Geçen hafta yani Mayıs'ın 6'sında bir telaş vardı ki Galatasaray Kulübü'nde...
Aman Allah!
Biri oraya koşuyordu, biri buraya!
Telefonlar susmuyordu;
- Alooo... Geç kalıyoruz...
- Alooo... Haydi çabuk!
- Alooo... Sesim geliyor mu?
Türünden konuşmalar... Panik halini yansıtıyordu biraz...
Mesele para meselesiydi. Ama bu çok acildi... Saat 17.00'ye kadar para bulunmalı, bir futbolcunun hesabına yatırılmalıydı. Yoksa o futbolcu serbest kalma hakkını kazanacaktı; tıpkı Ribery gibi...
Ribery olayını biliyorsunuz değil mi? 'Unutur muyuz' dediğinizi duyar gibiyim.
138 bin dolarlık alacağı yatırılmadığı için uçup gitmişti Fransız.
Bu da öyle olabilirdi, buydu telaşın nedeni.
Bu futbolcunun kim olduğuna gelince... Milan Baros'tu.
Tik tak tik tak diye zaman geçtikçe kulüptekilerin kalbi daha hızlı atmaya başlıyordu, saatin akreple yelkovanı 17.00'yi göstermek için son sürat ilerliyordu.
Neyse ki son anda devreye girdi Başkan Adnan Polat. Kriz çözüldü, para hesaba yatırıldı.
Öyle derin bir 'Ohhh' çekildi ki kulüpte; etraftan duyuldu.
2. Ribery skandalı direkten döndü yani... Olay soğuduktan sonra Polat'la konuştum; 'Sorun kalmadı, fazla kurcalamayalım' dedi.
Kurcalamayalım da...
Bir dahaki ödeme zamanını da unutmayalım. İşi de son ana bırakmayalım.
Hasan ve Ümit'i tarih yazacak
Ümit Karan'la Hasan Şaş'ın ne yazık ki fişlerinin çekildiğini geçtiğimiz günlerde yazmıştım...
'Ben demiştim' diye bir böbürlenme değil bu, yanlış anlaşılmasın...
Ama tüm gelişmeler 'İki tecrübenin' yol ayrımında olduğun gösteriyordu...
Hacettepe maçında kendisini kadroda göremeyen Ümit etrafındakilere dert yanıyordu...
'Yaser'in ilk 11 oynadığı takımda ben yedek kalıyorsam, artık beni burada tutmazlar...'
Hasan Şaş konuşmuyordu çünkü taraftar 'O'nu yuhalamıştı...'
Şaş mutsuzdu, aynen Karan gibi... Şaş bundan sonrası için neler olacağını tahmin ettiği için, Bülent Korkmaz'a gidip 'Artık beni kadroya almana gerek yok, hepimiz yıpranıyoruz' teklifini getiriyordu...
Ümit Karan'ın hiçbir teklifi olmadı... Formsuz olduğunu, bu sezon için sıfır çektiğini biliyordu...
Ama bir ışık bekledi...
Kadro dışı kalmanın ne demek olduğu en iyi bilen Bülent Korkmaz, bunları Fatih Terim döneminde yaşamamış mıydı?
Teknik karar gibi safsatalar kimseyi inandırmıyor...
Birinin çıkıp Ümit Karan'a 'Seni istemiyoruz, 9 yıl buradasın ama artık vedalaşma zamanı' demesi zor mu?
Arkadan dolaplar çevirmenin, biraz da sinsice planlar yapmanın kime ne faydası var!
Güle güle Ümit ve Hasan...
Güle güle futbolun emekçileri...
Şimdi yuhalayanları da, sizin fişinizi çekenleri de bir gün gelecek herkes unutacak.
Ama Galatasaray tarihinde sizin isimleriniz altın harflerle yazılı kalacak.
Güle güle...
Papatya falı
Galatasaray'ın teknik direktör olayını bir kısım gazeteler tam bir papatya falına çevirdi...
'Gelecek gelmeyecek. O gelecek, şu gidecek' diye yazan yazana...
Ankaraspor beraberliğinden sonra Bülent Korkmaz istifa mektubu verdi vermesine de... Başkan Polat işleme koymadı...
İşte ondan sonra daha da patladı bu haberler.
Bir gün bakıyorsunuz, 'Şu gelecek' diye yazıyor biri... Ertesi gün de 'Eşini razı edemedi' diyor... Şimdilik en moda gerekçe bu; eşlerin istememesi... Bunu çocuğunun okul problemi izliyor (Halbuki adı geçen adamın çocuğu evlenme çağına gelmiş)... İsimler havada uçuyor yine; o olmazsa başkası.
Şimdi adı geçenlere bakalım tek tek... Adnan Polat 'İlle de Alman olsun' diyorsa not etsin bir köşeye...
SCHUSTER: Real Madrid'den kovuldu, hala boşta... Her teklife balıklama atlar...
KLİNSMANN: Bayern Münih'teki başarısızlıktan sonra boşta. Ama sıkı pazarlıkçı, kendini ağırdan alır.
MATTHAEUS: İsrail takımı Maccabi Netenya'dan ayrılacağını açıkladı, başarısız bir grafik çiziyor... 'İstanbul' desen ilk uçakla gelir...
SAMMER: Alman futbol federasyonunda teknik danışman. İkna etmek zor...
VÖLLER: Bayern Leverkusen'de futbol direktörü, rahatını bozmaz...
İşin özü şu Alman teknik adamlar aranılan isimler değil... Hollandalı teknik adamlar desen anlarım...
Ama Galatasaray'da Başkan Adnan Polat hala Alman diyor başka bir şey demiyor...
Bir Capello, bir Ancelotti, bir Guss Hiddink, bir Mourinho'yu Galatasaray'a getirilemeyeceğine göre orta sınıf bir teknik adam getirilir, herkes rahatlar...
İmzacılar güldürmeyin kendinize
Sözüm imza kampanyası başlatanlara... Yani 1200 imzayı bulurlarsa devrim yapacaklar, Başkan Adnan Polat'ı devirip olağanüstü kongreye gidecekler...
Bu mümkün değil...
Onlar da biliyorlar... Bu kadar imzaya ulaşmak imkansız...
Bir de bardağın diğer tarafına bakmak lazım...
İmza toplayanlar sadece kongre üyesiler...
Sadece eleştirenler...
Ürütmeyenler, somut çözüm üretmeyenler...
'Hadi buyurun, işbaşına' denildiğinde kuyruğu kıstırıp tüyerler!
Galatasaray'a beş kuruşluk menfaati olmayan imzacılar. Polat gitsin, Faruk gelsin, o olmaz Ergun buyursun, o da olmaz Ali Tanrıyar gelsin, o yaşlı canım genç biri lazım geyiklerini bıraksınlar...
Yapacakları tek şey, Adnan Polat ve ekibine 2010 Mart'ına kadar destek olmak, o gün seçimlerde duruşunu sergilemek olmalıdır...
Şimdi Polat ceketini alıp giderse her şey güllük gülistanlık mı olacak?
Sanki gelecek olan kuş mu konduracak? Güldürmeyin insanı...
Aslında Galatasaray'da dışarıda düşman aramaya gerek yok, düşmanlar zaten içeride...