Bir müddettir Türk toplumunun siyasal merkezini tayin etmek güçleşmişti.
Değişim sürecinde sürekli hareket halinde olan toplumsal merkezi tanımlamak; buna tekabül edecek doktrini siyasi partiler düzeyinde yazmak mümkün değildi.
İşte bu yüzden ANAP gibi bir konjonktür partisi ile görece uzun ama geçici bir iktidar, koalisyonlar ile de parçalı ve sıkıntılı dönemler yaşadı Türkiye.
AK Parti iktidarının ilk yılları da bir 'konjonktür' partisi görünümü yaratıyordu.
Toplumun ne derece dindarlaştığı, ne derece demokratlaştığı, laikliğin ne derece savunulduğu tartışma konusu oldukça AK Parti'nin ideolojik savrulmaları da bir sarkaç gibi aynı oranda hareketleniyordu.
Ancak, artık seçmen davranışları ve kamuoyu araştırmaları toplumsal merkezin stabilize olmaya başladığını gösteriyor bize.
Türkiye evrensel demokrasiyi talep ediyor. Ama bunu Batı'yla siyasal bütünleşme için değil kendi milli unsurlarının tümünün hakkıyla temsil edilmesi için istiyor.
Türkiye dinsel özgürlük istiyor ama Cumhuriyet'in 'Kurucu İlkeler'ine zarar vermeden ve birlik-beraberliği muhafaza ederek istiyor.
Dikkat ediyoruz, bu iki talep çizgisinin dışına çıkmaya aday siyasal girişimler seçmen tarafından vakit kaybedilmeden tasfiye ediliyor.
Türkiye Cumhuriyeti'nde güçlü bir liberal partinin varolamayışını, CHP'nin radikal laisizmden Mustafa Kemal laisizmine yönlenişini, radikal İslamcı söylemlerin tasfiye oluşunu bu yeni merkezin tanımına karşılık bir siyasal merkez oluşumu çabaları içinde değerlendirebiliriz.
Yeni kabine kompozisyonunun 'radikal liberalist' unsurlarla ittifak yapanları dışarıda bırakması da AK Parti iktidarının toplumun yeni merkezini temsil endişesi duyduğunu gösteriyor.
Artık Türk toplumunun merkezini tarif ederken bir unsur ön plana çıkıyor: İnançlı ve Cumhuriyetçi.
İnançlı ile Cumhuriyetçi değil...
Aynı zamanda, hem inançlı hem de Cumhuriyetçi.
Örneğin türbanlı hanımlarının bile laik olduğu bir toplumsal doku içinde yaşıyoruz. Mütesettir hanımlar bile ne türbanlarından ne de Medeni Hukuk'tan vazgeçmek istiyor.
Demek ki yeni merkez...
Gündelik hayat düzleminde dinsel özgürlüklerin yaşandığı, ancak bunların laikliğe zarar verecek niyetlerle kullanılmasının önünde durulduğu...
'Evrensel demokrasi' kriterlerinin, milli unsurların hakkıyla temsili...
Ve evrensel hukuk'un, yerel adaletin mükemmelen tesisi için arzulandığı bir toplumsal kimliği cisimleştiriyor...
Ulus-devlet kavrayışından taviz verilmiyor.
AK Parti'nin yeni kabine kompozisyonunun dizaynında bu yeni merkeze karşılık oluşturma niyetinin bulunduğunu düşünebiliriz.
Eğer AK Parti, yeni kabine kompozisyonuyla bu yeni toplumsal merkezin taleplerine karşılık gelebilecek siyaseti üretebilirse...
Yani özgürlükleri genişletirken; laikliğin her ölçekte güçlenmesine, örneğin Yeni Anayasa girişimleriyle katkıda bulunabilirse...
Evrensel demokrasi kriterleri ile milli bütün değerlerin temsiline imkan tanırsa 'Merkez Partisi' kimliğinin sağlamasını yapmış olacak.
Bu kabine bir imtihan kabinesi...
Başarılı olursa, AK Parti yeni toplumsal merkeze göre doktrinel çalışmasını tamamlamış ve Türkiye tarihinde kalıcılığını ispatlamış bir parti olacak.
Yok eğer başarısız olur ve toplumsal merkezden savulmalar gösterirse; iktidardan düştüğü an muhalefet partisi olamadan dağılma ve ANAP gibi konjonktür partisi olarak anılma riskini taşıyacak.