Bir şiddeti görüp tanık olup, hiçbir şey yapmamak da şiddete dahildir. Unutmak ve yokmuş gibi yapmanın bedeli ise çok ağırdır.
Toplu suçluluk duygularıyla kıvranan insanlar olarak vicdanımızda unutmanın karadeliğini açarız.
Ama sanal alem bizi şiddetin tanığı olmaktan izleyicisi olmaya transfer etti.
Şiddet görüntülerinin gücü, şiddetin gücünü aktarmaya uygun değildir.
Aksine sanal alem 'şiddeti'n sakin ve soğukkanlı geçişine izin veren bir digitalizasyondur.
Digitalizasyon, gerçeğin yerine ikame gerçeğimsi bir formu yansıtarak zihinlerimizi körleştirir.
Gerçeğin azaltılması ve budanması gerçeklik kaybının kendisidir.
Körleşen zihinler ve küçülen vicdanlar, şiddeti sıradanlaştırarak alışırlar.
Bombalarla birileri sahiden ölüyorlar mı, sayılarla belirtilen ölümler gerçek mi?soruları açıkta kalır.
Görüntülerdeki iki boyutlu algı ve ekranın varlığı zihnimizde şiddeti hafifleştirir.
Şiddeti izlemek, şiddeti canınızda ve içinizde duymayı kabil kılmaz.
Şiddetin sahici duygusu, elinizi ateşte yakmanın duygusu gibidir, geçmez, ömrünüz boyunca ruhunuzu yakar.
Hakkari'deki Özel Harekat görevlisi ve küçük çocuğun görüntüleri misali.
Sadece görüntüye irca edilen 'şiddet' akıp giderken bizim sadakatsiz gözlerimize de değip geçiyor.
Özel Harekat görevlisinin uzaktan pek seçilmeyen kalkıp inen sağ elinin bir bedeni yaraladığını da anlayamıyoruz.
Defalarca hareket eden kollar ve ayakların dibinde yığılan çocuğu öndeki kayalıklar kapatıyor.
Bir diğer görevlinin sonra gidip çocuğu çekiştirip sonra bırakıp uzaklaşması başka bir şiddet.
Eğer olayı, gerçeği gözlerimizle görseydik, çocuğun arka kafasındaki çöken kısma vuran dipçiği, vurma hızını, çıkardığı sesi, saçların arasından fışkıran kanları görmüş olacaktık.
Çelimsiz bedendeki diğer darpların izlerinin ayrıntılarını da...
Çocuğun nasıl bağırdığını ya da yardım çağırdığını da...
Şiddetin izleyicisi olmak mekanik ve sıradan bir şiddet algısının sahibi de yapar insanı.
Ekrandan yansıyan şiddete mi yoksa şiddeti gösteren ekrana mı bakıyoruz.
Hakikaten biz neye bakıyoruz?
Bunun ayırdını kaybetmek zaten insanlık hezimeti.
Şiddet karşısında düşeceğimiz diğer tehlikeli pozisyon şiddeti rasyonelleştirme yani aklileştirmedir.
Şiddeti bu aklileştirmelerle sürdürürüz.
Aklın bizden bağımsız çalışan şeytansı yanı bir düzine gerekçe temin edebilir.
Bir tek gerekçelendirme fırsatı bizi şiddetin meşrulaştırılmasına yöneltir.
İktidarların elindeki kuvvet şiddet olmamıştır, aklileştirmelerin gücü olmuştur.
Zihinsel kategorilerimizin çoğu bunlardan bina edilmiştir ve okuma şemalarımız birilerinin şiddeti hak ettiğini söyleyecektir.
Onlara tav olmak suç ortaklığımızı daha da pekiştirecektir.
Dipçiklerdeki ellerin, bizim ellerimiz olarak çocuk kafataslarında açtığı yaralar bitmeyecektir.
Çocukların dövülmesini haklı çıkaracak her akıl yürütme yine şiddetin kendisinden üretilir.
Akıl şiddetin tek meşruiyet alanıdır.
Bundandır medeniyet şiddet araçlarının gelişimi üzerinden ilerler.
Medeniyet sofistike edilmiş bu araçlarla kendini aşarken, insanın bunları kullanım alanı aynı ve tektir.