Oray Eğin oray.egin@aksam.com.tr

kategori2

Münevver'in ölümü Engin'in katili

Elbette herkes gibi ben de Münevver Karabulut cinayetiyle ilgili her gördüğüm haberi okumaya çalışıyorum. Genç kızın günlüklerinden avukatlarının açıklamalarına kadar bir cinayet romanı gibi heyecanla takip ediyorum gelişmeleri. Kendi kendime ipuçlarını birleştiriyor, sonuca varmaya, nedenleri üzerinde durmaya çalışıyorum. Bugünlerde sohbetlerin de başlıca konusu bu.
Kuşkusuz, medyanın bu cinayeti sahiplenmesi bu merak dalgasını tetikleyen en önemli unsur. Belli ki medya yöneticileri genç bir kızın, genç bir erkek tarafından öldürülme hikayesinde satış unsuru bulmuşlar. O yüzden de haber uzadıkça uzuyor, üzerine gidiliyor.
Gerçi konu da giderek ilginçleşiyor. Özellikle Ayşe Arman'ın avukatla yaptığı söyleşide verilen bilgiler ilgimizi canlı tutma bakımından dört dörtlüktü: İştah kabartıcı bir sürü ayrıntı öğrendik.
İşin içinde ünlü bir ailenin olması da cinayeti medyatik kılan unsurlardan biri. Tamam, sadece bir üçüncü sayfa haberi değil. Ama biraz abartıldı mı bu haber, düşünmeye değer.
'Münevver Cinayeti'ni çözmeye bu kadar hevesli, hatta ihbarlar için ödül koyan bir medyanın en az bu kadar medyatik unsurlar barındıran bir başka cinayetin ucunu bırakması, resmi açıklamalar ve ajans haberleri dışında neredeyse hemen hiç ilgilenmemesi doğal mı?
Bir tür eşitsizlik olduğu kesin ve bu yüzden de ben bugün 'Neden kimse Engin Temel cinayeti'ni hatırlamıyor diyebiliyorum.
İlk akla gelen medyadaki heteroseksist, heteroseksüelleri kayıran, cinsiyet ayrımcı yaklaşım. Çok basit ve yüzeysel bir ayrıma tabi tuttuğumuzda genelgeçer ahlak kriterlerine göre iki kurban arasında 'marjinal' ve 'mainstream' farkı var: Engin Temel bir eşcinsel kulüp işletmecisi, bu cinayetin bir tarafında da eşcinsel bir boyut var. Gece kulübü, alkol, seks, uyuştucu zaten eşcinsellik olmasa bile başlı başına Engin Temel'i 'marjinal' kılmaya yeter ortalama ahlakın gözünde. Münevver ise çoğunluğun daha kolay özdeşleşebileceği kadar sıradan bir genç kız: 'Sapma' olarak nitelendirilebilecek hiçbir tarafı yok. Herhangi biri.
Kısacası, kurbanın istendiği kadar masum olması durumu.
'Bir genç kızın ölümü'nün 'bir eşcinsel cinayeti'nden daha çok alıcısı olduğu düşünülebilir.
Ama bu açıklama Engin Temel cinayetiyle neden ilgilenilmediği konusunda beni tatmin etmiyor.
Münevver cinayetinde aşağı yukarı her şey ortada; katil, saat, mekan vs. Sadece 'motivasyon' hakkında bir bilgimiz yok, ama katil yakalandığında da büyük ihtimalle bu da aydınlanmış olacak. Üstelik amatör bir cinayet bu; yüze göze bulaştırılmış, aceleyle işlenmiş, katilin psikolojisini kolaylıkla ele verdiği.
Oysa Engin Temel'in öldürülmesi içinde fazlasıyla gizem barındıran, daha karanlık, daha profesyonel bir cinayet. Hiçbirimizin nedeni veya katili hakkında en ufak bir bilgisi yok. Adeta üzeri kapatılıyor, kapatılması için özel bir çaba harcanıyor. Tabii Engin Temel'in profesyonel bir tezgahla infaz edilmesi de kuşku uyandırıcı. Ta aralık ayında işlendi bu cinayet, polis bu kadar zamanda hiç mi yol katetmedi?
Öyle görünüyor. Bu cinayetin bilinmezliği, esrarı gazetecilikte bir 'malzeme' sıkıntısı yaratıyor olabilir. Münevver cinayetinde olduğu gibi 'arkası yarın' etkisi verecek hikayeler çıkmıyor. Çünkü daha ağır ilerliyor ve kapalı bir kutu.
Peki Münevver'in katiliyle Engin Temel'in olası katili arasında bir 'iktidar' farkı da medyanın yaklaşımı açısından göz önünde bulundurulan bir unsur mu?
Garipoğulları neresinden bakarsanız bakın batmış, düşmüş bir aile. O aileye vurmak bugün hala iktidarda olan ve Türkiye'yi yöneten sınıfa mensup bir aileye vurmaktan daha kolay. (Yanlış anlaşılmasın: Bu ailenin mağdur duruma düştüğünü savunmuyorum, sadece daha kuvvetli -mesela reklamveren- bir aile olsa hedefte medyanın kendini daha frenleyeceğine inanıyorum. Bu bizim iki yüzlülüğümüzdür.)
Diğer yandan Engin Temel'i profesyonelce öldürten katilin kimliği hakkında hiçbir şey bilmiyoruz: Bilmediğimiz şey de bizi korkutuyor. Ya altından çok büyük, çok karanlık bir isim çıkarsa? Ya bu cinayet hiç kimsenin hayal etmediği bambaşka yerlere uzanırsa? Malum, binlerce dedikodu dolanıyor, ünlü işadamlarından bahsediliyor.
İki cinayetle ilgili basının temasında 'dokunulmazlık' etkisi kendini her an gösteriyormuş gibi geliyor.

Bu yazılardan kitap olur

Günlük gazetelerde yayımlanan ve aslında tarihe not niteliğinde olan kimi yazılar hafızasızlığımız ve arşiv alışkanlığımız olmadığı için unutulup gidiyor. Oysa uzun emeklerin, titiz bir çalışmanın ürünü bunların bazıları. Geçtiğimiz haftalarda iki gazetecinin bir dizi çalışması bana 'Keşke bunlar kitap yapılsa' diye düşündürdü. Bu yazılar sınırları gazete sayfalarını epey aşabilecek, çok daha detaylı bir çalışmaya dönüşebilecek konulardı. Tarihe kalacak, referans olarak dönüp dönüp bakılabilecek iki kaynak olabilir...
Bunlardan biri Ayşe Arman'ın kamuoyunda 'Münev- ver cinayeti' olarak bilinen olayla ilgili yaptığı röportajlar, haberler... Ayşe bütün bunları bir araya toplayıp, kendi kalemiyle olayın gelişini, girişimini, sonucunu yazarak bize Truman Capote'nin 'In Cold Blood' (Soğukkanlılıkla) eseri gibi bir çalışma bırakabilir.
Bir diğeri de İtalya'yı en iyi bilen gazeteci Nilgün Cerrahoğlu... Geçtiğimiz haftalarda Cumhuriyet'te 'Ergenekon'a İtalya kılavuzu' başlıklı bir dizi yazı kaleme aldı. Medyada sıklıkla yapılan Gladio-Ergenekon benzetmesinin ne kadar yanlış olduğunu, Gladio'ya yönelik basında yer alan haberlerin nasıl çarpıtıldığını, bu konudaki cehalet örneklerini ve İtalya'daki davanın aslını, sonucu gayet net bir şekilde anlatıyor. Basında dezenformasyonun doruğa çıktığı bir dönemde ufuk açıcı yazılar oldu.
İki gazetecinin çalışması kitaplaştırılmayı fazlasıyla hak ediyor... Umarım bu önerimi ciddiye alırlar ve bizlere tarihimizin iki önemli olayıyla ilgili kılavuz olabilecek kaynaklar bırakırlar.

Fehmi'nin türküsü

Meşhur fasıl gecesinde öğrendiğim kadarıyla kolonya kokulu Fehmi Koru yeteneklerine bir yenisini daha eklemiş ve o yanık sesiyle türküler söylemiş... Ayda 105 bin TL kazanan Koru için yeni bir gelir kapısı olabilir bu hobi...
Doğrusu bu aralar kaçak yalısından dolayı kıyamet kopan ve bir türlü o yalının keyfini süremeyen Koru'nun sesine 'Çökertme' türküsünün yakışacağını düşünüyorum: 'Bitez'de yalısına varmadan Halil'im aman koptu kıyamet.'



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3