AKŞAM GAZETESİ | Nihal Kemaloğlu | 2009-05-12

kategori2

Egzotik Mardin izlenimlerimiz

Bir gecede, Suriye'den gelen toz bulutunun içinden çıkanlar 15 dakikada aynı aileden 44 kişiyi bir anda katletmezler.
O gecenin ardında kaç yüzyıl durmaktadır?
O yüzyılların içine dürülmüş ne hikayeler ne olaylar ne gerçekler durmaktadır.
Hiçbir nefret ve kin bir gecede kendini böyle kusamaz.
Siyasi, sosyal husumetleri aşan, arazi ihtilafı sebebinin kifayetsiz kaldığı bir durum.  
'Kanlı düğün' manşetinin 'çok klişe' kaldığı bir tarihsel toplumsal gerçeklikle karşı karşıyayız.
Bu defa da alelacele geçiştirecekmişiz gibiyiz.
Aynı aileden 44 kişinin, kadın çocuk ayrımı yapılmaksızın öldürülmesi bir soy-kan katlini göstermektedir.
Soy-kan örgütlenmesinin bütün iç yasalarıyla işlediğini de...
En katı aidiyetlerin başında gelen bu aidiyet bütün dünyasını kendi hukukuyla kurar.
Yerel güç odakları halinde geniş ailelerle oluşan ilişki ağları bu ailelere özgü ahlak ve hukukun hakim olduğu alanlardır.
Aidiyet sahibi, içine doğduğu bu bağnaz dünya görüşünden uzaklaştırdığı anda 'yok olacağına' inanır.
Yasaları yaşatıldıkça kendini var kılacaktır, bu yüzden de devamlı düşmanlık üreterek husumet ve kan davalarıyla kendini diri tutar.
Bu form, şehirlerde de kendini mafyöz yapılanma olarak yeniden kuracaktır.
Yerel güç ve iktidar odağı olup kendi hukukunu dayatacaktır.
Dönüşmeyen zihniyet yeni mekanda da türeyecektir.
Bu yerel soy-kan yapılanmaları çeşitli siyasi dönemlerde kullanılır ve semirtilir.
Tahrik ve kışkırtmaya açık 'düşman' kaygısı süratle harekete geçecektir.
Güneydoğu'nun bu yaygın ve derin toplumsal formu, aşiretlere emanet edilmiştir.
Aşiret liderleri ya da şıhlarla yönetilen bu örgütlenmeler tüm Cumhuriyet tarihi boyunca da değişmemiştir.
Siyasetçi ve aşiret lideri işbirliği bütün hükmüyle sürer.
Büyük oy bloglarının oylarını kapmak üzere 'siyaset pazarlığı' her seçim döneminde işletilir.
Mardin'in Mazıdağı İlçesi'ne bağlı Bilge Köyü'nde olanlar 'vahşet' diye adlandırırken bizim vicdan payımıza da düşeni fark etmeliyiz.
Güneydoğu'yu değerlendirme şablonlarımız ya teröre endeksli yahut da egzotizme...
Ülkenin batısından Güneydoğu'ya bakanlar egzotik bir tarih ve kültür görür.
Aslında bugünden geçmişe doğru kurduğumuz bir hülya halidir, bu geçmişe yönelik hayaller geçici olarak iyi gelir.
Mardin bu egzotizmin başşehridir, akabinde Ş.Urfa onu izler.
Mardin'in şehir tarihi hoşgörü ve kültürler buluşması üzerine yükselir gündelik dilimizde.
Gerçekte Mardin methiyelerinin dizinin dibinde insanlık trajedileri hala ağlamaktadır.
Bir yanını yücelttiğimiz öte yanını yok saydığımız parçalanmış bir tarihtir.
Güneydoğu izlenimimiz oryantalist bir zihniyette vücut bulur.
Binlerce yıllık bölge kültürünün 'etnik mahiyet' kazanıp piyasada yer alması da bir oryantalizmdir.
Üstüne üstlük bu hırpalanmış sosyolojinin derin kanayan yaralarını 'töre' toptancılığına indirgemek ayrı bir aymazlıktır.
Bu yüzyıllardır süreklilik arzetmesine göz yumduğumuz örgütlenme modelini köklerinden sökecek sosyal girişimlerle 'zamanın birkaç yüzyıldır durdurulduğu' topraklara gerçekten gitmemiz icap ediyor.
Oturduğunuz şehirden gördüğünüz Türkiye'den ilgisi olmayan bir Türkiye varsa bunda sizin hiç sorumluluğunuz yok mudur?
Sizi dehşete düşüren olayların coğrafyası turistik ziyaret kıvamını aşamıyorsa bu işte bir numara olamaz mı?
Bu vahşeti doğuran mekanizma, bizim huzurla buralarda yaşamamıza ödünlü olmasın sakın?