AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-05-12

kategori2

Bakanların ilk sözleri

Rana'ya şu fikrimi anlattım: 'Yeni Bakanlar Kurulu'nun çok enerjik olacağını, hiç yorulmadan çalışacağını düşünüyorum.'
O da 'Neden?' diye sordu.
'Çünkü Bülent Arınç Başbakan Yardımcısı oldu ya, şimdi o mutlaka Manisa'dan tonlarca mesir macunu getirtip her Bakanlar Kurulu öncesinde arkadaşlarına ikram edecektir. Ondan çok enerjik olacaklar hatta belki de azacaklar' dedim.
Son dönemde yeni bir adet edinen Rana bu yazı fikrimi de yine beğenmedi. 'Bu dediğin absürd. Başka konu yok mu kafanda?' dedi.
Sanki memleketteki tüm fıkraları gizlice yazıp dağıtan meçhul kaynak gibi, yazı konuları düşünüp bunu her gün bizlere ileten bir meçhul kaynak varmış da sanki oradan her gün konular akıyormuş gibi söyledi bunu.
'Bende konu olmaz mı tabii ki var. Elimde Ertuğrul Özkök'ün nihayet tamamen delirmiş olduğunu kanıtlayan bir gelişmenin haberi var, bunu yazabilirim' dedim.

ALLAH KORUSUN YA MİLLİYET YAZARI OLSAYDIM NE YAPARDIK?
Anlattım Rana'ya olayı. 'Hayatımda duyduğum en saçma şey bu. Sakın ha bunu yazma, kimse inanmaz, alaya alırlar seni' diye konuştu sevgili karım. Yazı yeteneğimi tamamen öldürmek için elinden gelen her türlü manevi baskıyı yapan canım karım benim.
Şimdi de üçüncü konuyu söylememi bekliyordu.
Maazallah ben şimdi  bir Milliyet yazarı olsaydım ne yapardık? Rana ile benim aramdaki bu düzeyli ilişkimiz öyle bir durumda nasıl yürürdü bilmiyorum.
Şimdi Rana durmadan konu beğenmiyor, ben ona her defasında hep yeni konu söyleyebiliyorum ya, eğer Milliyet yazarı olsaydım o gün için elimde sadece üzerine çok uzun düşünerek bulmuş olduğum tek bir adet olağanüstü ciddi içeriği olan konum olacaktı.
Rana onu da beğenmeseydi, bu durumda söyleyecek ikinci bir konum olmazdı. Çünkü akla hemen ikinci bir yazı konusu gelmesi hiç yakışmaz bir Milliyet yazarına. Eminim ki o gazetede bu tür davranışlar ayıp bile sayılıyordur. Uzun uzun düşünüp yavaş yavaş yazacaksın Milliyet'te. İki kelimeyle anlatılabilecek meseleyi de en azından 20 kelimeyle anlatacaksın. Milliyet yazarı olabilme kriteri de bu.
Neyse, o ekol bana hiç bulaşmadı da herhangi bir günün herhangi bir saatinde kafamda en azından 3 adet yazı konusu olabiliyor. Üstelik ben o konuların hepsiyle de ilgili iyi yazabiliyorum. Bu nedenle ne zaman Milliyet adını duysam gözüm yaşarıyor. Sadece tek bir yazıyı uzunca düşünüp üstelik bunu bile iyi yazamayan yazarları hatırlayınca elimde olmadan çok hüzünleniyorum.
Gayet tabii ki Ertuğrul Özkök'ün sonunda tamamen çıldırdığını gösterecek yazıyı da kesinlikle yazacağım.
Kabul edin ki böyle bir konu elimde olduğu takdirde bunu yazmamam için benim ya ölmüş olmam gerekir ya da 2 kolumun da kopmuş olması gerekir.
Sadece kollarım kopmuş olsa dahi yazamazdım. Belki ekrana çıkıp olayı mutlaka anlatırdım.
O yazıyı yazacağım ama biraz keyfini süreyim. Daha sonra bir Milliyet yazarıymışım gibi ağırdan, haz alarak onu önümüzdeki günlerde yazacağım.

MAKAMDAKİ İLK ANLAMLI SÖZLERİ
Ama şimdi bakanların yeni makam koltuklarına oturdukları an ilk söylediklerini tahmin ettiğim lafları yazmak zorundayım:
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç: Kızım bana ilk telefon olarak Manisa Toptancı Hali'ndeki mesir macuncularını bağla.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan: Oldu olacak bari o hiperaktif çocuğu atadıkları Maliye Bakanlığı'nı da bana bağlasalardı da, her şey  dört dörtlük olsaydı.
Devlet Bakanı Zafer Çağlayan: Şu Kürşad'ın (Tüzmen) spor aletleri odada çok yer kaplıyor. Onların hemen dışarıya atılmasını istiyorum.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu: ABD ve İsrail ile diplomatik ilişkilerimizi kesmeyi düşünüyorum. İlgili birimlerden yetkililer hemen gelsinler bana.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek: Bana hemen Doğan grubu ile ilgili dosyayı getirsinler. Başbakanım nasıl olsa sorar onu, hemen. Biraz hazırlık yapmalıyım.
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül: Büzüğü sıkan varsa bir başkası bu görevi   8 yıl boyunca yapsın da göreyim o yiğidi.
Tarım ve Köy İşleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker: Başbakan'a teessüf ediyorum. Artık var olmayan bir sektörün bakanı yaptı beni. Boşluğun bakanı olmak gibi bir şey bu.

Aman Fatih dikkat et
Fatih Altaylı tamam anlıyorum, sen de benim gibi karına değer veriyorsun ve ona arada bir yalakalık yapmayı istiyorsun. Hiç sakıncası yok. Kimse karışmasın bizim keyfimize.
Ama karının kitabı çıkıyor diye ilk önce gazetende mülakat ve sonra da Habertürk kanalında sabah vaktinde haber biraz fazla olmadı mı sence de?
Şık değil  böyle şeyler. Kalite göstergesi hiç değil. Uzun vadede seni yaralar böyle şeyler.
Aşırı gayretle yapılan bu tür halkla ilişkiler faaliyeti Habertürk markasına ziyan veriyor, bilmem farkında mısın bunun?