Ben onu gündemimden çıkarmıştım, televizyondaki işlerini fena bulmuyor ve arada sırada bakıyordum, son zamanlarda gazetecilik açısından da çok sakıncalı faaliyette bulunmuyordu zaten, epey ders almışa, kovulmayla sonuçlanan yozlaşmış gazetecilikten ders almışa benziyordu. Ama baktım ki yeniden devreye girmem gerekiyor; hele çok iyi bir okurum olduğunu anladım ya...
Balçiçek Pamir belli ki kolonya kokulu Fehmi Koru hakkında yazdığım şeyleri iyi çalışmış, iki günlük bir söyleşi çıkarmış.
Ancak ne yazık ki tamamı Fehmi Koru'yu yıkama-yağlama ve ağırlama üzerine kurulu, hiçbir etik kritere ve gazetecilik disiplinine uymuyor. Yanıtları veren kişi göz göre göre yalan söylüyor, muhabir de bu yalanları yutup bir sonraki soruya geçiyor.
En büyük yalanlardan biri yalı meselesi.
Koru 'Ben gecekonduda oturuyorum' diyor ama yalının önünde poz veriyor. Yalının kaçak olduğunun belgesi var üstelik, ama muhabir bunu da sormuyor. Çünkü konuğu rahatsız olacak.
Bu tür 'ağırlamacı gazeteciliğin' illa ki bir niyeti olmalı değil mi?
Öncelikle, röportajı yapan kişi açısından. Muhabir hırslı, karnı şiş; medyada büyük yerlere gelmek istiyor, bağlantılar kurmak, o bağlantılar üzerinden koltuk sahibi olmak gibi bir derdi var. Televizyonda sunuculuk, gazetede yazarlık yetmiyor. Gazetecilikten servet yapmak, koltuğunun getirdiği imtiyazlardan faydalanmak, konumuyla itibar kazanma ve ağırlanma peşinde.
Hiç kimsenin ona koltuk önermeyeceğini bildiği için de bir şey elde ederse bunun sadece şahıslar üzerinden olacağını biliyor. Fehmi Koru bu dönemde ona göre aranın iyi tutulması gereken ve geleceği parlak bir isim! Komşuda pişer, bize de düşer hesabı.
Üç gazete beş televizyonda boy göstererek ayda 100 binlerce lira kazanan, ifade alanı bol Fehmi Koru neden röportaj verme gereği duyar peki?
Onun da niyeti belli. Gizli ajandasını bir kez daha işletmek, aklı sıra bu sefer de 'merkez medya' üzerinden hedefine mesaj iletmek.
Hedef: Aydın Doğan.
Mesaj: Onları at beni al.
Yine Aydın Doğan'ın mevcut adamlarından kurtulmasını öğütlüyordu. 'Aydın Doğan muhafazakar bir insan, bu yayıncılıktan hoşlanmıyor' cümlesini tekrarlayıp tekrarlayıp durmuş. Karşısında da özel bir yazman sanki, kafasını sallaya sallaya not almış demeçlerini; 'Koluna beni de takar ve beraber transfer oluruz' diye düşünmüş olmalı.
Kolonya kokulu Fehmi'nin planı ortada...Yıllardır en büyük derdi bu... Bu yüzden teklif aldığını söylüyor defalarca... Bu yüzden 'Artık Yeni Şafak'tan ayrılabilirim' diye mesaj veriyor... Bu yüzden sürekli yeşil ışık yakıyor...
Fakat en acıklı olan ne biliyor musunuz? Kimsenin onu almaya niyeti yok... Zaten göz koyduğu koltuklarda başka şakirtlerin, Cemaat'in başka askerlerinin gözü var, Fehmi'yi iki dakikada yerler...
Dahası Fehmi Koru'yu Fehmi Koru olarak isteyen de yok... Bir dönem Taha Kıvanç olarak istenmişti, ama artık o da demode oldu...
E hal böyleyken manzara bize ne gösteriyor: İstenmediği bir yerin kapısını zorlayıp zorlayıp duran, zil çalınca aralanan kapıya ayağını atarak açık tutmaya çalışan bir adam...
Kapıdan kovsan, bacadan girecek bir kolonya satıcısı...
Nezaketten nasibini almamış
Aydın Doğan, muhafazakar nargileci ekibine Hilton'u açmış, onların davetine karşılık 'Bir dahaki sefere de bizim orada yapalım' diye öneride bulunmuş... Bu bir nezaket göstergesidir; Türk adab-ı muaşeret kurallarında vardır... Sizi misafir edeni, bir kez de siz ağırlarsınız.
Bu basit görgü kuralı hiç tartışmasız Aydın Doğan'ı 30 Nisan'daki fasıl davetinin ev sahibi yapar.
Ancak Fehmi Koru'ya göre o bir 'sponsor.' Apaçık böyle söylüyor... Bir de diyor ki, 'Aydın Doğan'dan rahatsız olup, gelmeyenler olabilir.' Dahası, kendisinin misafir olduğu bir davete çağırılacakların listesine de karışıyor, ev sahibine 'kontenjan' veriyor.
Aydın Doğan yine nezaketini bozmuyor, sesini çıkartmıyor, uzaktan 'Aman ne isterlerse yapsınlar da atlatalım' şeklinde izliyor olan biteni... Ama herkes bu fasıl organizasyonunun amacından saptığı, Fehmi Koru'nun egosunu tatmin aracı olarak kullanıldığı konusunda hemfikir...
Kim neyi niyetliyorsa niyetlesin, bu geceden nasıl beklentileri olursa olsun... Ama bu ego patlaması çok ayıp değil mi? Çok çirkin bir üslup, terbiyeden nasibini almamış bir dil değil mi Koru'nun kullandığı?
Demek ki birkaç kere Amerika'yı görmek, yurtdışında okumak 'etiquette' sahibi olmak için yeterli değil...
Sınıf atlamalarını beklediğimiz yetmemiş gibi, şimdi Fehmi Koru ve çevresinin bir de görgü kurallarını öğrenmesini bekleyeceğiz anlaşılan.
Yandaş medyanın yeni oyunu
Tetikçiler tarafından yönetilen ve şaibeli yayınlar yapan bu küçük gazeteye yine bir belge sızdırılmış. Bu sefer de hedef Uğur Dündar ve güvenirliğiyle tanınan gazeteciyi 'yolsuzluğa batmış gibi' gösterme amacı taşıyor.
Mesele aslında basit: Hazine bonolarından elde edilen gelirlerin vergisinin ödenmesi atlanmış. Dündar'ın da dediği gibi tamamen bankadan kaynaklanan teknik bir hata. Zaten hazine bonosunun vergisi banka üzerinden ödeniyor. Daha da önemlisi, rapor hazırlanmadan bu hatanın fark edilip vergisinin ödenmiş oluşu.
Gayet sıradan, her an olabilecek, herkesin başına gelebilecek bir olay.
Ama amaç başka. Amaç, Türkiye'nin saygın kurum ve kişilerini teker teker itibarsızlaştırmak. Sırayla, sistematik bir şekilde muhalif insanlar bir şebekenin hedefi oluyor. Yapılan maksatlı haberlerle, yanlı yayınlarla insanları yıpratmaya, kamuoyunun gözünde küçük düşürmeye çalışmak.
Belki korkarlar, belki sinerler diye tehdit ve yıldırma operasyonu yapılıyor.
Ne büyük bir terbiyesizlik, ne kadar küçük düşünen zavallıların oyunu bu...
Neyse ki ellerinde patlıyor, itibarını hızla kaybeden yandaş medya ve tetikçiler.