşullarında iyi. Bir de bir aileden birkaç kişi korucu oluyor genelde. Yani maaş katlanıyor. Şimdi sistem kaldırılsa bile bu insanlara yeni istihdam sağlamak lazım.

Korucuların faili meçhul cinayetlerde kullanıldığı iddia edilir. Doğru mu?
Doğru. Çok örnek var ama en çarpıcılarından biri burada 1993'te yaşandı. Beş korucu, bir itirafçı, bir de JİTEM mensubu bir genci Diyarbakır'ın ana caddesinde gözaltına aldılar. Gencin üç gün sonra cesedi bulundu. Devlet genelde faili meçhulleri ya da kayıpları kendi asli unsurları üzerinden yapmaz. İtirafçı ve korucu kullanır.

Neden?
Kullanıp suç işleterek kendine daha fazla bağımlı hale getiriyor.

Türkiye'de kaç korucu var?
70 bin. Düşünün: Diyarbakır'da 5 bin 274 korucu var. 800 köy var ve bunlardan yarısından fazlasında korucu yok. Şırnak'ta 6 bin 835, Hakkari'de 7 bin 643. Şırnak'ta seçmen nüfusunun neredeyse yarısından çoğu korucu!

KA-MER Başkanı Nebahat Akkoç: Katliamda faili meçhullerin 'parmak izi' var
Mardin katliamında dikkat çekici olan kadın ve çocuklara zarar verilmesi. Bu törede yok. İnsanları kıstırarak öldürüyorlar. Ölüp ölmediklerini kontrol ediyorlar. Kafalarını kaldırıp bakıyorlar, ölmemişlerse tekrar kurşun sıkıyorlar... Faili meçhul cinayetlerde bunlara rastlarsınız. Çok profesyonel ve soğukkanlılar

Kimi kan davası, kimi toprak kavgası diyor. Siz Mardin'de olanları nasıl yorumluyorsunuz?
Ben bu kadar kadın ve çocuğu kapsayan bir kan davası hatırlamıyorum. Bu çok çarpıcı bir olay. Bölgede yaşanan tüm sorunların bir izini bulmak mümkün Mardin'deki vakada. Bana töre cinayeti demek kötü geliyor. Katliam töre diyerek sıradanlaştırılmamalı.

'Töre cinayeti' kavramı cinayeti aklayan bir kavram mı?
Tabii, töre diyerek cinayet meşrulaştırılıyor.

Burada bir töre var mı peki?
Buralarda baba tarafı bir kıza talip olmuşsa öncelik onundur. Eğer ona vermeyip başkasına verirsen kızı sorun çıkar. Baba tarafına danışılmadan kız başka tarafa verilirse diğer taraf alınır. Bir de olayın yaşandığı evde iki nişan var, yani berdel. Diğer boyut ise köye dönüş projesi ile ilgili. Köyden göç edenlerin toprakları diğerleri tarafından gasp edilmiş. Ama burada asıl dikkat çekici olan kadın ve çocuklara zarar verilmesi. Bu törede yok.

Töreye de aykırı diyebilir miyiz?
Bu uygulanış şekliyle aykırı ama töre denen şeyi de böyle sevimli hale getirmemek lazım. Kadınların hiçbir hakkının olmadığı bir uygulamadan bahsediyoruz. Kültür ve gelenekler statik değiller. Zaman değiştikçe onlar da zamana uyum sağlamalı. Bir de burada bölgede yaşanan 'düşük yoğunluklu savaş'ın izleri var.

Nasıl izler?
Eve giriyorlar. İnsanları kıstırarak öldürüyorlar. Ölüp ölmediklerini kontrol ediyorlar. Kafalarını kaldırıp bakıyorlar, ölmemişlerse tekrar kurşun sıkıyorlar... Çok tanıdık. Faili meçhul cinayetlerde bunlara rastlarsınız. Öğrenilmiş bir şey.

Yani katiller faili meçhul cinayet işlemiş kişiler mi?
Muhtemelen. Çok profesyonel ve soğukkanlılar. Ben bir planlama olduğunu düşünüyorum.

Katliamdan sonra ortada birçok 'sahipsiz kadın' kaldı. Geleneğe göre onlara ne olacak?
Aşiret karar verecek.

Töre cinayeti, namus cinayetinin Kürt geleneği olduğu söylenir. Bu yaklaşımı nasıl buluyorsunuz?
Dünyanın her yerinde şiddet var. Her yerde sığınma evleri var. Buralarda bu belki daha fazla ama bunun sebebi buradaki kültürler değil. Bu bölgeye yönelik politikalar, yoksulluk, çatışmalar, göç... Töre diyenler ayrımcılığı ima ediyorlar. 'Onların meselesi bu. Aman karışmayalım' mesajı veriyorlar. Böyle şey olur mu?

Mağdur K.M anlatıyor: Siddetin rutin olduğu bir hayat
MARDİN'in bir köyündenim.
15 yaşındayken dayıoğluna aşık oldum. Dayım ve yengem beni istemediler. Yıllarca karşılıklı birbirimizi sevdik ama evlenemedik. 22 yaşında 'Artık kaçacağım' dedim. İki ailenin de itirazlarına rağmen evlendik. İlk 1,5 yıl her şey güzeldi. Ben onun ailesiyle yaşıyordum. Bir kızım oldu. Doğar doğmaz kayınpederim, kayınvalidem ve eşimin kardeşleri beni dövmeye başladılar. Eşim sahip çıkmadı. Bir süre sonra pek eve uğramaz oldu zaten. Her gece pavyona gidiyordu. Arada gelip bana tecavüz ediyordu. Ellerimi bağlıyor, beni dövüyordu. Bana zorla içki içiriyordu. Bu şekilde iki kez daha hamile kaldım.
Çocuklarımı göstermediler
Sonra eşim bir gün bavulunu topladı gitti. 'İstanbul'da iş buldum, sizi de yanıma alacağım' dedi. 8 ay hiç arayıp sormadı. Bu arada ben her gün kayınvalidem ve kayınpederimden dayak yemeye devam ediyordum. Ailemin yanına da dönemiyordum çünkü üç çocuk vardı.
Bir süre sonra eşimin İstanbul'da zengin bir kadınla evlendiği haberini aldım. Bende resmi nikah yoktu. Bu haberi alınca koşa koşa eve gittim, orada tekrar dayak yiyince travma geçirdim. Ellerimi ayaklarımı bağladılar.
Mecburen kendi aileme sığındım. Bu defa çocuklarımı benden kaçırdılar. 2,5 sene boyunca onları hiç görmedim. Tekrar görüştüğümüzde beni tanımadılar, benimle kalmak istemediler. Onları mecburen kayınpederimin evinde bırakıp ailemin yanına döndüm. Ama çocuklarımı almam gerekiyordu. Bunun için para kazanmam şarttı. Çalışmak istediğimi söyleyince kendi ailemden de şiddet görmeye başladım.
Sonra KA-MER'i buldum. Burada bana yardım ettiler, iş verdiler, terapi gruplarına katıldım. 11 yıl önce de boşandım. Bir daha hiç evlenmedim. Psikolojik sorunlarım devam ediyor. Hiçbir erkekle beraber olamam. Ama artık en azından kendime bakabiliyorum ve çocuklarımı görebiliyorum.
YARIN: URFA'DA KENDİ CEHENNEMLERİNDEN ÇIKAMAYANLAR

  • Diğer Yazılar

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3