İmalat sanayi kapasite kullanım oranında ve aylık sanayi üretim endeksinde; yıllık bazda gerileme devam etse de, bir önceki aya göre iyileşmeler gözleniyor. Doğal olarak her olumlu veri yayınlandığında herkes aynı soruyu soruyor: 'Dibe vurduk mu?' Karanlık bir boşlukta baş aşağı düştüğünüzü farz edin. Hızınız bazen artıyor bazen azalıyor, ama sürekli düşüyorsunuz. Başınızı çarpıp durmuyorsunuz da. Öyleyse dibe vardığınızı nasıl anlayacaksınız? Herhangi bir aya ait daralma oranının bir önceki aydan düşük olması, yakın tarihte dip noktasını göreceğinize kanıt değildir. Çünkü sanayi verilerindeki iyileşme trendinin istikrar kazanması, ancak yatırım, talep ve istihdam benzeri ekonominin diğer cephelerindeki olumlu gelişmelerle mümkün olacaktır.
Gerçekte iktisadi olaylar, içinde 'insan' faktörünü barındıran diğer tüm sosyal olaylar gibi, karmaşık ve birçok etmenden etkilenen süreçlerdir. İnsanoğlu iktisadi olayları anlayabilmek ve dahası anlatabilmek için onu basitleştirme yolunu seçmiştir. Evrene hakim olduğu düşünülen lineer karakterli fizik yasalarından esinlenerek iktisadi göstergeler arasındaki ilişkiler formüle edilmiştir. Bu yüzden birçok iktisat formülü klasik fizik formüllerini çağrıştırır. Örneğin 'f=m.a' bir fizik formülüdür. 'F' kuvveti, 'M' kütleyi 'A' ise ivmeyi temsil eder. 'm.v=p.y' ise bir iktisat formülüdür. Burada 'M' para arzını 'V' paranın dolaşım hızını, 'Y' geliri, 'P' ise fiyat düzeyini temsil eder. Bu indirgeme ve soyutlama, karmaşık olayların basitleştirilerek anlaşılmasını sağlamak içindir. Oysa evrendeki birçok fiziksel olayın örnekte geçtiği gibi lineer modellerle açıklanamadığını bugün biliyoruz. Üstelik parçacık fiziğindeki, meteorolojik olaylardaki, genetikteki birçok sürecin lineer olmayan bir karakter taşıdığı görülmüştür. İktisadi olaylar da çoğunlukla lineer modellerle açıklanamazlar. Örneğin dün döviz kuru ve faiz oranları arasında var olan güçlü ilişkiyi bugün gözlemleyemiyoruz. Çünkü başka etmenler devreye girmiştir.
Geçen yılın mart ayından bu yana tüm imalat sanayii endeksi serisini bir grafiğe dökün. Bu dönem içinde süregelen daralmanın kimi zaman şiddetini artırdığı kimi zaman azalttığını göreceksiniz. Yani bir periyottaki grafik eğiminin azalmış olması, takip eden periyotta da azalacağını garanti etmiyor. Tüm bu işleyişi düşündüğümüzde, sözgelimi, 'Mart ayındaki düşüş şubata nazaran daha ılımlı, öyleyse dip yakın, toparlanma başlayacak' diyemeyiz. Bunun tersini de söyleyemeyiz. Eğer mart ayı verisi bir önceki aydan kötüyse 'durumun kötüye gitme olasılığı artıyor' demek de yanlış olacaktır. Tek söyleyebileceğimiz şudur: Daralma devam ediyor.
Öte yandan, mart ayına ilişkin sanayi üretim endeksi verisi görece iyimser bir tablo çiziyor. Şubat ayı ile karşılaştırıldığında üretimde artış var denebilir. Buna rağmen iç talepteki yetersizlik hem imalat sanayi verilerinde hem de sanayi üretim endeksi verisinde kendisini hissettiriyor.
Tüm bu arz verileri bize gösteriyor ki, ekonomiye talep yönüne müdahale edilmedikçe ne üretimin, ne de istihdamın canlandırılması olasıdır. Ekonomi yönetimi minimum maliyetle talebin nasıl canlandırılabileceğini bulmalıdır. Bütçe açığını sürdürülemez bir hale sokmayan, insanların geleceğini ipotek altına almayan, bugün kapatılan yaranın yarın daha şiddetli kanamasını sağlamayan iktisadi politika araçları geliştirilmelidir. Elbette dibi görüp, görmeyeceğimiz önemli ölçüde alacağımız bu tedbirlere bağlıdır. Ancak yine de siyasi belirsizliklerin, manipülasyonların ve uluslararası gelişmelere duyarlılığın son derece yüksek olduğu bir konjonktürde ne zaman neyin olacağını kestirmek çok kolay değildir.