Son günlerde izlediğimiz tellaklı Chery reklamı ve yeni başlayan Selim ile Tarife'li Vodafone reklamlarının en önemli ortak yanı aynı şöhreti 'marka taşıyıcısı' olarak kullanmaları... Her iki reklam filminde her zamanki gibi başarılı bir oyunculuk çıkaran Şafak Sezer var. Chery ve Vodafone da onunla 'özdeşleşmeye' karar vermiş...
Ee, ne var bunda? Uzaktan bakınca pek bir şey yok. Biraz daha yakına girince iş değişiyor. Olaya iki ayrı noktadan bakmakta yarar var: Şöhretin gözünden; markanın gözünden...
TV reklamlarında da rol alan bazı şöhretler, şöyle düşünüyor olmalılar: 'Nasılsa aynı sektörde ve birbirlerine rakip değiller, o halde neden aynı anda iki ayrı markanın reklamında birden oynamayayım?..'
Yabana atılır bir görüş değil. Talih kuşu insanın kafasına o kadar sık konmaz. Reklamlarda oynama teklifi dediğin zırt pırt gelmez karşına... Geldi mi de fırsatı kaçırmamak gerekir...
Oysa kazın ayağı öyle değildir. Şöhretler için en büyük tehlike, dışarıdan değil, içeriden, kendilerinden gelir. Burada sık sık sözünü ettiğimiz 'Güç kirlenmesi' şöhretler için en büyük tehdittir... Yüzünüz bir kere eskidi mi; tekrar yenilenmesi için on takla atmanız gerekebilir... İş, ilişki ve iletişim yönetiminin bir numaralı meselesi; insan, para ve zaman kaynaklarını maksimum verimlilikte kullanmak, kullandırmak değil midir?
O halde meseleye şöhret önce bu noktadan bakacak. Çünkü reklamların her geçişinden salamdan kesilen dilim gibi bir parça şöhretten gider; şöhretin algısı bir miktar daha flulaşıp 'kir' tutmaya başlar... Şöhretlere ödenen para da bunun bedelidir zaten... Neden daha uzun süreli sözleşmelerde ya da TV'de çok fazla geçişi olan kampanyalarda şöhrete daha fazla para ödenir? İşte bunun için... Bir nevi 'kan parası', verilen 'zarara' karşılık ödenen 'bedel' gibi bir şey...
Markaların gözünden bakıldığında ise olayın şöyle çalıştığını görüyoruz: Aynı anda iki ayrı markanın reklamlarında aynı şöhretin rol alması bu iki marka adına algılamada çarpan etkisi yaratabileceğinizi düşündürebilir. Oysa tamamen tersine; aynı şöhret her iki marka için de 'bölen' etkisi yapar... Adı üstünde: Markanın yüzü!.. Peki, hangi markanın yüzü?... Bu abuk soruları sıralayıp durabiliriz...
Örneğin kilit mesajlar konusunda... Satın alma davranışını değiştirecek o can alıcı mesajların hedef kitleye 'geçmesi' meselesi yani... Kim neyi kime geçirecek? Şöhret hangi kilit mesajla algılanacak?
Tamam, bir kere 'pişti' olmuşlar; peki ne yapmak lazım?
Şu sıra Chery, piyasaya ilk girenin avantajını kullanıyor... Karmaşa yeni başladı... Vodafone ikili sıkıştırmada... Bir de kız var işin içinde: Tarife... Bence daha çok para harcayan ve şöhreti kendine bir nebze olsun çevirmeyi başaran gereğinden çok daha ağır bir bedel ödeyerek ipi göğüsleyebilir...
İzlemesi ilginç olacak 'gereksiz' bir yarış...
Obama'nın şeyinde boncuk aramak...
Barak Obama'nın seçim kampanyasını sanki seçimler Türkiye'deymiş gibi destekleyen sevgili arkadaşlarımızı uyarmıştık...
Bir: Adamı Müslüman Afrikalı gibi görmeniz ve göstermeniz son derece hatalı. Obama sapına kadar koyu bir Anglikan; ayrıca da Kenya ile ilişkisi, Kenya'nın Afrika'da bir ülke olduğunu bilmekten öteye gitmez... Bu yüzden, Mustafa Topaloğlu'nun oynayıp söylediği 'Welcome Obama to Presidency' türünden bir Mesih karşılama sevici içine duçar olmanın; Müslümanları ve diğer mazlum milletleri koruyup kollayacağına saf saf inanmanın anlamı yok...
İki: Adam Müslüman olmamasının yanı sıra aynı zamanda koyu bir Amerikan 'patriotu' (vatanseveri)... Yeri geldiğinde, yani ABD çıkarları söz konusu oldu mu, anında satar sizi... (Bkz. 24 Nisan konuşması)
Üç: Adam b.k'unu bile bırakmıyor bize... Detayını kimse bilmiyor. Ancak Başkan'ın dışkısı itina ile toplanıyor, herhalde bozulmasın diye bir şekilde 'rezerve' ediliyor ve ABD'ye götürülüyormuş.
Ben bu sonuncu durumu tam olarak anlayamamıştım. Okurlarımızdan Elektrik Mühendisi Serkan Öztürk imdadımıza yetişti. Bakın ne yazmış:
'Merhaba Ali Bey,
Obama'nın dışkısı hakkında çözümleyemediğiniz üç şeyden üçüncüsü ile ilgili naçizane teorilerim şöyledir:
1. Obama'ya bir şekilde verilmiş olması olası herhangi bir kimyasal maddenin, virüsün (hemen öldürmeyen, hasta eden vs.) olup olmadığını anlamak için dışkıyı inceleyebilirler.
2. Dışkıyı burada bırakırlarsa, düşmanların eline geçer ve buradan Obama'nın biyolojik, genetik birtakım özelliklerini öğrenebilirler.
3. En önemlisi, dışkıyı burada bırakırlarsa, Obama'nın her şeyinden mana çıkaran, beyaz dişlerine, esmer tenine, samimiyetine, ezana saygısına, kedi sevmesine (siz çok güzel analiz etmiştiniz bu imaj çalışmasını) methiyeler düzen bazı kişiler, dışkıyı da inceleyip içinde boncuk bulabilirler ve bunu iç politika malzemesi yapabilirlerdi. Bu durum da ABD'nin ülkemizin iç politikasına müdahalesi anlamına gelirdi ki bu da hoş olmazdı!'
Bayıldım Serdar Bey'in tahliline...